Çekip kapayınca kapıyı ardınızdan…
Nereye çıktınız nerden çıktınız.
Bir adım ötesi sokak  bir adım öncesi eviniz ise,  o bir adım sizi nerden nereye götürmek için atıldı. Kimsiniz evde iken ve çıkınca evden kime dönüştünüz ya işe gidince kim olacaksınız.
Saçmaladığıma karar verip bu yazıyı bırakmak okumaktan vazgeçmek elinizde ve güçlü bir olasılık lakin devam ya da yeter kararı da kim olduğunuzla yakından ilişkili
Kapıları açmak ve kapamak için şarttır eşik aşan adımların atılması ve zaten kapı, eşik kimyasının fizik bulmuş hali değil midir. Hiç değiştirmiyorsa kimyanız fiziğinizi galiba kimyasız bir fizikten ibaretsiniz.
Yılda 52 Salı varsa ve hepsini aynı Salı olarak yaşamışsanız aslında aynı olanın Salı değil de siz kaldığını görmüyorsanız yaşadığınız diye inandığınız sadece yılbaşı gecesi fazladan yediğiniz, örneğin hindi ve patlattığınız şampanya yudumladığınız jack daniels den ibarettir.
Bu durumda kapıyı açmanız ya da kapatmanız hiç fark etmez kapısınız kendi duvarınızda ve açıldığında dışarı ya da kapandığında içeri, siz yoksunuz galiba duvarısınız kapınızın ya da bizatihi kendisi.
İki kapılı bir handa yolculuk etmek için kapının birincisini aşabilmeniz şarttır. Veysel’in ‘’iki kapılı bir handa gidiyorum gündüz gece ‘’ demesini üstünüze alınmayın, ol şiir her bir kişi için değil kendini oldurmayı başaranlar ve kendi benliğini,  kendine kapalı kapı olmaktan aşıp kendine açılan kapı eyleyerek kendine varmak için kendinden geçmeye – çıkmaya uğraşanlar içindir.

 

‘’Ben de isterdim / bütün günahı / çiçek koparmak olsun ellerimin / ama olmadı işte ‘’ der ya Muzaffer Tayyip ya da Rüştü Onur, Kıbrıs Türk ahalisi ve onlardan biri olan ben istemez miydik Kıbrıs sorunundan başka şeylerden de söz edelim. İsterdik lâkin herkesin, bizden gayrı herkesin yaşama alanı olan memleketi bize kambur oluverdi işte
Kıbrıs Cumhuriyeti dediler ve tımarhanenin kapısını kapadılar üstümüze. Durun nefes almak istiyoruz, şiir yazmak şarkı çığırmak, oynamak, resim yapmak bilimle uğraşmak istiyoruz, kendimizi kendi dilimizle yaşamak, Türkçe doğmak ve ölmek istiyoruz deyip yürüyünce üstümüze kapanan kapılara, dövdüler bizi.
Ne gam onlar dövdü biz büyüdük,  kapılar zaptedemedi bizi sesimiz aştı kapıları halk olduk kendi yağımızla kavurup kendi ciğerimizi
Sonrası mı.
Annem ki kendisi iğne deliğinden Hindistan’ı seyreyleyen bir bilge kişiydi çoğu anne gibi hep derdi ki ‘’etimden et keser yerim kasaba minnet etmem’’
Hatırlatayım dedim annelerimizin sözünü. Hey siz kasaba, kasaplara minnet edenler ve kasaplar. Etimizden et kesip yeme günlerini yaşadık bir daha yaşarız minnet etmeyeceğiz ve zaten kimseye de minnet borcumuz yok.
Uzak yakın ülkelerden örgütlerden uluslararası kuruluşlardan işbirlikci arayanlar ve onlara işbirlikci olanlar, sizin de anneniz vardı ve o da kasaba minnet etmeden sizi büyüttü mekteplere yolladı ve hatta veklliğinizi başkanlığınızı da en önce annenize borçlusunuz, siz minnet etmek için kasaba yalvar yakar olsanız da anneleriniz olmamıştı hiç.
Ve evet kapıyı açtık biz,kritik eşiği 21 aralık 1963 te aşmıştık, kötü yöneticilerimiz her adımımızda yeni bir duvar,kapı örse de önümüze ruhumuz yıkıp geçti ya KC kapısını artık hiç bir C durduramaz bu ,endi yolumuzda kendi iki kapılı hanımızda yetişmek için menzile yürüyoruz gündüz gece
‘’Koyun kurt ile gezerdi fikir başka başka olmasa’’
Ve son bir not annelerimizden söz ediyorum.
Hani adı Şevkiye, Hürmüs, Emine, Fatma Mukaddes Fahriye, olanlardan