Yaşam:
Esarette 87 Gün!

Cüneyt Ünal birkaç günlük diye Suriye’ye çalışmaya gidiyor fakat esarete gittiğini bilmiyordu. Suriye’de seksen yedi gün işkence görerek Suriyeli askerlerin eline düştü. Haber için gittiği Halep kentine yanında arkadaşı vardı çatışma sırasında hayatını kaybetti.  Arkadaşını en son gördüğünde yerde yatıyordu. Yakalandığı ilk gün hapse atıldı. Birçok zorlu günlerini nasıl atlattığını anlattı.

DAHA ÖNCEDESİNDE IRAK, GAZZE SAVAVAŞINDA BULUNDUĞUM İÇİN TECRÜBELERİME DAYANARAKTAN TEKLİFİ KABUL ETTİM
Ben bu mesleğe 1992 senesinde başladım. O zamanlar çok ufaktım orta sonda bu mesleğe başladım. Hem okudum hem çalıştım abilerimizden gördüğümüz tecrübe ile kendi tecrübelerime de bir şeylerde katarak bu sektörde yirmi altı senemi doldurdum. En son 2009-2012 senesinde üç sene boyunca İsrail’de yaşadım. İsrail’den döndükten sonrada bu sefer işsizlik dönemi başladı benim için bu işsizlik dönemi gibi her kameraman gibi freelance çalışarak ve hayata tutunmak için böyle bir yolda devam ettim. El Hurra televizyonunda Bashar Fehmi Kadumi bir firma ile anlaşıyor ve o firmada beni arıyor aracı bir prodüksiyon kuruluyla dedikleri ‘’ bir on günlük bir iş var uzarsa da ona göre tekrar uzatabiliriz.’’ O dönemde nereden iş gelirse gelsin benim için sıkıntı değildi. Neden 2012 senesinde Suriye’ye atlıyorum böyle o da daha öncesinde Irak, Gazze savaşlarında bulunduğum için tecrübelerime dayanaraktan teklifi kabul ettim. 
 



SAVAŞIN BU KADAR UZUN SÜRECEĞİNİ KİMSE BEKLEMİYORDU

İstanbul’da yaşıyorum, bir buçuk yaşında kızım var, İstanbul’dan Akra’ya dönmem gerekiyor ve kalıcı bir işe de ihtiyacım var diyerekten bu işi kabul ettim. Suriye’ye gidiyorum.  Arife günü ilk önce bir planlama yapıyoruz Bashar Fehmi Kadumi ile Suriyeliler bayramı nasıl geçiriyor savaş ortamında yaşantıları nasıl sürüyor çünkü daha savaşın başlaması iki yıl olmuştu. Bu kadar uzun süreceğini kimse beklemiyordu dokuzuncu senesi oldu. Bayramın birinci günü giriş yaptık görüntülerimizi çekip haberlerimizi yaptık ve Kilis’e geri döndük. 
Yanımdaki muhabir arkadaşım sabah iki Japon muhabir arkadaşla muhalif güçler bize araba ayarladı Halep’e gideceğiz dedi. Tamam dedik ve sabah oldu iki Japon gazeteci ve ikisi de karı koca arabaya bindik ve bir buçuk iki saat yol sürdü. Japon gazeteci anons çekiyor kocası da kameramanlık yapıyor ve kendisi de hem foto muhabir hem de muhabirlik yapıyordu. Bunları çektikten sonra Halep’ e geldik Halep’in girişinde dört yolda bizi geri çevirdiler. Başar’ın Arapçası olduğu için gidip konuştu buraya çekim yapmak için geldiğimiz söyledi. Bizim geçmemize izin verdiler itfaiye garajının olduğu bir yere götürdüler. Orada beklemeye başladık birileri gelip gidiyor iki üç saat beklemeye başladık.

RESMEN FİLM SAHNESİNİN ORTASINDA GİBİ HİSSETTİM 
Öğleden sonra saat dört gibi Rus savaş uçakları havada belirmeye başladı. Bir anda herkes panikledi herkes kaçmaya başladı kimisi uçağa ateş etmeye başladı. Resmen film sahnesinin ortasındayız  uçak birinci bombayı bıraktı bir binayı bombaladı daha sonra ikinci bombayı attı bu sırada arkadaşım anonsunu yapıyor bende hayretle etrafı izliyorum. Geceden kalan direnişçiler hemen oldukları yerden çıkıp uçak savara ateş etmeye başladılar. 
Başar’a dedim ki buradan çıkalım ve uçak bir daha gelirse burayı da bombalar uçak bir üçüncü kez daha geçti ama etrafı bombalamadı.  Bu sırada biz görüntüleri çekip anonsu yaptıktan sonra bir pikaplı araba geldi, ve sizi bombanın olduğu yere götüreyim dedikten sonra toplanıp gittik. Bizi yakın bir yerde indirdi ve kendisinin daha fazla gelemeyeceğini diyerek bizi orada bıraktı. 

