Dar Kapı

Kim ister ki dostlarını gerçek dost bilirken, birlikte yaşamaya alışmışken, güzel bir dostluğun yok oluşunun acısıyla yüzleşsin?

Kim düşünebilir ki kardeşlikte bile bulunamayacak kadar derin sevgilerin yaşandığı dostlukların yerini, bir süre sonra kayıtsızlığın alabileceğini?

İnsan, dostluğun bir gün hüsranla sonuçlanabileceğini önceden nasıl öngörebilir?

Bana göre dostlardan gelen her türlü ihanet, insana tarifsiz acılar yaşatır.

Büyük şair Cahit Sıtkı Tarancı, bir şiirinde şöyle der:

"Dostlarla da yollar ayrılmış bir bir, gittikçe artıyor yalnızlığımız."

Acaba bu dizeler, yaşanmış bir hayal kırıklığının yansıması değil midir?

Bir başka büyük ozan, Âşık Veysel ise şu dizeleriyle dostluk ve yalnızlık arasındaki ince çizgiye dikkat çeker:

"Dost dost diye nicesine sarıldım, benim sadık yârim kara topraktır."

Bu sözler de insanı, dostlukların kalıcılığı üzerine düşünmeye sevk eder.

Bu noktada, Dar Kapı akla gelir.

Belki de bu eseri okuyan herkesin zihninden aynı düşünce geçiyordur:

"Keşke hayatın sonunda geçileceği söylenen o dar kapıdan insanlar yalnız değil, birbirlerini gerçekten seven dostlarıyla birlikte geçebilseydi."

Dünyaya yalnız gelmek kader olabilir.

Ama yeniden yalnız bir yolculuğa çıkmak gerçekten kaçınılmaz mıdır?