İran’da korkunç bir savaş yaşanmaktadır. Her savaş gibi bu savaş da er geç sona erecektir. Savaş biter, antlaşma yapılır, barış olur. Bunun istisnaları da var tabii. Bazan savaş biter, ateşkes olur, barış antlaşması olmaz, ateşkes yıllarca fasılasız devam eder. Tıpkı bizim burada olduğu gibi.
***
Savaş sonrasının iki önemli unsuru vardır. Biri savaştan ders çıkarmak, öteki de hainlerin sonu. Savaştan ders çıkarmak hayati önemdedir. Savaştan ders çıkarmazsanız bir başka savaşın kapısını açık tutmuş olursunuz. Almanya 1. Dünya Savaşı’nda mağlûp çıktı, bundan ders çıkarmadığı için 2. Dünya Savaşı’nda mahvoldu.
Bunun tersi de var. Atatürk Yunan ordusunu denize döktükten sonra Yunanistan bundan ders çıkardı, Türkiye ile barıştı, güzel bir barış antlaşması yaptı. Karşılıklı ziyaretler oldu, Başbakan İsmet Paşa Atina’ya gitti, Yunan Kralı Ankara’yı ziyaret etti. Ankara ile Atina arasında örnek bir barış havası esiyordu. Bu hava Makarios Başpiskopos oluncaya kadar devam etti. Vakta ki Kıbrıs meselesi bir kara kedi gibi iki millet arasına girdi, her şey berbat oldu. Bunun neticelerini bugün de yaşamaktayız.
***
15 Mayıs 1919’da Yunan ordusunu emperyalizmin kışkırtmasıyla İzmir’e çıkaran Başbakan Venizelos idi. Venizelos müthiş bir adamdı. Siyaset ve diplomasi ustasıydı. Propaganda sanatında üstüne yoktu. Fakat müthiş bir hata yapmış, İngiliz’in dehlemesiyle Büyük Yunanistan hayaline kapılmıştı. Batı Anadolu’yu ve hatta İstanbul’u ele geçirecek, Bizans İmparatorluğu’nu hortlatacaktı.
Yanlış hesap yapmıştı, yanlış hesap Bağdat’tan döndü. Ancak bütün hatasına rağmen tarihten ve savaştan ders alacak kadar akıllı bir yola girmesini bildi, Türkiye ile barıştı.
***
Konuyu bize getirecek olursak…
Bugün adada yaşananların, Türk’lerin ve Rum’ların içinde bulunduğu sıkıntıların nedeni, Venizelos’un aksine Makarios’un tarihten ve savaştan ders çıkarmayı bilmemesiydi.
Adına Barış Harekâtı dense de bir savaş yaşamıştık. Her savaşın bir yeneni, bir yenileni olur. Yenenin de, yenilenin de savaştan ders çıkarması kaçınılmazdır. Makarios bunu beceremedi, ondan sonra onun yerine gelenler de aynı yolun yolcusu oldu. Onlar bu yolda devam ettikleri için Kıbrıs meselesine çözüm bulunamadı, bu tavır devam ettikçe de çözüm bulunması hayâl ötesidir.
Rum tarafının tarihten ders çıkarmayı bilmemesinin sonuçları ortadadır. Bu hal hepimizin gözü önündedir. Ben bunu şahsen de yaşadım. Yazmıştım, tekrar yazmakta fayda var.
1983 Mayıs’ında BM Genel Kurulu’nda yer alacak Kıbrıs görüşmelerini izlemek üzere parlâmento heyeti olarak New York’a gitmiştik. Rahmetli Oğuz Ramadan Korhan’la BM binasında idik, bir ara kafeteryaya uğrayıp kahve içmek istedik. Kafeterya tıklım tıklım doluydu. Oturacak yer bulmak için dolaşmaya başladık. Bir ara ansızın Rum heyetiyle karşılaştık. Glafkos Klerides bizi görür görmez ayağa kalktı, sarılarak iki yanağımızdan öptü, hoş geldiniz dedi. Klerides’i takiben AKEL lideri Papayuannu, Kiprianu’nun partisinin ikinci adamı Aleksi Galanos da aynı şeyi yaptı. EDEK lideri Vasos Lissaridis ise bizi görür görmez oturduğu koltuğu ters çevirerek bize arkasını verdi.
Oturduk, kahvelerimizi içtik, sohbet ettik. Klerides “bunu yeterli görmüyorum” dedi, “yarın yine gelin, burada buluşalım, birlikte bir öğle yemeği yiyelim, uzun uzun konuşma fırsatımız olsun”.
Ertesi günkü yemekte saatlerce konuştuk, Kıbrıs meselesini irdeledik. Adamlar sanki 1974 öncesinde imişiz ve Barış Harekâtı hiç olmamış gibi bir hava içindeydiler. O havaya göre onlar Kıbrıs’ın sahibi, biz ise pek de dikkate alınamayacak basit bir azınlıktık ve haddimizi bilmeliydik.
Kıbrıs Rum’unun tarihten ders almadığına ve almak niyetinde de olmadığına böylece orada tanık olduk.
***
Her savaşta her milletin hainleri de olur. Yukarıda buna kısaca değinmiştim. Bunu irdelemeye devam edeceğim.
Yarın yine görüşelim.
***
Not – 26 Şubat 2026 tarihli yazımda New York dönüşünde Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın yaptığı konuşmadan şöyle bir alıntı yapmıştım:
- Bir muhatap aranıyorsa o benim.
Bu ifade yanlıştır ve tarafımdan sehven yazılmıştır. Erhürman’ın ifadesinin doğrusu şöyledir:
-Bir fail aranıyorsa o benim.