Türkiye’den suyun gelmesine çok az bir süre kaldı…

2 ay…

2 ay sonra 75 milyon metre küplük su Kıbrıs’a akacak…

Akacak da, bunun nasıl dağıtılacağını, daha doğrusu dağıtımı kimlerin yapacağını bilen yok…

Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı, 9 ay önce suyun nasıl dağıtılacağına ve yönetileceğine ilişkin 3 alternatif öneriyi içeren çalışmayı tamamlayıp Bakanlar Kurulu’na verdiğini ifade ediyor.

Ancak Hükümet buna rağmen bir türlü karara varamıyor.

Sorun nedir?

Neden bir türlü karara varılamıyor?

Suyun gelmesine çok az bir süre kala yaşanan bu sıkıntı neden?

Başbakan’ın çıkıp bu kadar önemli bir projede, “asrın projesi” olarak adlandırılan projede kamuoyunu bir açıklama yapması gerekmez mi?

Neden bu spekülasyonlara izin veriliyor?..

****

Bakan Hamit Bakırcı, ayrıca, suyun yönetilmesi konusunda değişik dallarda en az 11 mühendis ve teknisyene ihtiyacın olduğunu söylüyor.

Ve “yap-işlet-devret” modelini öneriyor.

Bunlar bugün mü konuşulacak olan şeylerdir Allah aşkına!..

Suyun geleceği, projenin aşama aşama ilerlediği bilindiği halde bunun tedbirleri neden zamanında alınmaz...

Bu kadar büyük bir proje için bu aşamalar çözülemeyecek kadar zor mudur!..

Sonra “yap-işet-devret” modeli dünyada bu tür projelerde uygulanıyor mu, devletler kendi suyunun dağıtımını özel kuruluşlara veriyor mu, bir bakmak lazım...

Anlaşılan, her konuda rahat olduğumuz gibi, bu konuda da çok rahatız...

Çok yavaşız...

Umarım Arap saçına dönmek üzere olan bu projenin dağıtımıyla ilgili sıkıntılar bir an önce giderilir.

Birtakım çevrelere argüman vermeden bir an önce bu sorunlar çözülür ve Kıbrıslı Türkler rahat rahat ve sorunsuz bir biçimde suyu kullanmaya başlarlar.

****

Suyun ardından elektriğin de gelmesi müthiş bir gelişme olacaktır.

Bu proje KKTC için bir imaj projesidir.

Bir “bağımlılık projesi” değil, iyi yönetilir ve kullanılırsa ekonomik gelişmenin, toplumsal huzurun bir parçası olabilir.

Elektrik kesintileriyle canından bezmiş olan vatandaşlar bir moral olabilir.

Elektrik fiyatlarının ucuzlamasına yol açabilir.

Suyun gelişiyle sulanacak tarım arazilerinin miktarında artış olacak, insanlar tuzlu ve kireçli su kullanmak zorunda kalamayacaklar...

Güney’in karşısında çok daha güçlü bir KKTC olacak.

Ama hep diyorum ya, bu, güçlü bir devlet projeksiyonu gerektiriyor.

Siz önce kendinize ve kendi devletinize inanacaksınız.

Onu hakikaten güçlü hale getirmek için çalışacaksınız.

Onun kurumlarını yok etmek için değil, sayılarını arttırmak için savaşacaksınız.

Bunlar olmayınca böyle güzel ve pahalı projeler de ‘havada’ kalabilir.

****

Güçlü bir devlet, örneğin, çalışanları üzerinde otorite kuran bir devlettir.

Bugün devlet dairelerimizin halini herkes biliyor, nasıl işlediklerini...

Başımdan geçen bir olay, bunu bir kez daha, düşündürttü bana...

Saat 15.30’a kadar mesai var ibaresi olmasına rağmen, işimizi halletmeye çalıştığımız yerde tek bir kişi çalışıyordu.

Diğerleri öğlen arası vermişlerdi...

Saat 12.30’da...

Öğlen arası ibaresi olmamasına rağmen çalışanlar öğlen arası verebiliyorlar...

Üstelik mesai 15.30’a kadar!

Özel ile devlet sektörü arasındaki fark, herhalde, dünyanın hiçbir gelişmiş ülkesinde buradaki kadar değildir.

Özelleştirmelere karşı olan bir kişi olarak, bugün içimden “burası özel olsaydı nasıl da çalışacaktınız!” geçti doğrusu...

Elbette bu yanlış bir düşünce, öfkemden böyle düşündüm ama, devlet dairesinde çalışanlar ya da onların yöneticileri neden böyle bir sorumluluk duygusuyla hareket etmezler.

Devlette olmanın onlara daha fazla sorumluluk getirdiğini, çok daha çalışkan ve nazik olmaları gerektiğini neden bilmezler...

Nedir bu kadar rahatlık?..

Sendikalarımız biraz daha fazla ücret artışı için kendilerini adeta parçalıyorlar; eyvallah parçalasınlar...

Ama üyelerinin verimliliği için de birtakım kontrol mekanizmaları kuramazlar mı?..

Üye çalışanlarının verimliliği için projeler üretemezler mi?...

Böyle böyle yaparak, yanlış hareket ederek, tembellik yaparak, elimizdeki pozisyonları iyi değerlendirmeyerek devletimizi zayıflatıyoruz.

Ondan sonra KKTC’yi eleştiriyoruz, ‘statüko’ diyoruz, ‘uyduruk devlet’ diyoruz, diyoruz da diyoruz...

Bu şikayetlerin, emin olun, büyük çoğunluğu “Kıbrıs sorunu” ile alakalı değildir.

Basit devlet, çalışanları ve onlar ile vatandaşları arasındaki sorunlardan, bu sorunların çözülememesinden, ya da geç çözülmesinden kaynaklanıyordur.

****

Devlette her şey bir bütündür.

Nasıl suyun dağıtımıyla ilgili çok ivedi bir çözümümüz yoksa, memurlarımızın verimli çalışması, devlet dairelerimizin istenilen standartlarda işlemesi için de ne bir ortamımız, ne de çalışmamız vardır.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner13