Düşünce Ortamı SAĞDUYU?... BASİRET?...

İsmail BOZKURT

        

En sonunda “hükümetsizlik” sona erdi. Azınlık hükümeti de olsa, bana göre daha da önemlisi “kadınsız” da olsa, Meclis’ten zorlukla güvenoyu alacağı anlaşılan, tek başına Meclis’ten yasa geçirme gücü olmasa da işbaşında olan bir hükümetimiz var.

Hem öyle kolayca “alaşağı” edilemeyecek bir hükümet söz konusudur.  Şaka yapmıyorum. Anayasamıza göre hükümet kuruldu. Bu “kadınsız” hükümet iş başındadır ve güvenoyu alsa da almasa da, daha sonra “güvensizlik” oyu ile düşürülse de, Başbakan Hamza Ersan Saner kendi isteği gitmedikçe, hatta çekip giderken başbakan vekilliğinin boşluk bırakılmaması durumunda da hükümet işbaşında olacaktır. Nedeni çok basittir: Meclis’ten başka bir hükümet çıkma olasılığı hemen hemen yok gibi ya da mucize gibi bir şey! Yani kısacası yeni bir seçime kadar bu hükümetle gideceğiz.

“Hükümet nasıl kuruldu,” “nasıl bir hükümet bu,” “bu çağda kadınsız hükümet mi olur” ya da bunun gibi sorulara değinmeyeceğim. Ama kurulan hükümetin ana omurgasını oluşturan UBP’nin Kurultay macerası ile azınlık hükümetinin kurulduğu gün HP’den istifa eden milletvekilleri olayının, dillere destan olacak cinsten olduğu, çok çok konuşulacağı, gelecekte tarihçiler, sosyologlar ve siyaset bilimciler için, -olumsuzluk anlamında- hazine değerinde olacağı da kesin!

***

Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasından başlayarak, toplumun “bilmem ne gibi” ortadan bölündüğü bir gerçek! Ve oluşan hükümet de bu tablonun yansıması olarak ortaya çıktı.

Hükümet’in Cumhurbaşkanı ile, -başta Kıbrıs konusu- tam uyumlu olacağı açık seçik ve kesindir ama karşısında, giderek sertleşme eğilimine girme olasılığı yüksek, “dışlandığı” psikozunun etkisine girmesi nerdeyse kaçınılmaz bir muhalefet var.

Popülizmin tavan yaptığı seçimin çok uzak olmadığı gerçeği de var tabii!

Peki, siyaset için çok çok önemli olan sağduyu, basiret?

***

Anayasa’nın KKTC için öngördüğü parlamenter sistem, sürecin içinden gelen uygulamalar, gelenekler, gerçekler, olgular, (genelde davet edilen) müdahalelerle fiiliyatta “de facto” bir yapıya dönüştü, popülizm sistem haline geldi.

Siyaset kurumundan kaynaklanan bu “de facto” devlet düzeni ile siyaset kurumunun belirleyici özellikleri hiç de iç açıcı değil:

  • Rant kültürü (popülizm, patronaj, yağma/ganimet anlayışı)
  • Çatışma kültürü, ötekileşme/ötekileştirme
  • Siyasal erki kamuya yandaş istihdamı ile eşdeğerde görme anlayışı
  • Herkesi potansiyel “erdemsiz” (kötü, kötü niyetli, suçlu) gören; bu bakımdan herkesi potansiyel erdemsiz sayan; bürokrasi ve kırtasiyecilik tutsağı bir kamu yönetimi;
  • “Cevizcinin çuvalı”ndan oynama alışkanlığı
  • “Yapanın yanında kalır” anlayışı (Kurumlaşmama, kurumlaşamama, sistemsizlik, kuralsızlık, kurallara boş verme, yaptırımsızlık, denetimsizlik)

Bu “de facto” yapı ya da düzen; “adalet,” “fırsat eşitliği,” “ilke,” “etik,” “sağduyu,” “liyakat” hatta vicdan gibi değerlerin çöp sepetine atıldığı algısını toplumda egemen kılacak kadar çok erozyona uğradı. “Faydacı,” “çıkarcı,” “fırsatçı,” “popülist” ve “makyavelist” politikalar geçer akçe oldu, siyaset “fena halde” kirlendi.

Bu yapının pek de saydam olmadığı; aklın, mantığın, basiretin, bilimin yerine siyasal/partisel çıkarlarla duyguları ve parti içi dengeleri öne çıkaran bir yapı/düzen olduğu başka bir gerçeğimizdir.

En acısı, demokrasilerde genelde seçim dönemleri için geçerli olan yukarıdaki nitelemeler, -ya da ne derseniz deyin- bizim siyaset kurumumuz bakımından, ne yazık ki kalıcı, sürekli ve yerleşiktir.

Bu yapı/düzen’de, “siyaset kurumu”nun saygınlığını yitirdiği ve temsili demokrasiye olan güvenin sarsıldığı başka bir acı gerçektir. Kamuoyu araştırmalarının Kıbrıs Türk siyaset kurumunun saygınlığının dibe vurduğunu göstermesi boşuna değil!  

Yani sonuç olarak, bir yanda bu gerçekler, bir yanda “bilmem ne gibi” ortadan bölünmüşlük, diğer yanda Meclis’ten güvenoyu alacağı anlaşılan ama yasa geçirme gücü olmayan, en azından güçsüz bir hükümet söz konusu!

Bir yandan da Corona belası ile ekonomi… Sağlık ile ekonomi arasında denge kurabilme becerisi gereksinimi… 

Sen nelere kadirsin ey sağduyu?

Sen nelere kadirsin ey basiret?

   .