Kanaatimce Kıbrıs adasında hangi tarafın anlaşma ve süreç içinde barış ve hangi tarafında 1960 yılında Kurucu Anayasa’ya dayalı olarak kurulan / oluşturulan Kıbrıs Cumhuriyetini Dünya üzerindeki ikinci Elen / Helen devleti olarak yaşatmak / sürdürmek istediği bir kere daha ortaya çıktı.
1960 yılında kurulduğunda gerçekçi olarak bakarsak her iki tarafın da yaşatılması için çok da gayret göstermediği ve fakat Garantör devletlerden biri olan Türkiye’nin Kıbrıs Türk tarafına bu ortaklık devleti sürdürülmelidir diye telkinlerde bulunduğu bir olgudur ve bu olgunun yanlış olduğunun ileri sürülmesi ancak kötü niyetle izah edilebilir ( Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Emin Dırvana’yı hatırlayın )
Taa 1878 yılında başlamıştı Kıbrıs adasında Türk ve Elenlerin önce imtiyaz sahibi ve zamanla da egemen olma çekişmeleri kapışmaları / çatışmaları ve zamanla bu doğrudan bir egemenlik çatışması haline gelince de ilgili taraflar ( kimdir ilgili taraflar Kıbrıs adasında Elenler var diye Yunanistan, Kıbrıs adasında Türkler var diye Türkiye ve Kıbrıs adası üzerinde egemen olarak adayı sömürge Valiliği ile yöneten İngiltere ) ilgili taraflar uzunca bir süre kendi aralarında oldukça sert tartışmalar yaptıktan sonra LONDRA ve Zürih antlaşmaları ile Kıbrıs adasının geleceğinin ne olacağına nasıl olacağına karar verdiler.
Zürih ve Londra Antlaşması, 11 Şubat 1959 tarihinde Birleşik Krallık,Türkiye ve Yunanistan devletleri ile Kıbrıs’taki Rum ve Türk toplumları arasında imzalanan, bağımsız bir devlet olarak halklarının durumunu belirleyen ve Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasını onaylayan antlaşmadır. Rum tarafını Başpiskopos Makarios, Türk tarafını ise Dr Fazıl Küçük temsil etmekte idi.
Bunu takip eden 19 Şubat 1959 tarihli Londra Antlaşması ile Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsız bir devlet olarak 16 Ağustos 1960 tarihinde kurulması sağlanmış oldu.
Bir ortaklık eşit egemenliğe ve hayatın bütün alanlarında eşit haklara ( eşitliğe değil ama çok daha doğru olan eşit haklara sahip iki halkın ortak egemenliğine ve hak eşitliğine siyasal hak eşitliğine dayanan bu devlet / Kıbrıs Cumuriyeti ( nasıl mı hak eşitliği, bir yandan hemen herkesin aklına gelebilecek Türk olan Cumhurbaşkan Muavininin VETO hakkı varken veto edilen yasa / yasalar yürürlüğe giremezken, çok daha önemli olarak Anayasanın 48 maddesi ile Elen seçmenlerce Elen adaylar arasından seçilecek Elen Cumhurbaşkanına verilen haklar birebir tam aynısı olarak anayasanın 49 Maddesi olarak Türk seçmenler tarafından Türk adaylar arasından seçilen / seçilecek olan Cumhurbaşkan Muavinine de verilmektedir.
Yine bu Anayasanın amir hükümlerine göre Cumhurbaşkanına Yurt dışına çıkma veya hastalık hali ile gaybubeti esnasında / sırasında / müddetince Cumhurbaşkan Muavini değil yine Rum seçmenlerce Rum adayları arasından seçilen Rum vekillerin seçtiği Rum temsilciler Meclisi başkanı vekâlet ederken Cumhurbaşkan Muavinin Gaybubetinde / yokluğunda da Türk vekiller tarafından seçilen ve Türk olan Temsilciler Meclisi Başkan Yardımcısı vekalet ediyordu.
Görüldüğü gibi 1960 kurucu Anayasası tam anlamı ile bir hak eşitliğini ve egemenlikte eşitliği öngörüyordu.
Anayasası eşit haklılık üzerine inşa edilen devlet eşit haklılığı Anayasa kadar gözetmiyordu bu tarihi belgelerle sabittir. ( Anayasa mahkemesi başkanın demeçleri )
Böylesi bir hak eşitliğini içine sindiremeyen Elen siyasetinin hegemonik arzuları hırsları ideaları Kıbrıs sorunun başlangıcı olan ve 1960 Kıbrıs Cumhuriyetini yıkmasına yol açmıştır ( benim idea dediğim de Rumlar megalo idea diyor / büyük ideal )
Bu güne gelirsek
Tufan Erhürman’ın 100 gün açıklamaları çok net olarak ortaya koyuyor ki Türk tarafı Kıbrıs sorununun çözümünü / anlaşmayı ve giderek barışı öncelerken Hristodulis’in ise tıpkı kendinden önceki Hristofyas dahil bütün Elen Cumhurbaşkanları gibi çözümü anlaşmayı barışı değil Kutsadıkları ikinci ELEN / HELEN DEVLETİNİN DEVAMINI önceliyorlar.
( konuya devam edeceğim )