2026 Çok Kötü Başladı

Bu sayfada çıkan 30 Aralık 2025 günkü son yazımda, “2025’ten 2026’ya geçerken, insanlık uluslararası toplum/ilişkiler/hukuk ve Dünya Barışı ile ilgili değerlerin ayaklar altına alındığı, orman kanununun acımasızca egemen olduğu bir garip aleme dönüştü. Tarihin en büyük ve korkutucu silahlanma yarışı ve dillerden düşmeyen ‘üçüncü dünya savaşı’ söylemleri ayyuka çıkmış durumda! Bundan dolayıdır ki, -yanılmayı çok isterim ama- 2026’nın 2025’ten pek farkı olmayacak gibi görünüyor. Hatta belki de çok daha kötü olacak! Özellikle bizim coğrafyamız bağlamında!” demişim.
2026’nın nasıl geçeceğini anlamak için birkaç gün yeterli oldu. En başta, “uluslararası hukuk, egemenlik, toprak bütünlüğü, demokrasi, insan hakları, suçsuzluk/masumiyet karinesi, diplomatik dokunulmazlık” ve bir bütün olarak var olan dünya düzeni alabora oldu. Zaten kâğıt üstünde de olsa var sayılan “uluslararası hukuk” buharlaştı. Dillerden düşmeyen, yüceltildikçe yüceltilen, çoğu kez bizim varoluşumuzun tek dayanağı olarak hakkında "güzellemeler" döktürülen, adı var kendi yok zavallı uluslararası hukuk!
Buna niye orman kanunu deyip iş temize havale edilmiyor ki! Venezuela bol petrol kaynakları nedeniyle Trump'ın iki dudağı arasından çıkan "neyse o"ya kalmış.
Üstelik söz konusu olan yalnız uluslararası hukuk değil! Maduro’nun eşi de var. O da yatağından kaçırıldı ve ilginçtir, ondan söz eden yok! Hadi diyelim ki, Maduro konusunda New York yargısı işin içine sokularak, yapılan eylem kitabına uydurulmaya çalışılıyor. Nasıl uydurulacaksa? Peki ya Bayan Maduro? ABD sinemasında, yargı sistemi için gözümüze gözümüze sokulan “etkili güzellemeler,” Madurolar için nasıl çalışacak acaba?
Daha ne diyeyim ki Trump Amerikası ile ilgili olarak! Ne desem az ve yetersiz kalacak!
Dünya artçı depremlere hazır olsun! Hatta belki de daha şiddetli depremlere!

NE OLDUM DELİSİ OLMAK
Gelin bir de yakınlarımıza bakalım: 2026 yılının ilk altı ayı için AB Dönem Başkanlığı başladı ya, Hristodulidis tam bir “ne oldum delisi” olup çıktı. Kara mizah gibi ama bir AB gerçeği!
Adam’ın havasından geçilmiyor. 1931 İsyanı’nda İngiliz Valisi’nin makam koltuğuna çok az bir süre oturan Rum isyancılardan biri, “gel anne” diye bağırmış, “bak oğlun Vali koltuğuna oturdu.” Hristodulidis’in AB Dönem Başkanlığı onun gibi bir şey! Yani “kel başa şimşir tarak!”
AB dönem başkanlığını önemsemediğimden değil ancak Hristodulidis ateş olsa cirmi (hacmi/büyüklüğü) kadar yer yakabilir. AB Dönem Başkanlığı daha çok simgesel/prestijsel/psikolojik bir görev! Bazı inisiyatifler alabilir ama doğrudan icracı bir makam değil! Kaldı ki esasa yönelik konular, uzlaşma/oybirliği gerektiriyor.
Bu arada yazmadan edemeyeceğim. İster “şahin,” bağnaz ya da başka biçimde nitelendirileyim, ben T.C. ya da KKTC adına konuşma yetkisine sahip olsam, Hristodulidis’in 6 aylık görev döneminde, “AB Dönem Başkanlığı ile ilişkilerimi” hiç tereddüt etmeden askıya alırım.

KKTC’DE SUPER BİR AÇIKLAMA
Bir de güzel, hatta süper bir açıklamadan söz etmek isterim. Hem de kendimizden: Lefkoşa Belediye Başkanı Mehmet Harmancı’nın, yıllardır yarım inşaat durumunda bir utanç anıtı gibi duran “tiyatro” binasının, 4 Milyon TL harcanarak Lefkoşa’ya ve KKTC’ye kazandırılacağını açıklamasından söz ediyorum.
Çoktandır özleyip beklediğimiz süper bir açıklama! Özelde tiyatromuz, genelde kültür-sanatımız için muhteşem bir müjde!
Tabii ki bu yalnızca bir açıklama ve öyle olduğu halde olumlu yansıması güçlü ve yaygın oldu. Bir de proje gerçekleşsin ve utanç anıtı, onur anıtına dönüşsün, görün!
Sayın Harmancı’yı kutlarım. Gözümüz kulağımız onda!