763

Fi tarihinde Mağusa…
Küçük bir kasabaydı.
Türk nüfus %90 oranında surlar içinde yaşıyordu.
Surlar içinde 3500 kadar Türk ve 500 kadar da Rum hayat sürmekteydi.
Mağusa Limanı tıklım tıklım gemilerle doluydu.
Kasabanın nüfusuna oranla akıl almayacak kadar çok sayıda meyhanesi vardı.
Limandaki gemilerden kasabaya inen yüzlerce denizci meyhaneleri doldurmaktaydı.
Gitseniz oturacak yer bulmakta zorlanırdınız.
Yani Mağusa küçüklüğüne ve yoksulluğuna rağmen cıvıl cıvıl bir kasabaydı.
Yokluk ve yoksulluğun diz boyu olduğu, ancak dürüstlüğün zenginlik sayıldığı hem güzel hem kötü günlerdi.

***
Mağusa Ortaokulu’nda öğrenciydim.
O zamanlar Namık Kemal Lisesi henüz yoktu, sadece ortaokul vardı.
Bugünkü lise binası da yoktu.
Mağusa Ortaokulu ben mezun olduktan bir veya iki yıl sonra lise olmuş, Namık Kemal ismini almıştı.
Ortaokul binası eski bir tekkeydi.
Bu tekkede eğitim alıyorduk.
Tekkenin avlusuna da Tekke Bahçesi denirdi.
Babam beni Mağusa’ya getirip bıraktığı zaman gördüğüm manzara karşısında şok olmuştum.
Köyüm Mehmetçik’le kıyaslandığında küçücük Mağusa kasabası bana dev bir şehir gibi görünmüştü.
Kemal Sunal filmleri var ya, o filmlerde olduğu gibi kendimi köyden şehire inmiş bir Şaban gibi hissediyordum.
***
Mağusa Ortaokulu birinci sınıf öğrencisiydim, okulda ders başlayalı aradan henüz 1 hafta geçmişti, etrafı tanımaya çalışıyordum.
Bir gün derse girdik, zil çaldı, teneffüs için bahçeye çıktım.
Okulun küçük bir ormanı andıran kocaman bir bahçesi vardı.
Bahçede dolanırken tanımadığım bir başka öğrenci çocuk yanıma yaklaştı.
“Günaydın” dedi, “günaydın” dedim.
Kim olduğumu, nereli olduğumu sordu, adımı, köyümü söyledim, o da adını ve Mağusa’lı olduğunu söyledi.
Tanışalım dedi, tanıştık.
Benim kıyafetime nazaran o çok smart, çok şıktı.
Benim bir köy çocuğu, onun bir kasaba çocuğu olduğu kıyafetimizden bile belliydi.

***
Hani ilk görüşte aşk derler ya…
Biz de öyle olduk.
İlk görüşte dost olduk, kardeş olduk.
Bütün hayat boyu hiç ayrılmadık.
Yapışık ikizler gibiydik.
Sabahleyin Mağusa Kapısı’nda buluşur, okula birlikte gider, sınıfta yan yana oturur, okul çıkışında yine buluşur, surlar içine beraber dönerdik.
Beraber ders çalışır, beraber oynardık, içtiğimiz su ayrı gitmiyordu.
Tanıştığımızdan kısa bir süre sonra beni evine götürdü.
Ailece kökten Mağusa’lı idiler.
Annesiyle, babasıyla tanıştırdı, kendinden küçük, ilkokul öğrencisi iki de kız kardeşi vardı, beni yemeğe alıkoydular.
Ondan sonra da o evin bir evlâdı oldum, öyle kabul edildim.