10 Kasım’dan “15 Kasım”lara

Bir keresinde gelirken beraberinde getirdiği santur dolayısı ile “Sandur” lakabı takılan ve ondan sonra “Sandur Dayı”mız olan Hüseyin Dayım, daha 18 yaşındayken İngiltere’ye gitti. Kıbrıs Türkleri ile Kıbrıs Rumları’nın İngiltere’ye kitlesel sayılabilecek göçü başlamadan İngiltere’ye göç eden ilk Kıbrıslı Türk’lerdendir.
O zaman uçak yoktu. İngiltere yolculuğu için 10 Kasım 1938’de Lârnaka’dan gemiye binecekti. Atatürk’ün ölüm haberi gelince o gün gemi kalkmadı ve yolculuğu ertesi gün başlayabildi. Bundan dolayıdır ki İngiltere’ye gidiş tarihi aile içinde hiç unutulmadı, hep söylendi. Doğal olarak Atatürk’ün ölümü de konuşuldu aile içinde! Ve İngiliz Sömürge Dönemi’nde bile, ilkokuldan başlayarak her 10 Kasım’da anıldı Atatürk!
Kurtuluş Savaşı döneminde Ada’da yayımlanan Türkçe gazetelerde, derin Mustafa Kemal Paşa sevgisini görmek mümkündür. Daha 9 Eylül 1922 günü, Türk Ordusu’nun İzmir’i kurtardığı duyulur duyulmaz Lefkoşa’da bir miting yapılarak kurtuluşun kutlanması ve Mustafa Kemal’e kutlama mesajları gönderilmesi; bu miting üzerine İngiliz Sömürge Valisi’nin, “Türkiye’de halk zafer sevinci ile coşuyor ve şenlikler düzenliyor. Buna bir diyeceğimiz yok. Fakat sizlere ne oluyor? Mustafa Kemal’in ne yüzünü gördünüz, ne de sesini duydunuz. Buna rağmen sokaklara dökülüp, O’nun zaferlerini kutluyorsunuz! Hayret doğrusu!” demesi de bu sevginin kanıtıdır.  
Cumhuriyet kurulduktan sonra, Atatürk ilke ve devrimlerinin, Türk kimliğini reddeden İngiliz sömürgecilerine karşın, Kıbrıs Türk Halkı tarafından gönüllü olarak nasıl benimsenip uygulandığını da basından izlemek mümkün!
Bana en koyulan konulardan biri, Kıbrıs Türkleri’ni “maneviyatsız” (moral değerlerden yoksun) olarak nitelenmesidir.  Oysa Kıbrıs Türkleri, “en namüsait şartlarda” tam on bir yıl “var olma yok olma” savaşımı verdiler. Böyle bir savaşımı verebilen bir halk “moral” değerlerden yoksun olamaz. Kıbrıs Türkleri, özverili, inançlı ve yürekli savaşımlarını Atatürk sevgisi ve Atatürkçülüklerinden kaynaklanan moral gücüyle verdiler.   
Kim ne derse desin, Atatürk ne kadar kötülenirse kötülensin, izini, vurduğu damgayı silmek için ne yapılırsa yapılsın, Atatürk Atatürk’tür. Çünkü tüm o tarihin yetiştirdiği en önemli kişiliklerin başında gelir. İngiliz başbakanının dediği gibi, her 1000 yılda bir gelen bir kişi! Hem, onun hakkında tüm dünyada o kadar çok yayın, akademik çalışma, belgesel yapıldı ve o kadar çok yere adı verildi ki bunları silmeye kimsenin gücü yetmez. 
Her zamanki gibi saygıyla anıyorum Atatürk’ü!

YAKIN TARİHİMİZİN İKİ “15 KASIM”I
Kıbrıs Türkleri’nin yakın tarihinde, toplumsal bağlamda 2 önemli “15 Kasım” vardır:
- 15 Kasım 1967 Geçitkale (Köfünye) – Boğaziçi (Aytotro) direnişi
- 15 Kasım 1983 Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ortaya çıkması
Hasbelkader ikisinin de odağında bulundum. Birinde mücahit, diğerinde milletvekili ve ana muhalefet partisi lideri olarak! 
15 Kasım 1967 Geçitkale (Köfünye) – Boğaziçi (Aytotro) için epeyce şeyler yazıldı ama zamanın TC Büyükelçisi Ercüment Yavuzalp’tan Barış Gücü Komutan Vekili İngiliz Generali Michael Harbotle’a ve o savaşa yedek subay olarak katılan Spiros Papayiorgiou’ya kadar, yanlış ve eksik yazıldığını söyleyebilirim. Ne yazık ki bu olay, 1990 Cumhurbaşkanlığı seçiminde, beni yıpratmak için iç politikaya meze de yapıldı. Yayınlanmış olan “Zirköy’den Mermertepe’ye Kıbrıs’ta Direniş ve Mücahitlik Yılları (1 Nisan 1955 – 1968 Baharı)” (1) adlı anı kitabımda olayın kendisine geniş biçimde yer verdim. Politik anılarımda da “meze” yapılışını anlatacağım. 
15 Kasım 1983 daha yakın bir tarih ve doğal olarak belleklerdeki izleri daha çok! Ama bunun da rahmetli Rauf Denktaş dahil) çok saptırıldığını, iç politikaya alet edildiğini söylemeden edemeyeceğim. Buna yalnızca değinmekle yetiniyorum.  Siyasal anılarım yayınlandığında konuyu geniş biçimde ele alacağım.