O KADAR SIK ATEŞ EDİYORLARDI Kİ DUVARDA SİVRİ SİNEK OLSA ONU BİLE VURACAK TÜRDEN BİR ÇATIŞMA YAŞANDI
Bebek pusetini içinde yeni evli olan bir çiftin kaçtığını gördüm. Başar arkadaşım Arapçası olduğu için gidip onlara soru sordu ne oldu neden kaçıyorsunuz? Sadece çocuklarını almışlar kıyafet ya da kişisel başka bir şey değil sadece bebeklerini alıp kaçıyorlar. Röportajımız bitene kadar sokak ortasında bir anda bir çatışma başladı. Hemen sağımızda olan apartmana girdik. Ben yine kamerayı açtım kapını önüne bıraktım ve apartmana saklandım. Daha sonra kafamı çıkartım dışarı baktığımda gördüğüm manzara ise o kadar sık ateş ediyorlardı ki duvarda sinek olsa onu bile vuracak cinste bir çatışma yaşanıyordu.



ÇATIŞAMADA OLAN İNSANLAR ESAD’IN AFLA SALDIĞI İNSANLARDI

Çaprazlama ilerliyorlar bu çaprazlama yapan kişiler Esad’ın hapishanelerdeki afla salıverdiği benim için çatışacak insanlardı. Çünkü Suriye’nin kendi askerleri arkadan geliyor ön güvenliği onlar oluşturuyorlar daha sonra arkada olan askerler geliyorlar. Adamların üzerindeki kıyafetler kötü üzerinde sadece mermi ve mataraları bile yok. Eski püskü kıyafetlerle dolaşan insanlar çarpışıyor. Bunları daha sonra tutuklandığım zaman gördüm.

JAPON GAZETECİ KADIN YARALANDIKTAN SONRA ADAMIN BİRİ GİDİP KADININ KAFASINA SIKIP RESMEN SOKAKTA İNFAZ YAPIYOR
İlk kamerayı almaya gidiyorum Başar bana kamerayı al bizi görürlerse bize de saldırır ve bize de öldürürler. Tamam dedikten sonra çıkıyorum ve o sırada yine dışarıda büyük bir kalabalık var. Bir yerde insanlar öbeklenmiş bir şekilde bende ne olduğunun anlamaya çalışıyorum insanlar orayla ilgileniyor etraflarını  unutmuşlar ve sokağı ele geçirmişler ve etrafta kimse kalmamış. Bakıyorum ki Japon kadın gazeteci yerde yatıyor onu görüyorum onların üzerinde de çelik yelek vardı. Çelik yelek olmasına rağmen boynundan kurşununu yemiş bir şekilde yerde yatıyor. Birisi gelip kadına bakıyor ve sağına soluna baktıktan sonra kadının kafasına sıkıp sokakta infaz yapıyor. 
Koçasıda bunları görüyor kadın sokak ortasında öldürülüyor ve eşi daha sonra cenazeyi alıp Türkiye’ye dönüyor. İçeriye geçiyorum sonra çatışma tekrar başlıyor ve korkup tekrardan içeri giriyorum. Daha sonra Başak’a yönelip ‘’kaldık burada yapacak bir şey yok sesimizi çıkartmadan burada bekleyelim.’’ Biraz zaman geçtikten sonra etraf süt liman oluyor ve kendimizi dışarı atıp buradan gitmemiz gerektiğini söyledim. Benim hemen kapının yanında bir Suriyeli asker beliriyor bu da Esad’ın resmi askeri hedefimiz belirliyor ve adam bizi görüyor.

ARKADAŞIM VURULDU ÜZERİNDE ÇELİK YELEK OLSAYDI BELKİ KURTULMUŞ OLACAKTI
Başar’ın elinde de küçük bir kamera var o da detay görüntü almak için çekim yapıyordu. Başar diyorum asker de bizi görüyor elimizde de kamera var. Tam yarım tarafa doğru hareket ederken tek bir el ateş açıyor.  Arkadaşım ah vuruldum diyor üzerinde çelik yelek olmamasına rağmen eğer ki üzerinde çelik yelek olmuş olsaydı belki kurtulmuş olacaktı. Ah vuruldum dedikten sonra midesinin sol tarafında kurşunu yemiş. Alıyorum arkadaşımı nereden vuruldun diyorum açıyorum gömleğini kan izi bulamıyorum. Ne oldu diye tekrar soruyorum elini kapattığı için ben göremiyorum. İçeri alıp duvara yaslıyorum çatışma bu sefer tekrar başlıyor. 
Gazeteci vuruldu diyorum kimse duymuyor daha sonra apartmana çıkıyorum insanlar evde ama kapıyı açan yok içeriden bir sürü ses geliyor ama kimse kapıyı açmıyor. Sokak ortasında çatışma var ne yapacağımı şaşırdım. Apartmanın kapısından bakıyorum adamın birisi duvara karşı saydırıyor. Gazeteci vuruldu diyorum adam beni görüp tekrardan çatışmaya devam etti. Ne diyor kim bu diyerekten daha sonra arkadaşımı yere uzattıktan sonra arkadaşımı yere uzattım sırtından kanlar geldiğini gördüm.

