BM’ye bağlı uluslararası Adalet Divanı, 2008 yılında tek taraflı olarak Sırbistan’dan bağımsızlığını ilan eden Kosova’nın atmış olduğu bu adımın, ‘ uluslararası hukuku ihlal etmediğine karar verdi…(23 Temmuz 2010 Dış Basın Haberleri Servisinden…)

         Bu flaş karar ile Uluslararası Adalet Divanı; uluslararası hukukta Kosova’nın, 2 yıl önce bağımsızlığını ilan etmiş olmasını yasaklayan bir ibare olmadığını 23 Temmuz 2010 tarihinde tüm dünyaya ilan etti. Hollanda’nın Lahey kentindeki mahkemenin başkanı Hisaşi Uveda, Sırbistan’ın başvurusu üzerine BM genel Kurulu tarafından yapılması istenen değerlendirmenin sonucunu gazetecilere açıklarken, ‘’17 Şubat 2008 tarihinde Kosova’nın bağımsızlığının ilanı, uluslararası hukuku ihlal etmemiştir.’’ Diyen Japon yargıç: ‘’Uluslararası hukukun, bağımsızlık ilan etmeyi yasaklamadığını’’ söylemişti…

        Pekiyi şimdi hemen hafızamızı bir yoklayalım ve Kosova’nın bağımsızlığını ilan ettiği o tarihe bir dönelim!

      Kosova’nın bu açıklamayı yapmasından hemen sonra, Kosova bu statüsü ile Türkiye başta olmak üzere, ABD ve pek çok Avrupa ülkesinin de yer aldığı 69 ülke tarafından tanınmıştı.

      Yine aynı zaman dilimi içerisinde, Rusya başta olmak üzere birçok ülke bu bağımsızlığa karşı çıkmıştı! Ama ne olursa olsun; sonuçta Kosova, artık başta Amerika olmak üzere 69 ülke tarafından tanınmış, bu tanınmanın uluslararası hukuka uygun olduğu milletler camiasının en büyük hukuk divanı tarafında da onaylanmış oluyordu!

      Başta Kıbrıs ve Yukarı Karabağ sorunları ile ayrılıkçılığın olduğu çok sayıda bölge üzerinde etkili olacak bu bağımsızlık kararının açıklandığı o günlerde bir tanesi ABD’den, diğeri ise KKTC’deki Cumhurbaşkanı Sn. Talat’tan iki önemli açıklama gelmişti!

       Neydi bu açıklamalar?

        ABD, Kosova’nın bağımsızlığını ilan ettiği o dönemde Kıbrıs Rum Yönetimine, bu adımın KKTC veya başka bir bölge için emsal oluşturmayacağı garantisini vermişti!

        Kıbrıs’ta ise Şubat 2008 de Papadopulos seçimi kaybetmiş, yeni Rum liderliğini KKTC’nin 2’nci Cumhurbaşkanı Bay Talat’ın eski yol arkadaşı, yoldaşı Akel Partisinin lideri Hristofyas, kazanmıştı.   

      BM genel sekreteri Annan’ın özel temsilcisinin üstün gayretleri sonucunda, her iki lider 21 Mart 2008 de ilk kez bir araya gelmiş, bu görüşmede; Kıbrıs Müzakerelerinin, 3 ay sonra başlaması kararı alınmıştı!

    Sonunda da biraz gecikmeli de olsa müzakereler; 25 Temmuz 2008 kararlarının ardından, 3 Eylül 2008 tarihinde başlamıştı!

      İşte tam bu süreçte, hem Türkiye’nin, hem de KKTC’nin eline çok güzel bir koz geçmişti! Kosova’nın bağımsızlığının ilan edilmesi kararı…

     Ancak ne yazık ki, ne T.C Dış İşleri Bakanlığından, ne de KKTC Cumhurbaşkanlığından bu konuda inisiyatif alınarak, BM ve AB ülkeleri nezdinde herhangi bir girişimde bulunulmamıştı!

     Çünkü TC Hükümeti; AB ile yürütmüş olduğu müzakereler sürecinde, komşu ülkeler ile sıfır sorun politikası gütmenin yollarından birisi olarak Kıbrıs konusunda problem çıkarmadan Rumlardan bir adım önde olmayı seçmişti!

    Bu tercihe paralel olarak da KKTC’nin o dönemde ki Cumhurbaşkanı Bay Talat’ın çözüm hedefinde ise ‘’Birleşik Kıbrıs’ın‘’ alt yapısı hazırlıkları vardı!  Ve henüz o dönemde, tek devlet, tek egemenlik teslimiyetini açıklamamıştı!

     Şimdi bu noktada durup düşünerek, geride kalan bu kayıp dönemi irdelediğimizde, Kıbrıs müzakerelerinin bu gün geldiği noktaya bakarak, nerede olduğumuzu, çözüm adına müzakere masasına getirilen tüm kazanımlarımızın ne hale geldiğini iyi tespit etmek gerekir diye düşünüyorum…

     Kıbrıs Rum Tarafı son elli yıldan beri ortaya koymuş olduğu ve çözümün vazgeçilmezleri olarak gördüğü Türkiye’nin garantörlüğünün kaldırılması, Türk Askerinin ve Türkiye asıllı göçmenlerin adayı terk etmesi konusunu çözümün en temel maddeleri olarak görmeye devam etmektedir!

