İsmail BOZKURT
Geçenlerde Afrikalı bir delikanlıyla sohbet etme olanağı buldum. Üniversiteyi kendi ülkesinde okumuş ve yüksek lisans için bizim üniversitelerden birine gelmişti.
Bir süre onun sorunlarını konuştuktan sonra sözü “bizim”le ilgili ne bildiğine getirdim.
Ne dediğini kestirebileceğinizi düşünüyorum: Bizimle ilgili doğru dürüst bir şey bilmiyor bu delikanlı! Oysa aklı başında ve hedefi olan birine benziyor. Geleceği parlak olabilir, hatta ülkesinde bir yerlere de gelebilir.
Bir düşünün… Bu çocuk ülkesinde iyi ve etkili olabilir ama eğitiminin en azından bir kısmını aldığı ülkemiz hakkında bir şey bilmiyor.
Ne tuhaf değil mi?
SİSTEMİMİZ GÖNÜLLÜ ELÇİ YETİŞTİRMİYOR
Yabancı öğrenci kabul eden ülkelerin yükseköğrenim modelleri, o öğrencilerin mezuniyetten sonra kendi ülkelerinde söz konusu ülkenin gönüllü birer elçisi olmasını da sağlamaya yöneliktir. Bu durumu, değişik ülkelerde eğitim gören bizim öğrencilerimizde de somut olarak görmek zor değildir. Ayrıca bunun öyle olmasının yadırganacak bir yanı da yoktur.
Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı’nın verilerine göre, KKTC üniversitelerinde 2000 - 2021 yılları arasında, yaklaşık 250 bin T.C., 110 bin üçüncü ülke ve 12 bin KKTC yurttaşı lisans/yüksek lisans düzeyinde eğitim almış.
Onca öğrenci gelip üniversitelerimizde okuyor ve aramızda yaşıyor ama biz bu gençlere “bizimle” ilgili bilgi vermiyoruz/veremiyoruz. Kıbrıs Türkleri’nin kültürü, tarihi, coğrafyası, Varoluş Savaşımı, bu bağlamda Kıbrıs Sorunu hakkında gerekli ve yeterli bilgi ile donatmıyoruz/donatamıyoruz.
Bu öğrencilerin, çoğu kez bizimle ilgili çok az ve büyük olasılıkla eksik/yanlış ya da en küçük bir bilgi kırıntısına bile sahip olmadan kendi ülkelerine döndükleri bir sır değildir. Yıllarca bu topraklarda bizimle birlikte yaşayan bu genç insanlar, ülkelerine kültürümüzden, dilimizden, tarihimizden, mücadelemizden, bize uygulanan haksız, hukuksuz ambargolar ve izolasyonlardan habersiz dönüyorlar.
Oysa bu kişiler, uluslararası alanda ve ülkelerinde gönüllü elçilerimiz/sözcülerimiz olabilir. Yabancı öğrenci kabul eden ülkelerin uygulamalarına bakarak bunu yapabiliriz.
Sözü edilen bu kişilerden en azından bazılarının, büyük olasılıkla kendi ülkelerinde önemli görevlere gelmiş/seçilmiş ya da uluslararası kuruluşlarda görev almış ya da almak üzere olduklarını göz ardı etmezsek ne yitirdiğimizi daha iyi anlarız.
Konuştuğum ve bana geleceği olduğu izlenimini veren genç Afrikalı da aynı durumdadır ve bir gün ülkesine döneceğinde, eğer bir yerlere gelme başarısı gösterse de, istese ve heveslense de bu topraklar için söylenecek sözü, yapacağı bir şeyi olmayacaktır.
Aslında Türkiye’den gelen öğrencilerle kendi öğrencilerimize bile kendimizi öğretmiyoruz ama bu durum bile, üçüncü ülkelerden gelen öğrencilere kendimizi anlatmamamızın ve öğretmememizin gerekçesi olamaz.
Siyasal tanınma bir yana, hemen her konuda, hatta sporda bile kendimizi dünyaya anlatmakta bu kadar zorlanırken ve engellerle boğuşurken, böyle bir potansiyelden yararlanmamak/yararlanamamak nasıl bir mantıktır ve neye hizmet etmektedir? Hem de 17/1986 sayılı KKTC Milli Eğitim Yasası (17/1986) Madde 5’teki emredici kurala karşın!
SÖZÜN KISASI…
Yapılması gerekenlerden birinin, yabancı öğrencilerin ülkelerine “gönüllü elçilerimiz” olarak dönebilmelerini olanaklı kılacak donanımı vermektir. Bir yıl önce, -yürürlükteki Milli Eğitim Yasası’nda da yer aldığı gibi- “bizi” anlatan bir programın, 2021-2022 akademik yılından itibaren başta tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, eğitim fakülteleri/bölümleri olmak üzere, K.K.T.C. üniversitelerinin hazırlık ve birinci sınıflarında zorunlu ders kapsamında ele alınması yönünde bir beklenti oluşmuştu. Bazı politik kişilerin bu yönde söylemleri olduğunu da unutmadık.
Bu sayfada çıkan “ÜLKEMİZ İÇİN ‘GÖNÜLLÜ ELÇİ’ YETİŞTİRMEK” başlıklı (29.06.2021) bir yazımda ben de bu beklentiyi dile getirmiştim.
Aradan bir yılı aşkın bir süre geçti ama “tıs” çıkmadı. Siyasal erkin, bu konuda gerekeni yapmak için ne beklediğini çok merak ediyorum. En azından bu yıl bu konuda adım atılacak mı? Yoksa bu konu da birçok başka konu gibi, politikanın ya da bürokrasinin çıkmazları içinde mi kalacak?
EK:
BELLEKSİZLİĞİN DANİSKASI, REZALET, FECAAT
EOKA’cı katillerin, Devlet adına ya da Devlet eliyle Erenköy mücahidi imiş gibi gösterilmesini anlatacak bir sözcük yoktur Türk dilinde! Hiçbir mazeret de bunu örtmez, örtemez. Tam da fecaat söz konusu! Üstelik konu, zincirleme bir rezaletler dizisi görüntüsüne doğru gidiyor.
Bu sayfada sıkça dile getirdiğim “BELLEKSİZLİĞİN” dik alası bir durum! “Toplumsal bellek” konusunda bulunduğumuz noktanın “vehametini” ve fecaatini gözler önüne seren bir olay!
Tanrı aşkına nereye gidiyoruz?