ARKADAŞIM: ALLAHIM ÇOCUKLARIM SANA EMANET SEN ONLARI KORU
Kuruşun içine girmiş ve arkadan patlamış. Boynumda puşi vardı onu çıkartım yaranın olduğu yere tampon yaptım. Artık gözler gitmeye başladı. Allah’ım çocuklarım sana emanet dedi sen onları koru onu sakinleştirmeye başladım. Başar kendini topla buradan beraber çıkacağız. Bir andan arkadaşımı motive etmeye çalışıyorum bir yandan da gazeteci vuruldu diye bağırıyorum. Buradan birlikte çıkınca beraber çıkınca helalleşeceğiz. Daha sonra gözler gitmeye başladı o sırada da çatışma bitti.  Arkadaşım son direnme aşamasında ‘’Allah’ım çocuklarım sana emanet’’ kelime-i şehadet getiriyor. Bırakma kendini diyorum sonrasında bir adam gelip arkadaşını al götür buradan başımız belaya girmesin diyor.

ARKADAŞIMI SON GÖRDÜĞÜMDE ‘’KARNIM ŞİŞMEYE BAŞLADI’’ 
Adam dışarıya eslendi Arapça bir şeyler söyledi. İki kişi geldi ve onlara telefon sordum arkadaşı vuruldu dedim. Aslında telefonla biraz önce konuştu telefonu da cebine koydu. Vermedi telefonu kim olduğumuzu sordu gazeteci olduğumu söyledim kimliklere baktılar. Başar da kimliğini gösterdi daha sonra kimsiniz gazeteci olduğumu ve Türk olduğumuzu söyledim. Arapça bir şeyler söyledi ve üzerindeki tişörtü kafama geçirdi kollarımı da geriye tuttu ve beni sokağın ortasında attı. En son arkadaşımı gördüğümde bana bir şey söylemişti ‘’karnım şişmeye başladı.’’ İç kanama olmuştu artık beni sokak ortasına attılar Halep’in içinde bir güzel dövdüler.

HER ŞEY FİLM ŞERİDİ GİBİ GEÇTİ. ‘’ALLAHIM BU BÖYLE BİTMEMELİ’’
Her gelen vuruyor. Sokağın ortasında otuz dakika boyunca dayak yedim. Bir tek taşlamadıkları kaldı. Adamın birisi gelip beni dükkanlardan birinin önüne yapıştırdı. Esad için çatışan adamlardan birisi geldi ve kalaşnikofu bana doğru yöneltti bir an her şey film şeridi gibi geldi gitti. Dedim ki ‘’Allah’ım bu böyle bitmemeli.’’ O sırada çocuğumu düşünüyorum, eşimi düşünüyorum bu böyle bitmemeli.
Adam silahı ağzıma yöneltti ‘’ where is the camera’’ dedi İngilizce sordu, cevabım yok çünkü beni dövdüler, elimdeki her şeyi aldılar o sıra kameranın nerede olduğunu bilmiyorum. Etrafımda bir sürü insan var, silahlı adam var, adamın gözleri kan gölüne bürünüş gözleri var. Görebildiğim sadece silah ve adamın yüzü, etrafımda ki her şey flulaşmıştı. Hani şey oluyor ya ‘’ölüdür onu, vur, gaza getiren söylemler olur ya onu diyorlar diye düşünüyorum.’’
Arkadan adam bağırıyor ‘’kamerası burada’’ alın götürün der gibi beni pikabın içene fırlattılar. Pikabın içene bindim fakat orada da beni dövmeye devam ediyorlar. Bu sefer sivil polisler var suratımı tutup öyle ce suratıma vuruyorlar. Ağlıyorum ağzımdan burnumdan kan geliyor. Türkçe yalvarıp ağlamaya başladım. 

BENİMLE İYİ ASKER KÖTÜ ASKERİ OYNAMAYA BAŞLADILAR
O zamanlar  Işıd şuan ki Deaş olalı Işıd’in eline düşen askerleri kurşuna dizerlerdi. Görüntüleri yayınlanmıştı herhalde beni de kurşunlanmaya götürüyorlar dedim. Tam onu düşünürken beni karakola götürdüler. Karakola gittik yine tişörtü kafama geçirip duvarın dibine oturttular. O sırada ben perişan içindeyim ağzım burnum kan içinde bu seferde benimle iyi asker kötü asker oynamaya başladılar benimle kimisi beni kaldırım ne oldu gel elini yüzünü yıka daha sonra başkası gelip bağırıp beni dövmeye devam ediyor. Sonara başkası gelip ne oldu dedikten sonra çay içirdiler, çay da içitim.

