Müthiş bir dünyanın kapıları açılıyor
………Dünya edebiyatında İnce Memed’den başka bir roman yoktur ki bir coğrafi bölgeyi metin karakterine dönüştürsün. Çukurova tasviri ile başlayan metin, sayfalar boyunca bölgeyi en ince ayrıntısına kadar betimlemeye devam ediyor. Betimleme yapmak Rus realizm edebiyat akımının Fransız romantizminden devşirdiği yöntemdir. Nasıl ki bugün Türkiye’de İngilizce baskın ve birinci yabancı dil konumundaysa 18’inci yüz yıl Rus eğitim dünyasında Fransızca akımı aynı konumdaydı ve Fransa aydınlanmasının da etkisiyle birlikte Rus edebiyat patlamasında Fransız anlatısının büyük payı bulunuyordu. Fakat St. Petersburg ve Moskova ile beraber Rusya kırsalı ile stepleri ne Paris ne Lyon’a ne de yemyeşil Fransız çayırlarına benziyordu. Kışlar hayli sert ve soğuk, insanlar iklimden daha da katı, arazi sahipleri cimri ve huysuz, köylüler aptal, memurlar sarhoş ve de rüşvetçi, atlar hırçın, kadınlar ise uğruna nice kan akıtılan düellolara sebep olacak kadar güzeldi. Ve Tanrı Rusya’ya Puşkin, Gogol, Dostoyevski ve Tolstoy gibi betimleme ile edebi inşa ustalarını tayin etmişti. Bir gözü çocukken geçirdiği kaza nedeniyle (amcası kurban keserken bıçak batmıştı) kör kaldığı için askerliğini 1944-45 yıllarında Kayseri Talas Askeri Hastanesi’nde yapan Kemal Sadık Gökçeli, kütüphanedeki klasiklerle dolu bir zaman geçirdi. Burada Türk ve dünya edebiyatının başat yapıtlarına erişimi onun edebi dünyasına sağlam bir zemin oluşturdu. Uzun yıllar boyunca Çukurova’yı köy köy, mezra mezra dolaşıp kadınlardan, aşıklardan, bölgenin eli kalem tutanlarından yerel deyişleri, şiirleri ve türküleri toplamıştı. Daha yazıya oturmadan; yani aklındaki imgeleri kelimelerle bir ifade biçimine dönüştürmeden Çukurova’nın yerel anlatı biçimine çoktan hakimdi. Anadolu’nun klasik ifade biçimi ve zengin yerel Çukurova sözlü edebiyatı sayesinde iyiyi kötüyü, acıyı tatlıyı, yüceyi alçağı altı yedi kelime ile çok güçlü şekilde yalın ve anlaşılır biçimde ifadeyi öğrendi. İş geriye yazı matematiğini bilmeyi bırakıyordu. Karakter nasıl yaratılır, olay örgüsü nasıl kurulur, bölümler arası geçiş nasıl yapılır? Kütüphanede geçen askerlik Fransız ve Rus akımlarından öğrendiği edebi kuramlarla birleşince, ortaya daha ilk metninde bugün benim edebiyat literatürüne kazandırdığım ifadesiyle ‘Sadeliğin İhtişamı’ formuyla bir açılışı edebiyata taşıdı Yaşar Kemal. Sadeliğin İhtişamı, uzun ve derin romanı kısa ve etkili ilk cümlesi ile özetlemek, gelecek kuşakları bu yalın ve güçlü anlatı ile etkilemek şeklinde açıklanabilir. O henüz 1955 yılında Türk edebiyatı köy edebiyatı tanışmamış; Sabahattin Ali, Sait Faik gibi yalın anlatıcı yazarlarını yitirmiş, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın modern edebiyat çabasıyla henüz selamlaşmışken okurun karşısına İnce Memed ile çıktı. Romanın ilk bölümü Türkiye’nin pamuk deposu Çukurova’yı, Akçadağ isimli duyulmamış bir köyü, çakırdikenlik isimli yerel bitki örtüsünü anlatarak başladığı romanında, okur daha ne olduğunu anlamadan karşısına bir çocuk kahraman olan Memed’i çıkardı. İlk sayfalardan itibaren Victor Hugo nasıl ki Fransız toplumunu en ince ayrıntısına kadar bilen bir sosyolog olarak Sefiller’de Jean Valjean’ı yarattı ise Yaşar Kemal de kırk yıllık pedagog ustalığıyla karşımızda tüm tepkileri, duyguları, düşünceleri ile Abdi Ağa’nın zulmü ile inlediği Durusu’nun köyünden kaçıp Süleyman emmiye sığınan İnce Memed’i anlattı. Romanın başlangıç bölümünde, okur Çukurova’ya dair 1955 yılında yapılmış bir drone uçuşu ile ancak elde edilebilecek detaylarla bezeli betimlemenin lezzetiyle buruşan ağzını çalkalayamadan İnce Memed’in yaprak gibi titreyen ve okurun da bam telini sarsan psikolojisi ile karşı karşıya kaldı. Yaşar Kemal bu bölümde İnce Memed’in Abdi Ağa denilen zalim, huysuz, iki yüzlü, alçak bir hırsız olan toprakları kendisine ait köylerde hayatta kalma mücadelesi veren Çukurovalıların emeğini nasıl ezip sömürdüğü henüz küçücük bir çocuk olan İnce Memed’in kaçış mücadelesi ile anlatır. Çocuk köyünden çok uzaklaştığı adeta yeni bir dünyaya geldiği ve kimsenin onu bulamayacağı kadar uzaklaştığı fikrine sarılıp, Abdi Ağa’dan ve dayağından, şeytanlığından firar ettiğini kurarken aslında varabildiği yer evlerine komşu bir başka köydür. Ki burada karşısına çıkan da iyi insanların geçtiği kapından geçmiş olan ihtiyar Süleyman ve karısıdır. Süleyman, İnce Memed’in haline dayanamaz, onu evladı gibi sever. Korur, kollar. Mehmed de Süleyman’ın kazlarını, koyunlarını otlatırken bu minnettarlığı çocuk psikolojisini muhteşem şekilde yansıtan Yaşar Kemal’in anlatısıyla aktarır. Öğreniriz ki babasını çocuk yaşta yitiren Mehmed, bir garip kadın olan anası Döne ile baş başa kalır. Arada bulunamayan baba figürü nedeniyle Mehmed daha küçücükken Abdi Ağa ve onun feodal düzeni ile tanışır. ……………..