İKİ “15 KASIM”ARASINDAKİ NEDEN SONUÇ İLİŞKİSİ
Doğrudan Grivas komutasında yapılan 15 Kasım 1967 saldırısının hedefi Enosis’ti. O sıralarda  Yunanistan’a egemen olan faşist Albaylar Cuntası, bir an önce Enosis’i gerçekleştirerek, içte ve dışa itibar kazanmak istiyordu ve Makarios ile Clerides de işin içindeydi. 
Harbottle, anılarında tarafsız olmamasına karşın saldıran Rum güçlerinin “çok daha üstün adam gücü ve silah üstünlüğü” olduğunu söyler ve “yol silindiri ile bir cevizi kırma niteliğinde bir kuvvetin kullanıldığı” ifadesini kullanır, o saldırı için! Ayrıca “güçlü (strong)”, “haklı gösterecek bir sebep yoktu”, “amansız (coup de grace)) ve “vahşet (ferocity ve savagery),” saldırı sonrası için “manzara bir mezbahayı (shamble) andırıyordu” ifadelerini kullanır, ayrıca iki köyde evlerin “havan ve top ateşi ile” harap edildiğinden ve yağmadan (ransacked) da söz eder. 2 
Bundan dolayıdır ki Grivas’ın askerleri, kısa zamanda direnişi kırdılar ama Türkiye’nin ültimatomuyla kaça kaça bir oldular. Dahası Türkiye’nin bütün şartlarını kabul ettiler. 
Bu bağlamda Grivas ve Yunan tümeni adadan çıkarıldı. Bundan dolayıdır ki saldırıda yer alan Papageorgiou’ya göre “1967 Geçitkale Harekâtı Elenizm Waterlosu olmuştur.” (3) Klerides’e göre ise Geçitkale Harekâtı, politik sonuçları bakımından Rumlar için bir “milli felakettir.” Klerides, “Köfünye Felaketi” ifadesini de kullanır. (4)
En önemlisi Makarios, bundan büyük ders çıkarmış ve Enosis’i şiddet yoluyla gerçekleştiremeyeceğini anlayarak Enosis politikasında taktik değişiklik yaparak zamana oynamaya başlamıştır. Bunun için halkına da başvurmuş, Şubat 1968’de Cumhurbaşkanlığı seçimi yaptırarak güven tazelemiştir. 
Ada içinde Türkler için hayatın kolaylaştırılması, bu arada utanç barikatlarının kaldırılması, hareket serbestisinin sağlanması bu zamana oynama politikasının ürünüdür ve bizim bazı aklı evvellerin Makarios’u Enosis karşıtı olarak sanmalarının perde arkası budur.
Makarios’un başını yakan darbenin nedeninin, Enosis için zamana oynamaya başlaması olduğunu da vurgulayalım. “Hemen Enosis” peşindeki Yunan Cuntası ve Adadaki EOKA kalıntılarının, uğradıkları felakete karşın, Makarios’un zamana oynama taktiğini kabullenmeleri eşyanın tabiatına aykırı zaten! 
Yani, 20 Temmuz 1974, 15 Kasım 1967’nin sonucudur. 15 Kasım 1983 de 20 Temmuz 1974’ün! 
İki 15 Kasım’ın böyle bir ilişkisi, neden-sonuç bağlantısı vardır.
Bu arada, sözünü ettiğimiz iki “15 Kasım”dan farklı da olsa, üçüncü bir “15 Kasım”ımız daha var: 15 Kasım 1966’da komutan Günay Bey’in Geçitkale/Köfünye’de vurulması! Yukarıda iki “15 Kasım”da da hasbelkader bulunduğumu yazmışım. Bu üçüncü “15 Kasım”da da bulundum. 
Yani üç “15 Kasım”ın da yaşamımda yeri var. 
Üçüncü “15 Kasım”ı da, “kadın kız işidir” diyerek saptıranlar var maalesef! Oysa olay, ağalık taslayanların güç gösterisiyle ilgilidir. Bunu da geniş biçimde anlatıyorum anılarımda! Bu vesileyle Günay Bey’i rahmetle anıyorum.
Yarın 15 Kasım 2017! 
15 Kasım 1967’nin tam 50’nci; 15 Kasım 1983’ün 34’üncü yıldönümü! 
Şehitlerimizin anısı önünde saygı ile eğilirken gazilere daha nice sağlıklı yıllar diliyorum.
    
 NOTLAR:
(1) Zirköy’den Mermertepe’ye Kıbrıs’ta Direniş ve Mücahitlik Yılları (1 Nisan 1955 – 1968 Baharı)” adlı anı kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nda yeni çıktı.
(2)Michael Harbottle, The Impartial Soldier (Tarafsız Asker), Londra-New York-Toronto: Oxford University Press, 1970, s. 152, 153, 155-157, 160, 161.
(3)Spiros  Papageorgiou, Ebihirisi Kophinou, Bos Diohtide Abo Tin Kipro İ Elliniki Merarhia (Geçitkale/Köfünye  Harekâtı-Yunan Tümeni Kıbrıs’tan Nasıl Kovuldu), K. Ebifaniu Yayını 1987,   s. 15.
(4)Ercüment Yavuzalp, Kıbrıs Yangınında Büyükelçilik,  1. Baskı, Ankara: Bilgi Yayınevi, 1993, s. 75, 78.