KÜRT ADAM: SURİYEYİ İŞGAL ETMİŞ İNSANLAR VAR. BİZ TOPRAĞIMIZI KORUYORUZ
Asker postalıyla birisi böğrüme teme attı ve o an dedim ki kaburgam kırıldı. Nefesim kesildi öleceğimi düşündüm zaten ağzı burnum kan içinde tam biraz toparlanmaya başlarken Kürdün birisi geldi. Kürt aksanıyla konuşan ‘’merhaba’’ dedi abi ‘’Türk müsün?’’ dedim ‘’hayır Kürdüm’’ dedikten sonra ‘’bak ben PKKlıyıım’’ dedi ve Esad için çalıştığını söyledi. 
Adam: Neden buraya geldiniz?
Cüneyt Ünal: savaş için buraya geldik.
Adam: Yok burada savaş. Gidin buradan burada Suriye’yi işgal etmiş insan var biz onları için mücadele ediyoruz. Türkiye’dekiler gibi sizin askeriniz mücadele yapıyor. Biz kendi toprağımızı savunuyoruz. 
Parmağımdaki yüzüğü ve cebimde yüz dolar vardı onları aldı. 
Adam: Beka ben bunları kurulacak olan Kürt devleti için alıyorum. Dedikten sonra mesajını bıraktı ve gitti. 
Yanıma sokaktan topladıkları ihanet eden insanları toplayıp yanıma getirdiler, biz olduk yedi kişi akşam hava karardı beni biraz daha ayrı tuttular gazeteci olduğum için, ‘’kimsin, nereden geldin’’ soruları sordular bende gazeteci olduğumu Ankara’dan geldiğimi söyledim. 
Polis : Hani giriş belgen?
Cüneyt Ünal:  Üzerimde bir şey kalmadı her şeyi aldılar.
Polis: Bizim vize sınırlarımızda teröristler var. Senin girişin gözükmüyor sen kaçak yollarla giriş yapmışsın. 

KAÇAK GİRDİĞİN İÇİN BAYAĞI HAPİS YATACAKSIN DEDİLER
Gerçekten öyle sınırın güvenliği Özgür Suriye Ordusunun elinde Esad’ın elinde değil. ‘’Kaçak giriyorsun kayıtlarda görünmüyorsun’’ dedi. ‘’Kaçak girdiğin için bayağı bir hapis yatacaksın’’ dediler. Ne kadar yatacağımı sordum arkadan gelen birisi kafa bulur gibi ‘’maybe six, maybe seven, maybe one years’’diyerekten gülüp gitti. Bu seferde ne diyorsunuz dedim kendi kendime ay tamam dört beş ayıda anlarım dava olur diye beklerken dalga geçen askerleriydi akşam oldu beni alıp Jipe bindirdiler. Kafama yine tişört geçirdiler yolu nereden gittiğimi de bilmiyorum. 

TÜM GAZETECİLERİ ÖLDÜRDÜK BU NEDEN BURADA
Sağımda solumda asker ve hapishaneye gittik. Oradan birisi bağırdı al bunu bu gazeteci bunu ayrı bir yere koyacağız. Orada da sorgulamaya başladılar. Sahada çatışan bir komutan kan ter içinde içeri geldi. Adamın yaptığı tek hareket şu ‘’ Amerikan, İngiliz, Japon halas yaptık’’ öldürdük dedi yani tüm gazetecileri bunu neden burada tutuyorsunuz dedi. 

BEN SOLAK DEĞİLİM BOZUKA SOL ELLE ATILMAZ
Orada beklerken üç bavul dolusu cihaz geldi. Cem telefonları, fotoğraf makineleri, bilgisayarlar, kameralar üç bavul dolusu valizden söz ediyorum. Cihazları açıp bakıyorlar o sırada da Japon gazetecinin kamerası oradaydı üzeri kanlıydı. Kadın da itfaiye garajında beklerken benim de tek kare fotoğrafımı çekmişti anı olsun diyerekten yanımda bazukalı bir çocukla fotoğrafımı çekmişti. Ben onu kötü art niyetle kullanacaklarını bilmiyordum. Daha sonra sol elle tutulmuş bazukalı bir resmimi yayınladılar. Türkiye Cumhuriyet’inin Ak Partinin mit ajanı diyerekten Suriye televizyonlarında bunu döndürdüler. Ben ki Libya, Gazze, Irak savaşında bulundum elime tüfek, mermi bile almayan insan elimde bazukayla poz vereceğim olacak iş değil. Uçak savarın içe oturmuş kamera ile oturmuş adamım sonuçta fotoğraf fotomontaj arkadaşlar daha sonra fotoğrafa baktırdılar fotomontaj olduğu belirlendi.  Ayrıca ben solak değilim bozuka da sol elle atılmaz. 
Onlar bavulları incelerken adamın birisi geldi aç mısın dedi ve aç olduğumu söyledim bana lavaşın ortasına patates koyup bir tane de su verdi. Oturup duvarın dibinde yemeye başladım ve sorguya gireceğimi söylediler. Bir tane Türkçe konuşan bir Kürt Esad için çalışan gömlekli , kumaş pantolon giyinmiş adamın birisi geldi ve beni bir odaya aldılar. 
Türkçe konuşan adam:  Ben Suriye’de çalışan elemanım. Dedi
Cüneyt Ünal: Türkiye’nin konsolosluğu ve elçiliği de kalmadı. Siz öyle birisi değilsiniz diye düşünüyorum. 
Adama bu cevabı verince tokadı vurdu. Tokadı vurmasıyla dengemi kaybedip yere düştüm.
Türkçe konuşan adam: Burada sen değil ben seni sorgularım. Neden geldin, nasıl geldin gibi soruları tekrardan sordular.