     Ama 2008 yılından buyana adada ve dünya politiğinde çok şey değişmiştir. Artık KKTC’de ‘’Birleşik Kıbrıs’’ hayalperestlerinin yerini; devletinin varlığından gurur duyan, hür ve bağımsız bir devlette yaşamayı tercih eden zihniyetin temsilcileri almış, halkın ezici çoğunluğu kendi devletinde yaşamak arzusundadır.

     Türkiye ise; AB’nin gerçek yüzünü görmüş,  Kıbrıs müzakereleri sürecinin geride kalan yarım asırlık sürecine bakarak, çözüme ulaşmak adına bir elli yıl daha beklemeyeceğini, çözüme esas olarak görüşülen federasyon yapısının artık gündem dışında kaldığını, bundan böyle eşit egemenlik temelinde yan yana yaşayan iki devlet yapısının görüşülebileceğini açıklamıştır.

    Böylesine bir açıklama KKTC devletinin tanınmasına giden yolda atılan ilk işaret fişeğidir. Bunun yanı sıra kısa bir süre önce halkın dolaşımına açılan kapalı Maraş bölgesiyle çok önemli bir adım daha atılmış, gerek bu açılışta yapılan açıklamalar çerçevesinde, gerekse 15 Kasım 2020 tarihinde KKTC’nin 37’nci kuruluş yıl dönümünün kutlama törenlerinde yapılan konuşmalarda bundan sonra atılacak adımın çok daha önemli olacağının mesajları verilmiştir!

   Nedir bu mesajlar?

    Yakın bir süreçte KKTC’de Cumhurbaşkanı seçilen Sn. Ersin Tatar’ın Azerbaycan’ı resmi olarak ziyaret edecektir. Bakü’ye resmen davet edilen Sn. Tatar’ın bu ziyaret sonrasında yapılacak açıklamalar öyle inanıyorum ki, dünya kamuoyuna damgasını vuracaktır.

    Bu ziyaretinde Sn. Tatar’ın Azerbaycan Cumhurbaşkanı ile yapacağı görüşmelerin içeriğinde KKTC’nin tanınmasının da olacağını, bunun dışında iki ülke ilişkileri açısından ticari ve ekonomik yönden pek çok anlaşmalar yapabileceğini tahmin ediyorum.

   Kaldı ki, Karabağ’ın 30 yıl sonra yeniden Azerbaycan topraklarına kavuşması; bir zamanlar KKTC’yi tanımak isteyen Azerbaycan’ı böyle bir açıklama yaptığı takdirde, Karabağ bölgesini de ayrı bir devlet statüsünde tanırız diyerek tehdit eden dünya ülkelerinin elindeki bu önemli kozu sıfırlamıştır. Dolayısıyla KKTC’nin Azerbaycan tarafından tanınmasının önünde bir engel kalmamıştır.

   Böylesi bir tanımanın ardından; Türk Cumhuriyetleri, Pakistan, Bangladeş, Libya ve Somali gibi dost ülkelerden de KKTC’yi tanıdıkları yönünde açıklamalar gelecektir. Zaten bu ülkelerden binlerce öğrenci KKTC üniversitelerinde eğitim görmektedir.

   Maraş bölgesinin turizme açılması; KKTC’yi tanıyan ülkelerden gelecek kardeşlerimizin adanın kuzeyini ziyaret etmeleri de turizm açısından Kıbrıs Türk Halkına büyük bir destek sağlayacaktır.

   Unutulmasın ki, bir dönem İsrail’den gelen binlerce turist bu açıdan adanın kuzeyine büyük bir destek sağlamıştı.

   Önümüzdeki yaz dönemi ve sonrasında Covid-19 salgınının da önlenmesiyle canlanacak turizm sektöründe; Kıbrıs’ın kuzeyindeki el değmemiş sahilleri, doğal güzellikleri oldukça ilgi görecektir.

    Hele ki, Maraş bölgesinin tertemiz deniziyle, o güzel kumsallarının tadına varan turistler bu bölgeyi dünya turizminin yeni gözdesi yapacaktır.

    Yukarıda sıraladıklarım, kimilerine bir hayaller dizisi olarak gelebilir!

    Ama bunların tamamı da tam tersine önümüzdeki yıllarda yaşayacağımız gerçeklerin ne olduğunu anlatmaktadır.

    Nedenine gelince;  Kıbrıs konusuyla ilgili olarak son dönemde yaşananlar, gelecekte yaşanacak bu gerçeklerin habercisi olmuştur.

     En önemli diğer iki neden ise:

     KKTC’nin yeni Cumhurbaşkanı Sn. Ersin Tatar’ın bilgi birikimi, siyasi tecrübesi ama en çok da vatanına, milletine sevdalı bir devlet adamı kimliği ile bunu başaracak olmasıdır.

     Sn. Tatar, Kıbrıs Türk Halkınca çok sevilen, can liderim rahmetli Denktaş’ın ekolünden gelen, onun ilkelerini benimsemiş tam bir yurtseverdir.

Atilla Çilingir

www.atillacilingir.com

11 Aralık 2020