Uluslararası ilişkilerde orman yasasının geçerli olduğu ayan beyan ortada! Gücü yeten ya da gücü yeten “dayısı” olan devletler, canları ne isterse yapıyorlar. BM’yi takan yok. Diplomasinin, orman yasası uygulamalarının araçlarından biri olarak kullanılabildiği de unutulmamalı!
Tarih boyunca, her şeye rağmen tabii ki diplomasi de var oldu çünkü orman yasası da geçerli olsa, olanı/yaşananı sona erdirmek ve yeni bir durum yaratmak için içine diyaloğun girmesi gerekir ve diplomasiyi diplomasi yapan unsurların başında diyalog girer.
Yakın tarihlerde, Ukrayna’da, Libya’da, Karabağ’da, Suriye’de, Gazze!de, başka yerlerde, son olarak da İran’da, diplomasinin işlevliğini ve başta Türkiye ile bazı devletlerin, -her zaman başarılı olmasalar da-, diplomasiye ne denli işlevsellik ve işlerlik kazandırdıklarını gördük.
***
Elbette ki bir gerçeği yadsımak olanaklı değil: Kıbrıs sorununun sona ermesinin ya da sona erer gibi gösterilmek istenmesinin tek yolu, masada şu ya da bu biçimde bir sonuca ulaşılmasından, yani diplomasiden geçer. Ne var ki uluslararası hukuk diplomasisinin, haksızı haklı yapabilen bir gücü, hatta “körlüğü” de olduğu gerçeği göz ardı edilemez. Kıbrıs Türkleri söz konusu olunca üç maymunları oynar diplomasi ve uluslararası hukuk denen şey: “Görmez, duymaz, konuşamaz.”
Konuya bu açıdan yaklaştığımızda, diplomasi, “Kıbrıs sorunu” ile ilgili olarak, özellikle bizim bakımımızdan “sabıkalı”dır. Her şeyden önce Ada’daki statükoyu, bu bağlamda Rum Yönetimi’nin, ortak Kıbrıs Cumhuriyeti olarak uluslararası toplumda yer almasını sağlayan diplomasidir. Diplomasi ve uluslararası hukuk denen ne idüğü belirsiz şey, bizim özelimizde, 1960’da ortak ama tamamıyla yapay bir devlet olan Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kurabildi ama aynı diplomasi, o kurduğu yapay devleti, aslında ve özünde uluslararası hukuku çiğneyerek ve ortaklardan birini dışlayarak, Kıbrıs Devleti’ni iki ortağından birine kazandırdı. Başka bir deyişle, kısaca ve öz olarak, uluslararası ilişkiler ve diplomasi, Kıbrıs’ta yaptığını kendisi bozdu.
***
Bu günlerde süregiden Antalya Demokrasi Forumu, bana bunları düşündürdü. Yukarıda yazdıklarımdan, bu Forumu tu kaka etmek diye bir düşüncem olduğu sanılmasın. Saygınlığının yıldan yıla çoğaldığının da farkında olarak, yıllardır bu Forum’u ilginç ve izlenmeye değer bulur ve izlemeye çalışırım.
Türk diplomasisinin başarılarından biridir Antalya Diplomasi Forumu, KKTC için “görünür” olmanın olanaklarını yaratmıştır. “Görünür olma” bağlamında, KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın katkı yaptığına inanıyorum. İlla ve lakin, Forum’un Kıbrıs özelinde sorunun çözümüne katkı yapabilmesi diye bir durum yoktur.
Sayın Tufan Erhürman, Antalya Diplomasi Forumunda, diplomasiyi, -eğer yanlış anlamadıysam- “medeniyet”le/medenî olmakla özdeşleştirdi. Bence, diplomasinin “diyalog” unsuru bakımından doğru bir saptama yaptı. Bilindiği gibi Erhürman “görüşme” ve “müzakere” masalarını ayrı tutuyor ve Antalya’da işaret ettiği de şey “görüşme” masasıdır, soruna çözüm arayacak olan “müzakere” masası değil!
Zaten gelinen aşamada, benim kendi bakış açım ve bizim özelimiz bakımından, diplomasinin ve elbette uluslararası hukuk denen ne idüğü belirsiz şeyin, -dayatmalar dışında- “müzakere” (işin özü olan kalıcı çözüm) bağlamında yapabileceği bir şey olduğunu sanmıyorum. Kaldı ki dayatmalarla gelebilecek bir sonuç bizim bakımımızdan kabul edilmezdir.