TÜRK ASKERİNİ TERÖRİST OLARAK GÖRÜYORLAR
Savaş için geldim dedikten sonra ‘’burada savaş yok teröristler var biz o teröristleri temizlemeye çalışıyoruz. Türkiye’deki gibi sizin yaptığınızı yapıyoruz’ dedi. Onlar kendi ülkelerinin Kürdistan olarak görüyorlar Türk askerini de terörist olarak görüyorlar ki onlarla mücadele ettiklerini söylüyorlar. Onların düşünceleri de bu ‘’buralar bizim topraklarımız sizin ne işiniz var burada burayı işgale etmeye mi geldiniz.’’ Onların kafalarındaki düşüncedir.
Buraya kaçak yollarla geldiğimi söylediler.
-kaçak yollara girmişsin.
Cüneyt Ünal: kaçak yollarla girmedim, pasaportla girdim.
-kaydın burada görünmüyor. Hapis yatacaksın.
Cüneyt Ünal: Ne kadar kalacağım.
-bilmiyorum ona ben karar vermiyorum. Adam çekti gitti.

BENİ ATTIKLARI HÜCRE BEŞ ADIMA İKİ ADIM
Beni tek kişilik bir hücreye attılar. Bu hücre beş adıma iki adım yalan yok yer beton bir tane battaniye verdiler, üzerimde kanlı tişörtüm ve pantolonum var. Arada birisi gelip bir şeyler soru sorup ve gidiyor. Bir hafta boyunca hep diken üzerinde oldum. Hep betonda yattım hatta adamın birisi şu soruyu sordu.
-Türkiye’de dolar ne kadar.

ÜÇ AYDA DOKSAN SEKİZ KİLO İLE GİRDİM ATMIŞ SEKİZ KİLO İLE GERİ DÖNÜM
O zamanlar yedi yüzlerdeydi daha binlere çıkmamıştı. Hatta sünnetli olup olmadığıma bile baktılar. Uzun bir süre tek hücrede, betonda sabahları sade yarım haşlanmış patates, akşamları da bol taşlı bulgur pilavı verdiler. O bulgur pilavı da hamam taslarını kapının önüne bırakıp bir iki saat bekletip daha sonra kapıyı açıyordu üzerinde de bir su döküp ‘’al yemeğini’’ diyordu. Lapa gibi bir şeydi pişmiş mi pişmemiş mi anlamıyorsun. Üç ayda doksan sekiz kilo ile gittim atmış sekiz kilo ile geri döndüm.

ZAMAN KAVRAMINI İPTAL ETTİLER
Hücrenin içinde su, tuvalet hiçbir şey yok. Kapının üzerinde dört parmak bir boşluk vardı o dört parmaklı boşluktan koridordaki ışıktan ışığın süzülmesiyle hücrenin içerisini görebiliyordum. Karşı tarafımda da bir hücre vardı o hücrenin penceresi o da duvara bakıyordu. Zıplayarak pencereye bakıyordum günün aydınlık mı karanlık mı olduğunu oradan anlıyordum. Çünkü zaman kavramını iptal ediyorlar. 

HER GECE ORTALAMA ON İNSANIN İŞKENCE SESİNE UYANIYORDUM
Her gece ortalama on insanın işkencesiyle uyandığımı biliyorum. Geceleri işkence yapıyorlar gündüzleri uyutuyorlar. İnsanlara zamanı unutturuyorlar. Birkaç kişiyi serbest bırakırken şehit oldum. İnsanları dayak yemiş bir şekilde gece serbest bırakıyorlar. Kendi zaman dilimlerine uyarlanmış olarak alıp tuvalete götürüyorlar. Tuvalete bir gidiyorum köşede bir karış kanlı elbise parçaları, saçlar, deri kokusu, kan koşundan tuvalete girilmiyordu.
Bir gün hiç unutmuyorum benim hücremin sağına döndükten sonra uzun koridoruna döndüğümde yedi yaşında ya var yok bir tane çocuk yatıyor. Altında peştamal ayak tabanları dayak yemekten dümdüz olmuş, derisi kalmamış belki de bayılmış yatıyordu. 

