Sürekli acıklı sözlerle, benzer seslerle müzik yapmak...
Görüntüler bile klişe...
Açılar...
Efektler...
Bir Türkçe pop müziği klibini izlediğinizde kapıldığınınız duygu ‘bunu bir yerlerden hatırlıyorum’ oluyor hep...
Gençlerimizin bu kadar ilgiyle takip ettiği bir endüstrinin bu denli yavanlığı, düşmüşlüğü, doğrusu, insanı düşündürüyor.
Hoş, bütün pop müzik endüstrileri böyledir ya dünyada...
Ama bizimkiler çok daha ‘ilginç’, ‘yavan’ değil mi?..
Öyle öğretici yanlar içeriyor ki!..
Hem sosyolojik yanımızla hem de çağın düşmüşlüğüyle bizi yüzleştiriyorlar...
***
Sıkılmazlar mı pop müzik ‘sanatçıları’ sürekli ayrılık acısından bahsetmekten?..
“Sen beni terk ettin”, “sensiz yapamam”, “ölüyorum bitiyorum”, “gül senin tenin ben de güller içine kafesteyim”, “geberiyorum aşkından”...
Bitmez mi bu Küçük Emrahvari yakarışlar...
Sıkılmazlar mı hiç intikam sözcüklerinden?...
“Yarına kalsa da yanına kalmaz”, “ilahi adalet denen bir şey var”, “göreceksin gününü!”...
Bunlara eşlik eden ‘soundlar’da hep dımtıs-dımtıs, dımtıs-dımtıs...
Küçük Emrah’ın o çok atıf yapılan acıklı şarkılarından (örneğin “Acıların Çocuğuyum”) pek farklı değiller...
Demek pek az şey değişmiş o günlerden, 1980’lerden, bugüne...
Sadece sound’lar farklı...
Bir de şarkıcı isimleri...
***
Tekno-müziğin, zahmetsiz üretimin etkisine çok daha açık bir şarkı üretimi var...
Bunlar popüler oluyorsa, dinleyiciler hiç sıkılmadan, bezmeden bunları dinliyor ve popüler yapıyorlarsa burada durup iki kez düşünmek gerekir...
Zira üretimin aynasında aynı zamanda insana ilişkin yansımalar da vardır.
Böyle düşmüş müzikler, gürültüler ‘müzik’ oluyorsa eğer, popüler hale geliyorlarsa, müziksel üretimin bütün sanatsal alanlarını bastırıyorlarsa ve kendilerinin dışındaki müziklerin (örneğin Klasik müzik) bir tarafa bırakılmasına (halk katında) neden oluyorlarsa bunların da sorgulanması elzemdir.
Bu tür müzikler, eğer Alman müzikolog Adorno’nun analizini ödünç alırsam, insanı sisteme entegre eden, işteki dehşet düzeninin boş zamanlarda da devam etmesine neden olan‘müzik’lerdir.
Masum görüntülerinin ardında insanı biraz daha indirgeyen dehşetengiz bir düzenibarındırırlar.
Bundan dolayı, bir şarkıda “ölüyorum, bitiyorum”u duyan kişi, buna tempo tutan kişi, sadece kendisini ‘yatıştırmaz’, aynı zamanda, alttan alta, sistemin ideolojik mekanizmalarını da alımlar, kendi hayatına, düşüncelerine, duygularına katar.
Böylelikle, dünyayı sadece ikili ilişkilerden ibaret sanabilir, ya da aşka, sevgiye, cinselliğe ilişkin çok yanlış bir bilinci kendisinde geliştirebilir...
Bunları yavaş yavaş kendi zihninde depolayan bir insanın halini düşünebiliyor musunuz!..
Aşkı intikam duygularıyla işleyen, terketmeye şans tanımayan, terk edilmeyi ‘içine sindiremeyen’, duyguların konuşulduğu bir şarkıda vurmak ve vurulmaktan (“kendini bana vurdurtmasın!”) bahseden bir müzik ne kadar ‘müzik’tir, ne kadar ‘gerçek’ insanı yansıtmaktadır!
Böyle bir alımlama dünyasında, elbette, mükemmel orkestrasyonuyla, hiçbir ‘rastlantıya’, hiçbir fazlalığa ve eksikliğe izin vermeyen bir Schubert, bir Mozart, bir Bach sonatı, senfonisipek bir anlam ifade etmeyecektir.
***
Eğer bu müzikler ‘değersiz’ ise, düşmüşlüğün birer yansımasıysalar neden dinlenmektedir öyleyse?
Soru bu endüstrinin bizzat neden doğduğunu, nasıl yapay bir ihtiyaç haline geldiğini de ortaya çıkaran bir boyut içeriyor...
Siz akşama kadar çalışmış, oradan oraya koşturmuş, dermansız kalmış bir insana bir Şostakoviç dinletebilir misiniz?
Elbette hayır...
Böyle bir insanın ayaklarını uzattığında hissedeceği ilk şey zorlanmadan dinlenmek olacaktır.
Hayatın, yine bir başka Adorno analizini ödünç alırsam, işteki dehşet düzeninin devam edebilmesi için bu insanın elbette ‘damardan alması’ kaçınılmazdır...
Almalıdır ki bir sonraki güne kendisini hazır hissedebilsin...
Şotakoviç’in senfonilerini anlayabilmesi için, hem sesleri, enstrümanları, ve orkestrasyonu öğrenmesi hem de o senfoniyle ilgili yeterli bilgiye ulaşması zorunludur.
Aksi taktirde bu müziğin mükemmeliyetini anlayamaz.
Bu da başka bir zahmet, başka bir emek isteyen bir süreçtir elbette.
Bu sürece katlanmaktansa damardan almak, en kolayına kaçıp onu dinlemek ve ‘dinlenmek’ yeğlenmektedir.
***
Sistem bir bütündür.
Sadece fabrikalarda, işte, iş ilişkilerinde, üretim ilişkilerinde açığa çıkmaz...
Sokakta, televizyonda, şarkılarda, popüler trendlerdedir de...

 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Misafir Avatar
Feride Telek 4 yıl önce

eline , kalemine gönlüne sağlık

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner13