Tarih boyunca hep var olduğu gibi, Dünya döndükçe, Kıbrıs adasının uluslararası ilişkilerdeki yaşamsallığı ve stratejik önemi hiç bitmeyecek gibidir. Bu durum bazen unutulur gibi olsa ya da birileri çıkıp şu ya da bu nedenle önemsizleştirmeye çalışsa da her bunalımda gerçek ve gerçeklik kafalara dank eder.
Kıbrıs sorunundan söz edilirken çokça dilendirilenlerden bir yönü de bölünmüş olmasıdır. Oysa Dünya haritasında bölünmüş başka adalar da vardır. Timor adası bunlardan biridir. Doğu Timor, BM üyesi bağımsız bir devlet, Batı Timor Endonezya’nın bir parçasıdır ve bu durum 2002’de, yani Kıbrıs sorunu varken gerçekleşti. Kimse de bir ada nasıl ikiye bölünür demedi.
Aynı coğrafyada Yeni Gine adası da iki devlete aittir: Papua Gine Devleti ve Avustralya! Antiller’deki Haiti ile Dominik Cumhuriyetleri, Hispaniola adası üzerindedir. Yalnız 87 kilometre kare olan Antiller’deki küçücük Saint Martin adası Fransa ile Hollanda arasında bölünmüştür.
Bence Kıbrıs adası bağlamında esas sorun, İngiltere’nin de Ada üzerinde sömürgecilik döneminden kalma iki egemen üsse/bölgeye sahip olması yani Ada’nın aslında ikiye değil üçe bölünmüş olması, daha doğrusu sömürge kalıntısı üçüncü bir egemenlik bölgesi olmasıdır. O topraklar üzerinde İngiliz yasaları geçerlidir. Ayrı yönetimi hatta ayrı yargısı vardır. Yani İngiliz egemenliğindeki o toprak parçaları, adları öyle de olsa yalnızca askerî üs değil, İngiltere’nin iki egemenlik alanıdır. Ve yine yani oralarda yaşayan bir halktan kaynaklanan bir durum yok, bir sömürge kalıntısı var.
İşin ilginci şudur ki İngiltere Ada’nın garantörüdür ve Ada’nın geleceği üzerinde söz hakkı vardır. Yani iki egemenlik bölgesini terk etmesi için İngiltere’nin kendisi de buna razı olmalıdır.
***
İsrail ile ABD’nin İran’a saldırması, Ada’daki İngiliz topraklarını bir daha gündeme getirdi ve sanıyorum ki bu konu bizde ilk kez bu kadar tartışılıyor. Oysa ve özellikle “sol literatür”de İngiliz üsleri konusu hiç bitmeyen bir kavga nedeni olmalı ve gündemden hiç düşmemeli, düşürülmemeliydi.
Bu arada “korku dağları bekler” ya, AB Dönem Başkanlığı ile başı dönen Hristodulidis “aptalca” işler yapıyor. Bu arada İngiliz üsleri yetmezmiş gibi, başta ABD, Fransa, İsrail ve Yunanistan olmak üzere Ada ile denizini İran’ın hedefi yapmak için bayağı “performans” gösteriyor ve bunda başarılı oluyor. Hatta bu kendigelen askeri güçlerin, Girne’yi Rumlar için “kurtaracağı” hayalini bile kuranlar var. (Büyük olasılıkla Hristodulidis de o hayali kuranlardandır.) Ki bu “performans” Türk F 16’larının Ercan’a konuşlanması sonucunu doğurdu. Öyle de olmalıydı, olmalıdır.
Bu durum öyle süregiderken, bizde -özellikle de sol literatürde-, -sonuç alınıp alınamayacağına bakılmaksızın-, Ada’daki Egemen İngiliz Üsleri’ne karşı görünür ve sürekliliği olan bir eleştirel söylem/karşı duruş, bir “bitmeyen kavga” olmalıydı ve -vurgulayarak söylüyorum- olmalıdır.