GECELERİ UYAYABİLMEK İÇİN ÜZERİMDE Kİ TİŞÖRTÜ ÇIKARIP KAFAMA BAĞLIYORDUM
Bir gün bir gördüm birisini Filistin askısına asmışlar üzerinde pembe gömlek, altında kumaş pantolon iyi giyimli bir adam adamı ikinci gün gördüğümde göleği çıkmıştı altında pantolonu duruyordu, üçüncü gün gördüğümde ise adamı tamamen soymuşlardı ve dördüncü gün adam yoktu. Koridor böyle bir koridordu her gece bağırış çağırış sesleri duyuyordum üzerimdeki tişörtü çıkarıp kafama bağlıyordum kulaklarımı tıkayıp uyumaya çalışıyordum.

BANYO OLMADIĞI İÇİN YETMİŞ ÜÇÜNCÜ GÜNDE BİTLENDİM
Yetmiş beş gün boyunca banyo yapmadım. Yetmiş üçüncü günde bitlendim yetmiş beşinci güne de beni banyoya soktular ama o bit gitmiyor. Sıcak su sıcak su değil, ılık su ılık değil farklı bir suyla yıkanıyorsun. Ufak bir arap sabunu verdiler  bir tane de bez parçası verip kurulanırsın dediler. Duştan çıktıktan sonra arap sabununu aldım çamaşırımın arasına koydum. Biliyorum ki o bir gitmeyecek a duştan sonra hücreye geçtim. Arap sabununu çıkarıp vücuduma sürdüm kuru kuru vücudumu yaktım o sabunla battaniyeyi de üzerime kapattım hafiften bir yanmaya başladım çünkü hala üzerimde bit var. İki gün boyunca sabunu kendi bedenime uygulandım, temizlendim. Bir yerden bildiğim değil kendim keşfettim. Atletimin kenarını söktüm iyice zayıfladığım için pantolunum düşmeye başlatınca kemer gibi bağladım. 

BENİ BURADA ÖLDÜRECEKLER YA DA KAÇIRACAKLAR DİYE ÇOK KORKUYORDUM
Bir gece bir uyandım kapı inanılmaz derecede kapı sallanıyor. Savaş uçakları geçiyor adamlar bomba atıyor ‘’öleceğiz burada’’ dedim. Bu esnada adamlar  sakin davranıyordu. Hapishanenin etrafını bombalıyorlar kapı basınçtan sallanıyor ve o gece uyuyamadım. Libya’da gördüğümde adam hastanedekilerin kafasına sıkıp sıkıp kaçıyorlardı. Bir hafta o korkuyla yaşadım çünkü o bombalama bir hafta arayla devam etti. Beni burada ya öldürecekler ya da kaçıracaklar diye korkuyordum.

HER HAFTA ESAD’IN REMİNİNİN ÖNÜNDE DAYAK YEDİM
Böyle düşünürken üç gün sonra beni Şam’a kaçırdılar. Ben dışarıda olan olaylardan habersizim, kimseyi görmedim gökyüzünü bile görmedim. Tuvalet hücre sadece gittiğim yer o kadar. Bir gün yine gündüz kapı açıldı. Hareket yaptı ‘’hadi kalk gidiyorsun’’ der gibi gösterdi. Herhalde yine dayak yemeye gidiyorum dedim çünkü her hafta dayak yedim. Müdürün yanına götürüp Esad resminin yanına koyuyorlardı beni ‘’Esad güçlüdür, şöyledir, böyledir’’ diyerekten beni tokatlatıp aşağı hücreme götürüyorlardı, yanaklarım kıp kırmızı oluyordu. 
Kendi kendime dediğim ‘’salı günleri mecliste grup toplantısı var. Sayın Erdoğan yine konuştu Esad hakkında yine konuştu hıncını benden alıyorlar. Çünkü her hafta dayak yedim.’’ Her hafta böyle bir şey olduğu için bekliyordum. Daha sonra orada çalışan bir çocuk elinde bir çanta ve elindeki dosyayı tutuşturdu o an dedim ki ‘’beni bir yere görecekler.’’ Çünkü son zamanlarda hapishanenin etrafında çatışmalar artmıştı. Yine arabaya bindirdiler beni o sıra ‘’araban atlayıp kaçsam mı diye düşündüm’’ bu seferde beni vuracaklar korkusuyla yaşıyorum.

