AVUKATLAR GÜNÜ ÜZERİNE

Belki bu yazımı “5 Nisan Avukatlar Günü”nde yazmam gerekiyordu.  Lakin işlenecek o kadar çok konu var ki, nedense Avukatlar Günü gözümden kaçıverdi diyorum, bütün avukatların affına sığınarak.  Yine de birkaç söz etmek istedim bugünkü yazımla avukatlık mesleği üzerine...
Doğrusu pek çok anlamlı günün kutlaması olur da, Avukatlar Günü’nün kutlandığına galiba ilk kez tanık oluyorum. Hayatın akışı içinde insan herşeye yetişemiyor maalesef.  Lakin en duyarlı olduğum konulardan birisi de, hukuk ve adalet sistemi, yasalardaki çelişkiler ve avukatlık mesleğidir.  Bu konuda o kadar çok yazı yazmışım ki, belki bir gün onları bir kitapta toplayabilirim, diye düşünüyorum.
Hani derler ya...
“Sen galiba hayata geç kaldın” diye...
Şayet hayat şartlarım bana o fırsatı vermiş olsaydı, kesinlikle avukatlık mesleğini seçerdim.  Lakin savaşlar ve olumsuz yaşam koşulları, sosyal hayatımızın akışı içinde mücahitlik yıllarımız ve ağır memuriyet dönemlerimiz bana o fırsatı vermedi maalesef.
Yine de hayata geç kalmadığımı düşünüyorum.  O bağlamda toplumsal ve bireysel yapılaşmalarımıza olumlu yönden katkı koymaya çalışıyorum yazılarımla.
Hayatın akışı içinde pek çok avukatla tanışmış, pek çok hukuk adamları ile haşır neşir olmuşuma değinirken, avukatlık mesleğinin hiç de kolay bir meslek olmadığını söyleyebilirim.
Barolar Birliği Başkanı Ünver Bedevi yapmış olduğu basın toplantısında, üniversitelerin çoğalmasını ve o çoğalmadan ötürü de mezunlardaki kalitenin düştüğüne değindi.  Bununla birlikte bir de baro sınavlarına da değinirken, bu mesleğe gönül veren genç avukatların işinin daha da zor olacağı mesajını verdi.
Bence çok yerinde bir teşhistir diyebilirim...
Zaman zaman yaşadığımız mahkemeler mekanında devlet dairelerine kadar uzandığımda yüzlerce genç avukatı siyah cüppeleri içinde koridorlarda görürken, bazı yakın dost avukatlara şöyle derim:
“Kendimi kutuplarda gibi hissediyorum bu koridorlardan geçerken.”
O genç dostum bana bunun nedenini sordu.
“Neden kutuplar?”
“Kutuplarda hissediyorum, çünkü siz genç avukatları siyah beyaz kıyafetinizle bana kutuplardaki penguinleri anımsatıyorsunuz.”
Ve gülüştük o dostumla.
Bazen de eski ve kurt avukat ağabeylerimle ülkenin hukuk yapısı ile genç avukatların durumunu konuşuruz.  O sohbette en büyük sorunun, yabancı dil eksikliği ve üniversitelerdeki öğretim sisteminin Türkiye hukukuna endekslenmiş olduğu hususuydu.
Yarın olası bir anlaşmada özellikle İngiltere’den mezun olan ve mükemmel İngiliz diline vakıf olan avukatlar, herhalde revaçta olacaklar.  Ben eminim...  Bugüne kadar mezun olan genç avukatların belki de yarısından fazlası bir davayı İngilizce olarak savunamayacak kadar zayıf veya yetersiz bir İngilizceye sahiptir.  Tabii ki bu da kariyer açısından dezavantajdır.
Yine olasılıkla yarın iş mal-mülk meselesine gelindiğinde, İngiliz hukuku hep ön plana çıkacak ve bu tür davaları enternasyonal düzeyde savunabilecek veya yargılayacak hukukçuları parmakla gösterecekler.
Şu anda içinde yaşadığımız yasal süreçte bütün yasaların dört dörtlük olmadığını söyler bize.  Veya her yasa kendi içinde işlevselliğini gösterir de, İngiliz döneminden kalma yasaların da geçerliliğini düşündüğümüzde,  işte o çelişkiler meydana çıkıyor önümüze.  
Hatırlıyorum...  Bir zamanlar rahmetlik Kâmil Raif’in başkanı olduğu Kıbrıs Türk Kalkınma Platformu’nun Ankara’da düzenlediği “Hukuk Sempozyumu”na katılmıştım.  O sempozyuma gözlemci ve konuşmacı olarak pek çok deneyimli hukukçularımız da katılmışlardı.
İnsan öyle bir platforma konuk olunca ve o salonda Türkiye’nin en üst düzeydeki kurt hukukçularını cüppeler içinde görünce nefesi kesiliyor.
O sempozyumda da bize benzer çelişkilerin konuşulduğuna tanık olmuştuk.  Orada gerçek anlamda tam olarak hukuk ve adalet sistemine vakıf olan  hukukçuların fikirsel çatışmaları görmeye değerdi.  O bağlamda koskoca Türk hukuku ve adaleti öyle bir görüntü verirken, bizimkisi hayda hayda çelişkilerle dolu olur.
Biraz da gülümseme adına dostlarımla bazen tavla muhabbeti yaparken, hukukçu oyun arkadaşlarıma şöyle dediğim olur, yanlış bir taşı oynadığı zaman.
“Ne olacak?  Avukat dedin mi, işleri hep yalan dolan” deyince bir gülme alır izleyicileri de.
Bir de şöyle bir ifade kullanırlar avukatlar için:
“Avukatlar suçluyu masum, masumu da suçlu yaparlar.”
Bu ifadenin derinliğinde avukatlığın ustalığı vardır.  O nedenle avukatlık mesleğinin çok kıvrak bir zekaya ve çok da hazırcevaplığa dayandığını da söyleyebilirim.
Bir avukat katıldığı davalara çok iyi hazırlanmışsa ve bütün yasalara tam olarak vakıfsa, kendi savunmasında da yasalara dayalı inandırıcılığını da ortaya koymak zorundadır, ki o da onu başarıya götürür.
Velhasıl bu konuda söyleyecek şey çok.
Yine geç de olsa bütün avukatların “Avukatlar Günü” kutlu olsun diyorum.