Kıbrıs, hakikaten, büyük bir ada.
Uçaktan aşağıya bakınca bunu daha iyi anlıyorsunuz.
Zira ucunu göremiyorsunuz altınızda uzanan toprağın Havaalanına yaklaşıtıkça...
Adeta uçsuz bucaksız bir kara izlenimini uyandırıyor...
Tıpkı ‘koca’ bir ülke gibi...
‘Kıta’ gibi...
Karpaz ile Limnidi uçsuz bucaksız ufukta kayıp...
Nüfusa göre çok büyük Kıbrıs...
Araziler bomboş, evler tek tük...
Gece ışıklar öyle az ki!..
Kuzey’deki hayatı iyice ortaya çıkarıyor...
Kıbrıs zifiri karanlığın içinde uzanan koca bir ülkeyi gibi...
Durum, kuzeydoğuya gittikçe daha da belirginleşiyor...
İskele’ye, Yeşilköye’e, YeniErenköye’e, Karpaz’a..
Issızlığın, sessizliğin içinde‘tuhaf’ bir güzellik taşıyor buralar...
Hele Karpaz...
Öyle güzel ki hala!..
Az ve öz nüfusundan mı, bozulmamışlığından mı, yoksa zorunlu halinden midir nedir ayrı bir çekiciliği var...
Sanki Kuzey’de ayrı bir yer, memleket gibi...
Deniz ve kayalıkların içinde tıpkı bir serap gibi!..
Efsunlu!..
İnsanları da...
Yüzleri, öyle naif, öyle umutlu görünüyor ki!..
GüleryüzlüKarpazlılar...
Üstelik çoğu ‘göçmen’ olmasına rağmen!..
Demek toprak böyle bir ‘umut’ yaratıyor insanda...
Yabancılaşmayan bir hayat...
Ellerindeki nasırdan çok daha çalışkan olduklarını anlıyorsunuz...
Yolda traktörler...
Kavurucu güneş altında çiftçiler...
Çalışıyor, çalışıyor, çalışıyorlar...
Toprağın henüz kazıldığı belli; uçsuz bucaksız tarlalarda mısır, domates, salatalık, envai çeşit sebzenin yetiştirildiği belli...
Zira her tür sebzenin ve meyvenin ayrı bir tadı var buralarda...
Bu yıl kavunun, karpuzun ‘yeterince’ olmadığını söylerken bile yüzleri gülüyor bu insanların..
Hayat is, öyle yavaş, öyle sessiz ki bu coğrafyada!..
Modern hayata inat, gerçek doğanın kollarına bırakanız geliyor kendinizi...
Tıpkı o RobertPirsig kitabındaki gibi...
Kendi toprağını, insanlarını, gerçek renkleri, kokuları ve tatlarını keşfe çıkmış o ‘kayıp’ gibi..
Yolculuğunuz bitmesin istiyorsunuz...
Karpaz insanda böyle bir etki bırakıyor...
Bilgisayara eliniz varmıyor, internetsiz yapabileceğinizi anlıyor, televizyonu unutuyorsunuz...
Cep telefonlarını da
Yersiz tartışmaları...
Politik figürleri...
Saçma sapan konuları...
Ardınızda bırakıyorsunuz...
Karpaz sizinle, insan yanınızla örtüşüyor, size sizi hatırlatıyor adeta...
Nasıl bir ‘kültür’ içinde yaşadığımızı, modern hayat araçlarının nasıl kendi ‘kültürünü’ yarattığını ve bizi onun içinde hapsettiğini...
Gerçek doğadan daha ‘gerçek’ gözüktüğünü...
Biliyorum, bundan dolayı şok yaşıyoruz, her gittiğimiz ‘gerçek’ doğa parçasında, bu sürtünmeden...
Gerçek doğa ile modern kapitalist kültür arasındaki sıkışmadan, ikincisinin birincisinin yerine kendisini koymasından ve bireyi kendine tabi kılmasından...
Kıbrıs’ta böyle bir ‘şok’ yaşayacağımı hiç tahmin etmezdim doğrusu!..
Tek bir dileğim olabilir: Karpaz’ın bozulmaması!
İşte böyle uçsuz bucaksız kalması...
Yanı başımızda olması ve ne zaman istersek ona koşabilme imkanını bize sunması...
Bu bir dilektir elbette...
Dilekler ile göstergeler bazen çatışırlar; tıpkı burada rastladığım gibi...
Zira kapitalizmin bulaştığı yerde, deyiş yerindeyse, ot bitmez...
Bulaştığına ilişkin ciddi işaretler de var, doğrusu,ama onları yazmayacağım.
İstiyorum ki bu kayalıklar, bu dalgalar, bu tarlalar, bu bağlar, bahçeler, bu nasırlı eller, güler yüzler, naiflik sonunda onu yensin!






 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
Feride TELEK 4 yıl önce

elinize sağlik çok güzel yazilarinizin hepsi birbirinden değerli anlamakta biraz zorlansamda çok anlamli ve kalpten duygularla yazilmiş geldiğimde görmek isterim inşallah karpazi

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner13