Biz dertli bir milletiz; şarkılarımız da bizim gibi dertlidir. Ne var ki uzun havalarla, hatta daha hazin müziklerle bile eğlenmesini biliriz. Çocukken, mevlit okunurken bile oyun oynayan yeni yetmeleri anımsarız. Ama yine de biz dertli bir milletiz.
Doğrudur, şarkılarımız çoğunlukla aşk temalıdır ve hazindir. Ama bizim aşklarımız, Batılılarda olduğu gibi günlük ve eğlenceli aşklar değildir. İnsanı tefekküre sevk eden, deruni duygular taşıyan aşklardır çoğunlukla. Düşündüren ve gönül acıtan müziklerdir bunlar.
Varsın Batı insanı şarkılarıyla sevinsin, dans etsin, raksetsin, neşe saçsın; insanı hop oturtup hop kaldıran müzikleriyle coşsun, eğlensin müzik salonlarında, hatta yolda sokakta...
Bizse hüzün dolu şarkılarımızla eğlenmesini, sevinmesini bilen bir milletiz. Biz aynı zamanda hüznü seven bir milletiz.
Demişti ya ünlü şairimiz Ahmet Haşim: “Melali sevmeyen nesle aşina değiliz.”
İşte bu yüzden şarkılarımızla eğlenirken bile melalleniriz. Biz milletçe melallenmeyi severiz. Hüzün, neredeyse ruhumuzda var olan bir içgüdü sanki.