Dr. Fazıl Küçük

İki büyük liderimizi, Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş’ı farklı yıllarda olsa bile içinde bulunduğumuz Ocak ayında kaybettik.
Yerlerinin doldurulması mümkün olmayan karizmatik liderlerdi. Onlar yalnız Kıbrıs Türk’ünün değil, bütün Türk dünyasının ulusal kahramanlarıdır.

***
Bugün bir devletimiz varsa, özgürsek, başımız dikse, bir Elen kolonisi haline gelmemişsek, toptan ve hepimiz katledilmiş veya göç yollarına düşmüş değilsek ve bu topraklara tırnaklarımızı geçirerek hayatımızı sürdürüyorsak, onlar sayesindedir.
Halkı yanlarına, arkalarına aldılar ve tarihi bir destan yazdılar.
KKTC’nin temelinde Dr. Küçük’ün sınırsız harcı vardır.
Denktaş ise o harcı kullanarak bir devlet yaratmıştır.

***
Dr. Küçük’ü ilk kez gördüğümde ilkokul öğrencisiydim. Halkla temas için köyümüze (Mehmetçik) gelmişti. Zaten özgürlük liderimiz Dr. Küçük’ün bir geleneği vardı, her yıl her köyü en az bir kez ziyaret eder, halkla iç içe olurdu.
Onu ilk kez gördüğümde köy meydanındaki Deveci’nin kahvehanesinde idi. Halkla önce sohbet etti, sonra da bir konuşma yaptı. Ben de onu bir çocuk olarak biraz uzaktan izledim.

***
O buluşmada Doktor’dan önce köylümüz olan imam Ali Vehbi Efendi ayağa kalktı ve Doktor’a hitaben şöyle bir giriş yaptı:
- Muhterem liderimiz, size beyan-ı hoşamedide bulunmak için söz almış bulunuyorum.
Sonra da liderimize köyün bazı sorunlarını anlattı.

***
Dr. Küçük veya Rauf Denktaş’ın köyümüze geldiği günler bir bayram günü olurdu.
Ziyaretten bir gün önce köylüler muhtar ve şirket katibinin öncülüğünde traktör arabalarıyla doğaya çıkarlar, traktör arabalarını budadıkları mersin dallarıyla doldururlardı.
Mehmetçik’ten Mağusa-Karpaz anayoluna kadar olan mesafe yaklaşık iki buçuk mildir. Bu yol köy merkezinden anayola kadar mersin dallarıyla donatılırdı.
Sonra köylü topluca anayola iner, davul-zurna eşliğinde Doktor’u karşılar ve yine davul-zurna eşliğinde köye doğru yola devam edilirdi.

***
Eğer ziyaret öğleden önce yapılmışsa Dr. Küçük öğle yemeği, öğleden sonra yapılmışsa akşam yemeği için köyde alakonurdu.
Bunun için bir gün önceden hazırlık yapılırdı. Köyün Derebeyi lâkaplı tellâlı Mustafa dayı ziyaretten bir gün önce minareye çıkar ve Dr. Küçük’ün ziyaretini halka şu sözlerle duyururdu:
- Ey ahali, duyduk duymadık demeyin, liderimiz Dr. Fazıl Küçük efendi yarın köyümüze gelecektir, yahnili el makarnalarını hazırlayın.
Kadınlar bir gün önce el makarnası yaparlar, ertesi günü Dr. Küçük için pişirirlerdi. Dr. Küçük böylece öğle veya akşam yemeğinde tüm köylüyle birlikte olurdu.
Yahnili makarna denen yemek şöyle bir şeydir:
El makarnaları bol bol hazırlanır, yeterince köy pilici kesilir, makarna bir tencerede, piliçler ise salçalı olarak ayrı bir tencerede pişirilirdi. Sonra tabaklara önce makarna, makarnanın üstüne de salçasıyla birlikte piliçler konurdu.
Ve işte buna bizim köyde ve bütün Karpaz’da yahnili makarna denir ve hâlâ da denmektedir.
Bu ziyaretlerinde Dr. Küçük’e bazan yahnili makarnanın yanında fırında toklu kuzu kebabı da sunulurdu.

***
Dr. Küçük’le şahsen yüz yüze gelmem ve tanışmam için ise aradan yıllar, yıllar geçti. Lise öğrencisiydim, Dr. Küçük’ün Halkın Sesi gazetesindeki ateşin yazılarını okuyordum. Türkiye’ye yaptığı ziyaret dönüşlerinde ona yapılan kalabalık karşılamalara katılıyor, ateşin nutuklarını dinliyordum. O sıralarda Dr. Küçük Evkaf’ın İngiliz yönetiminden arındırılması ve Türk halkına devri için Atatürk Meydanı’nda çok kalabalık mitingler düzenler, ben de bu mitinglere katılmak için bazı arkadaşlarımla okuldan kaytarırdım.

***
Çok gençtik, başımızda milliyetçi kavak yelleri esiyor, damarlarımız Dr. Küçük’ün aşıladığı milliyetçilik ateşiyle alev alev yanıyordu.
Sömürge dönemindeydik, o zaman okullarımız İngiliz Maarif Müdürü’ne bağlıydı. Öğretmenlerimizin bir kısmı İngiliz’di. Kabul etmek gerekir ki gerçekten çok iyi İngiliz hocalarımız da vardı. Ama o hocalardan ikisi sık sık bizi, yani Kıbrıs Türk’ünü rencide edici davranış ve söylemlerde bulunmaktaydılar.
Lise son sınıfta idim. Sınıf ve okul olarak bu iki hocaya artık tahammül edemez hale gelmiştik. Dr. Küçük sayesinde ulusal duygularımız zaten zirvedeydi. Sınıf olarak görüştük ve o iki hocayı protesto etmek amacıyla okul bahçesinde toplanarak bir hafta boyunca onların derslerine girmedik.
Uzatmayalım, soruşturmalar açıldı, tek tek ifadelerimiz alındı, elebaşı olarak tesbit edilen 6 son sınıf öğrencisi okuldan tardedildi, diğer öğrencilere de daha hafif cezalar verildi. Okuldan atılan 6 öğrenciden biri de bendim. Diğer arkadaşlarım ise şunlardı:
Mora’lı (Meriç) Ahmet Kemal, Poli’li Mehmet Şerif, Mağusa’lı gümrük çalışanı Ali dayının oğlu Tuncay Aslanali, Mağusa’lı yemişçi Azmi dayının oğlu Mustafa Kemal, Vitsada’lı ve eski BRT çalışanı Özkan Uygur. (O zamanlar soyadı yoktu).
***
İşte Dr. Fazıl Küçük’le yüz yüze ve şahsen tanışmam bu olay üzerine ve bu tard olayından birkaç gün sonra oldu. Bize verilen cezalara büyük tepki gösteren Dr. Küçük bizi çağırdı, matbaasına gittik, kendisiyle görüştük ve bizi himayesine aldı.