AVRUPA V

Bu yazı dizisindeki son yazım bir faraziyeye dayanmaktaydı. O faraziyeye göre Çetinkaya ile Apoel arasındaki futbol maçını Çetinkaya kazandığı halde şampiyonluk kupası Avrupa Futbol Federasyonu tarafından Türk ve Müslüman Çetinkaya’ya değil, Rum ve Hristiyan Apoel’e verilmişti.
Dini liderler arasında yapılan bir dua yarışmasını Kahire’deki El-Ahzar Üniversitesi’nin Baş İmam’ı kazanmış olmasına rağmen ödül Baş İmam’a değil, Roma’daki Papa’ya verilmişti.
Irklar arasındaki bir yarışmanın ödülü de kaybeden beyaz ırka tevdi edilmişti, çünkü Hristiyan âlemine ve özellikle Avrupa’ya göre beyaz ırk diğer ırklara (siyah ırk ve sarı ırk) nazaran üstün ırktır. Üstelik beyaz ırkın ezici çoğunluğu Hristiyan’dı, diğer iki ırkın dini yapıları içinde Müslüman’lar ve Budist’ler de vardı. Böyle bir hal ise Avrupa emperyalizmine göre beyaz ırkın diğer ırklara nazaran üstünlüğünü daha da pekiştiriyordu.
Yani Avrupa’ya göre eğer Hristiyan ve beyaz ırktan isen üstün ırksın.
Tabii ki bütün bunlar bir faraziyenin eseriydi, Avrupa henüz sportif yarışmaları din ve ırk kökenine göre değerlendiren bir noktaya gelmiş değildir.
Ama bugünkü kafa yapısına göre Avrupa’nın bir gün o noktaya gelmeyeceğinden de emin değilim.
***
Şimdi faraziyeyi bırakıp gerçeğe dönelim.
Sportif karşılaşmalar var, meselâ futbol maçları var.
Bir benzetme yapmak gerekirse ve deyim yerindeyse siyaset dünyasında da “siyasi maçlar” var.
Meselâ şu veya bu ülkede zaman zaman genel seçimler yapılmakta.
Seçime giren partilerin her biri birinci parti olmaya ve/veya iktidara oynarlar.
Bu seçimlerin her biri birer siyasal maç niteliğindedir.
İster genel seçim, ister referandum olsun, en çok oyu alan parti galip gelmiş olur.
Bu tür seçimlerde oyunun önceden saptanan kuralı budur.
***
Bizde de geçmişte bir referandum yapılmış ve yaklaşık 15 ay süren bir “yes be annem” kampanyası yaşamıştık.
Bu “yes be annem” oyununun kuralı da daha oyun başlamadan Batı emperyalizmi (Amerika ve Avrupa) tarafından peşinen şöyle ilân edilmişti:
“Yes be annem” diyen taraf kazanacak, “Hayır Be Annem” diyen taraf kaybedecekti. “Yes be annem” diyen taraf artık cezalandırılmayacak, yani Kıbrıs Türk tarafı “yes be annem” çekerse ambargolar kalkacaktı.
Emperyalizmin saptadığı o referandum maçının diğer kuralları ise şöyleydi:
1) Kıbrıs Türk tarafı evet derse AB cennetine girecekti.
2) Kıbrıs Türk tarafı evet derse maaşlar artık EURO olarak ödenecekti.
3) Kıbrıs Türk tarafı evet derse çiftçiye, üreticiye bedava tohum ve gübre verilecek, çalışanlar ekonomik olarak desteklenecekti.
4) Kıbrıs Türk tarafı evet derse her göçmen aileye birer villâ inşa edilecekti, hem de öyle sıradan ve basit değil, bahçeli ve havuzlu villâlar inşa edilecekti.
Yani referandum oyununun emperyalizm tarafından önceden saptanan oyun kuralları şu veya bu ülkede zaman zaman yapılan genel seçim kurallarından hayli farklıydı.
***
“Yes be annem” mitinglerinden eksik olmayan İngiliz’in Kıbrıs Özel Temsilcisi David Hannay, Amerika’nın Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston ve BM Genel Sekreteri’nin Özel Temsilcisi Alvaro De Soto rastladıkları herkese bu türden sözler vermekte, “yes be annem” kampanyasına destek talep etmekteydiler.
Yapılan vaatler, verilen sözler öylesine şahaneydi ki neredeyse bizim için gökyüzünden yıldızları bile yeryüzüne indireceklerdi.
***
Sonunda referandum maçı bitti…
Kıbrıs Türk tarafı okkalı bir “yes be annem”, Rum tarafı ise okkalıdan daha da okkalı bir adet OHİ çekti, yani “OHİ miderammu” patlattı.
Biz emperyalizmin talebini kabul, Rum ise aynı talebi reddetti…
Yani biz emperyalizmin peşinen koyduğu oyun kuralına göre “yes be annem” maçını kazandık, Rum tarafı ise bu maçtan aynı oyun kuralına göre mağlup çıktı.
Ama sonuçta bir de ne görelim?
“Yes be annem” maçının şampiyonluk kupası emperyalizmin oyun kuralına göre galip gelen tarafa değil, mağlup olan tarafa verildi.
Rum “AB Cenneti”ne (!) alındı…
Kıbrıs Türk’üne barbarca uygulanan insanlık dışı ambargolar, izolâsyonlar daha da pekiştirildi.
Emperyalizme göre “yes be annem” çeken taraf artık cezalandırılmayacaktı, mevcut cezalara daha da cezalar eklendi.
Emperyalizme göre OHİ çeken taraf bunun hesabını verecekti, OHİ çeken taraf hesap vermek yerine hesap sorma konumuna getirildi.
***
Neden böyle oldu?
Böyle oldu…
Çünkü Avrupa yalancıdır.
Çünkü Avrupa güvenilmezdir.
Çünkü Avrupa, adı ister Avrupa Birliği, ister başka bir şey olsun, emperyalisttir.
Çünkü Avrupa utanmazdır.
Çünkü Avrupa ahlâksızdır.
Ve çünkü Avrupa sahtekârdır.
Özellikle de Türk’seniz, hele de Kıbrıs Türk’ü iseniz hele hele de üstelik bir de Müslüman’sanız o Avrupa size karşı daha da utanmaz, daha da ahlâksız ve daha da sahtekârdır.