DÜNCEMDEN : ÇOK GECİKMİŞ BİR ÖZÜR

200 adım atınca kuzeye doğru dünya biterdi.

 Küçük Medrese sokağı 12 numarada oturuyorduk. Yaşım 12 ye geldikten bir kaç ay sonra bir gece silah sesleriyle uyandık.

 Savaş başladı ertesi gün ve 57 yaşındayım daha bitmedi. Uzuun bir ateş kesten ibaret bir ömrü törpüledik.

 

  Küçük Medrese sokak sur içi Lefkoşa’sının ortası sayılabilecek bir yerdedir ve sanırım eski sakinlerinden bir tek Hakkı’cık orda yaşamaya devam ediyor (du). Seyyar satıcı Hakkı hani “gir bahçeye kes elinginan” diye çığırırdı.

 

 Güneye batıya kuzeye doğru 200 adım atsak gene biterdi dünya. Dünya dediğim şey yaşıtlarımın ve büyüklerin rahatlıkla anlayabileceği ve fakat gençlerin anlamakta zorlanacağı bir dünya.

 

 1963 – 1968 yılları arasında Lefkoşa neredeyse 200 adım karelik bir dünya idi.

Lokmacı Bandabuliya bölgesi 11 bölük cephesiydi, Çağlayan 33 bölük Kaymaklıya karşı piyade tutanlar 44 bölük diye isimlendirilirken LTL bölgesi 55 bölük ve Gelibolu kumsal 66 – 77 olarak bilinirdi.

 

 Düşünün ki Ortaköy ile Lefkoşa’yı birleştiren yolun Beşparmak dağları tarafındaki kenarı kum tepeleri kum duvarı ile kapalıydı, ateş altında kalmasın diye.

Hakkı’cığın kırmızı beyaz tekerlekleri cırt cırt sesler çıkaran bir bisikleti vardı.

Sokakta top oynamamıza çok kızardı, bir gün bisikletiyle tek el sürerek (diğer elinde  bir hartuç şeker vardı) köşeyi (Naima’banın köşeyi)   tam dönerken, ben de fetto vuruşarımdan birini yapmıştım, sen top git Hakkı dayının elindeki hartuca tam doksandan goll ol. Haksız mı adam kızmakta.  

 

 Bisiklet deyince durup düşünmek iktiza eder.

Bisiklet en çok kullanılan ulaşım aracıydı, çoğunlukla Ralleigh marka kullanılırdı ve bisikletlerin erkeği dişisi vardı. Sellası ile dümen kısmı arasında boru olan erkekti, erkek bisikletiydi arada boru olmayan da kız bisikleti. Erkek bisikletleri genellikle siyah ve yeşil olurken, kız bisikletler de pembe ve mavi olurdu.

 O yıllarda bisiklet çalmak hırsızlıklar arasında açık ara birinci sırada gelirdi, köylerde koyun keçi hırsızlıkları öndeydi. Telden çarşaf çalmak da olurdu.

 

 Bir gün berbere giderken sanki acelem varmış gibi tek yola daldım bisiklet ile sokağın öbür ucunda polis peyda oldu, durdurdu beni, delikanlı dedi tek yol geliyorsun, bilmiyordum dedim, koca tek yol levhasını görmedin mi diye sordu, hınzırca bir gülümseme vardı gözlerinde dudaklarında, görmedim diye yalanı patlattım, biliyordum halbuki çok sık kullandığımız bir yoldu, Yenicamii’den Zafer sinemasına giderken Tanti’nin Hamamı yoluna sapmazsan işte o yoldasın. Git yolun başına da gör o zaman dedi yolladı beni görmem için. Gittim tek yol tabelâsının yanında durdum geri döndüm ve polise baktım. Marifet yaparmış gibi güldüm ve atlayıp bisikletime arkama bakmadan vızzz kaçtım.

 Utanıyorum şimdi bu yediğim halttan. Belliydi oysa, anlamam lazımdı beni rapor etmek niyeti yoktu bana tarik  kurallarına uymam gerektiği hakkında unutulmaz bir ders vermek niyetindeydi.

Onun iyi niyetini, insanlığını suistimal etmiştim. Otuzlu yaşlarımda anladım ve utanıyorum halen. Aziz hatırası karşısında saygıyla eğilerek özür diliyorum.