İLK DEFA İNSAN YÜZÜ GÖRÜYORUM
İlk defa dışarıdayım, insan yüzü görüyorum. Beni askeri havalimanına götürdüler. Çocuğa soruyorum ‘’beni nereye götürüyorsunuz’’ dedikten sonra ters davrandı daha sonra helikopter geldi. O helikoptere de özel izinle gelen insanlar var. Uçağa bindik Halep’e gittik ve uçakta insanlar, özel izinle binmiş insanlar ve bende uçaktayım. Uçak savarlar var ada her ihtimale karşı duruyor ve bir anda sesler duymaya başladım ne olduğunu anlamadım. Helikopterin içinde olan askerler helikopterden aşağı ateş atamaya başladılar. Bir gün içinde yaşadığım maceraya şaşırdım. Halep havalimanına indik beni ayrı bir yere aldılar.

BENİ ÖYLE BİR KAÇIRIYORLARDI Kİ HAVALİMANINA BAŞKA BÖLGEDEN GİDİYORDUK
Yine özel izinle binen inanları Şam’a götürüyorlar. Beni de aldılar en arkaya götürdüler ellerimde de de kelepçeler var ve yanıma kimseyi oturtmadılar. Aldılar beni Şam’a götürdüler ve havalimanında bir gece kaldım. Bu sefer elime demir değil plastik kelepçe geçirdiler. İki araba Esad’ın askerleri ve hapishane görevlileri yine kafama tişört geçirip yatırdılar. Başka bir hapishaneye iki araba gittik. Beni öyle bir kaçırıyorlar ki havalimanına başka bölgeden gidiyoruz.
Hapishanede son üç günüm öyle geçti ama tam hapishane değildi ve odada bir tane deri koltuk vardı. Hapishanenin müdürü geldi ve İngilizce çat pat benimle konuştu. Bana bakıp ‘’önce güzel bir suda güzel bir banyo yap’’ dedi. Duştan çıkınca yeni bir kıyafet verdiler. Adamın birisi gelip beni tıraş etti, saçlarımı kestiler. ‘’Sen artık buradasın’’ dedikten sonra akşamları yine sorguya çekiyorlardı. 

BENDEN İTİRAFNAME İSTEDİLER
Benden itirafname istiyorlar çünkü adamlarla anlaşamıyoruz. Bir yerden sonra ipler kopuyor. Bir tane Türk çok az Türkçe biliyor ama adam anlamıyor ve altı aydır hapishanede adamda her şey gitmiş. Ona Arapça söylüyorlar o da bana Türkçe söylüyor.  Bana sorular soruyorlar adama anlayamıyor anlayamadığı gibi de aktaramıyor. İki saat boyunca cebelleşip anlatmaya çalıştık. 
Adam: İstediğimiz itirafnameyi vermezsen seni öyle bir hapishaneye atarız ki yıllarca seni burada kimse bulamaz.
Cüneyt Ünal: istediğiniz itirafnameyi yazın ben altına imza atarım.
Adam: Sen kendin yazacaksın.
Cüneyt Ünal: Ne yazacağım ki.’’ Kağıt kalemi verdiler. Odaya tekrar gönderdiler, normal yollarla geldim gibisinden… adam aldı okudu.
Adam: hayır biz bunu istemiyoruz.
Cüneyt Ünal: Nasıl yollarla girmemi soruyorsunuz.
Kaçak yollarla girdiğimi beyan eden, terörist gruplarıyla birlikte buluşup neler yaptığını belirten bir itirafname bekliyoruz senden dediler. Tamam dedim kaçak yollarla giriş yaptım aralarında Çeçen, Katarlı, Azerisi olan terörist gruplarıyla Suriye’nin Halep kendine giriş yapıp kaçak yollarla giriş yaptım. Arkadaşımda çatışmanın ortasında vuruldu diyerekten bir a4 kağıdına yazıyı yazıp altına da imzayı attım. 
Aradan bir gün sonra gelip aldı beni tekrar duşa soktu, temiz kıyafetler verdi ve tüm bunla üç gün içerisinde oldu. Alıp beni araba bindirdiler şehre doğru gidiyoruz. Bende artık beni basın mensuplarının önüne çıkaracaklar itiraf ettiğime dair.’’ Kaçak yollara giren bu adam elimizde ve itirafnamesi de elimizdedir.’’ Gazeteciyim ya bende o mantıkla düşünüyorum.

ÖZGÜR KALDIĞIMDAN HABERİM YOK
 Beni alıp bir adamın yanına  götürdüler o adamda Esad’ın baş yaveriymiş. Meğerse ben özgür kalmışım hiçbir şeyden haberim yok çünkü insan yüzü görmüyorum beni alıp yaverin yanına götürdüler. Yanında da birisi oturuyor elime de üç yüz dolar tutuşturdu. İstemediğimi söyledim bu seferde tokadı yedik, utana sıkıla üç yüz doları aldım ellerinden, şöyle düşündüm parası bile hala cebinde duruyor gibisinden bir mesaj vermeye çalışıyor ve üç yüz doları verdi gitti. 

TÜRKİYEDEN BİR HEYET SENİ ALMAYA GELDİ
Adamın misafiri var konuşuyorlar ve bana döndüler bana dedi ki ‘’Türkiye’den bir heyet geldi seni görmeye’’ kuruduğu cümle buydu, daha sonra konuşmaya devam ettiler. Masaya baktım on tane telefon vardı. Sonrasında şu soruyu sordum kendime ‘’Türkiye’den heyet neden beni görmeye gelsin ki, beni neden alıp götürmüyorlar’’ diye düşünüyorum. On tane de telefon var masada ve şunlardan birisini alıp hanımı arasam da ben artık Halep’te değilim beni Şam’a kaçırdılar, yaşıyorum onu da haber vermek istedim. 
O telefonlarda meğerse beni almaya gelen heyetin cep telefonlarıymış, Esad ile görüşmeye gitmişler. Serbest bırakıldığıma dair, almaya gelen heyette CHP Ankara milletvekilleriymiş. ‘’Evet nasıl geldin’’ dedi ve adam ses kayıt cihazının düğmesine bastı. İtirafnamemde ne yazdıysam aynısını anlattım.
-Tamam sesli olarak ta elimde. Şimdi seni götürmeye geldiler. Dedi

GELEN HEYET: CÜNEYT HER ŞEY BİTTİ
O sırada da heyet geldi. Yıllarca mecliste çalıştığım zaman göz aşinalığım olduğu bir milletvekili vardı. Onu görünce gidip hemen ona sarıldım. ‘’Cüneyt her şey bitti’’ dedikte sonra damın kucağında ağladım. Ben hala inanamıyordum tanıdık birisini görünce size çok iyi motive olurda adamın kucağında ağlıyorum.
Telefonlarını alınca gazetecilere Cüneyt kurtuldu, herkese hayırlı olsun herkese haber verebilirsin diye konuştu. Meğerse Türkiye kaynıyormuş benim bundan haberim yok. Adam ‘’bir daha böyle şeyler yapma, bende seninle birlikte geliyorum basın toplantını izleyeceğim’ ’dedi.
Herkesin haberi varmış Türkiye’den Kemal bai vardı Fox tv’de çalışıyor. O da heyetle gelmiş ve anons çekiyor onu görünce kendisine bir sarıldım ve hala anlatırken duygulanırım, boğazım düğümlenir ve adam benim için anonsunu çekemedi o da ağlamaya başladı.
Üç ay sonra insan görüyorsun ve gördüğün en güzel insanlardan birisini görüyorsun. O adamla kavga etmiş olsam bile, sadece  merhaba demiş bile adamla bir sarılmak öyle bir kucaklaşmayı anlatamıyorum. Basın toplantısına girdim onların vermiş olduğu kıyafetle, durumu anlattım, arkadaşımı soruyorum. 

JAPON GEZETECİNİN EŞİ: BENİ HATIRLADIN MI?
Beni kurumdan çıkartan insanlar arıyor. Oradan kurtuldum ama gel gör ki işsizim yine… Şam’da aldılar bir gece orada kaldık çünkü gece yola çıkmayın dediler. Ertesi gün uçağa atladık Türkiye’ye dönüş yaptık. Sonra eşimle buluştum duygusal anlar yaşandı o sırada da Japon gazeteci adamda beni karşılamaya gelmiş. ‘’Beni hatırladın mı?’’ dedi ‘’evet hatırlıyorum’’ dedim. Eşinin cesedini Türkiye’ye getirmiş ve daha sonra Japon gazeteci adama röportaj verdim.

ÜÇ YÜZ DOLAR SAHTE ÇIKTI
İlk önce Ankara’ya eşimin yanına sonrada İstanbul’a gittim çünkü orada yaşıyordum. Gelelim üç yüz dolara, ne oldu üç yüz dolara? Hanıma dedim ki elimde üç yüz dolar para var ve biz bu parayla hayır işleyelim ve bozduralım dedi. Ondan sonra döviz bürosuna gittik kadına üç yüz doları uzattım ve kadın kontrol ettikten sonra bu dolarların sahte olduğunu söyledi. Nasıl yani dedim. Nereden aldıysanız emniyete haber vereyim takip etsinler dedi. Dolarları aldım ‘’bunları takip etmek çok zor dedim. Kadın yüzüme baktı bende neyse uzun hikaye dedim ve o döviz bürosundan çıkıp gittim. Dolarlar sahte çıktı. Hikayem böyle bitti.
Haber Ve Fotoğraflar: Esengül Aykaç
VATAN ÖZEL

Anahtar Kelimeler
CüneytünalEsaret87 Gün
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner13

Dikkat Elektrik Kesintisi!

Haberi Oku