İNSAN SAĞLIĞI İLE OYNAMAK

Bugünkü yazım, Lefkoşa’lının en çok beklediği, bulmak istediği sağlık kontrolu, ve ilgili birimlerin çalışmalarına dairdir.  Evvelki gün Lefkoşa Türk Belediyesi’nin sağlık ekibi, pek çok işyerini kontrol etti. Kontrol ettikleri arasında, günü geçmiş gıdaları satan veya müşteriye yediren bazı restorantlar vardı .  Örneğin Pakistan Markette tespit edilen günü geçmiş toplam 85 gıdaya ratlanmış.
Lefkoşa Türk Belediyesi’nin kontrol ettiği daha pek çok iş yeri vardır.  O kontrollarda verilen bilgilerin soyut olduklarını düşünüyorum.  Acaba toplum sağlığına aykırı çalışan iş yerlerinin isimleri deşifre edilemez mi, diye soruyorum.  Belki de ilke olarak bir işyerinin hatalı satışlarını deşifre etmemek lazım adamı ekmeğinden etmemek için.  Veya yapılacak ihtarlar sonucunda o türdeki işyerinin düzelmediğini yeni kontrolda tespit etseler, bir kez daha o iş yeri sahibine çalışma izni verirler miydi?
Belediye ekiplerinin denetlemiş olduğu iş yeri gruplarını sayfaya almaya gerek yok.  Sadece çok doğru bir iş yaptıklarını söyleyebilirim.  Ve tabii ki bu kontrolların devamlılığı şart.
Şu denetleme işi gündeme gelince, birkaç anım geliverdi aklıma.  Kamugörevinde bulunduğum süre zarfında Oteller Encümeni üyesi olarak hem otelleri, hem de pansiyonları denetliyorduk.  O denetlemeler gerçekten çok etkili oluyordu.  Bakınız birkaç olayı siz okurlarımın bilgisine getireyim...
Sanırım yıl 1989 filandı...  Oteller encümeni olarak dört yıldızlı bir oteli denetlemeye gitmiştik.  O denetlemenin içinde, aklınıza ne gelirse herşey vardı.  Otel katlarını, yatak örtülerini, halıların yıpranıp yıpranmadını, tuvalet ve banyoların hijyenlik yönünde kullanılabilecek düzeyde olup olmadığı kontrol etmiştik.  Sıra mutfak kısmına gelmişti.
Mutfakta çok ilginç bir manzara ile karşılaşmıştık.  Mevsim yazdı ve kan ter içinde kalan mutfak çalışanları vardı.  En ilginci neydi bilir misiniz?
Üç tane uzbandut gibi kıllı adam, tırnaklarının içi simsiyah ve başları açık vaziyette, önlerindeki kazana doldurulmuş kıymayı durmaksızın yoğuruyorlardı.  Ve terleri de kazana damlıyordu.  O yoğuranlar sıcaktan hem alınlarındaki, hem de göğüslerindeki kıllardan süzülen terleri elleri ile silerek, önlerindeki önlüğe silmişler, sonra da balıklama o kazanın içine dalmışlardı.  Daha da ilginci neydi bilir misiniz?  Ekip bizi görünce çalışmalarına ara vermişti.  O arada binlerce sinek o kıymanın üzerine üşüşmüş, biz kazanın yanına yaklaşınca o sinekler sürüler halinde havalanmışlardı.  Encümen bu duruma tanık olunca bütün mutfak işçilerini hemen asker gibi önümüze dizmiş ve “Ellerinizi uzatın” demiştik.
O uzanan ellerdeki tırnak kirlerindan ne kadar rahatsız olduğumu size anlatamam. O an encümen, otelin işletmesi için bir karar almıştı.  Mutfakta kullanılan çatlak bardak, tabak ve kaseleri tümden çöpe atmıştık.  Bir de mutfak çalışanlarının mutlaka sürekli eldiven giymeleri ve başlarını bağlamaları kararı.  Bir otel işletmecisi için çok büyük bir meblağ tutan bir kazan kıymanın maliyeti ne olursa olsun, o bir kazan kıymayı çöpe boca etmemiz olmuştu.
Otel işletmecisi, “Bari kıymayı dökmeyin” deyince, “Siz insanların sağlığı ile oynuyorsunuz.  Lakin sizi daha sıkı göz hapsine alacak ama otel yıldızını da üçe düşüreceğiz” deyince paçaları tutuşmuştu.  Yazılı ihtar işe yaramış ve ondan sonraki sıkı kontrollarda, o otelde iyileşme gözlemlemiştik.
Halk sağlığı açısından bir de Lefkoşa içindeki pansiyonlar vardı denetim hayatımızda.
Bir binanın tam olarak pansiyon görevini yapabilmesi için, yıldızlama tüzüğüne bakmak lazım...
Bütün otellerin bir ile beş arasında yıldızları olur. Hatta şimdilerde beş yıldız üzerine lüks otellerimiz de var.
Pansiyonlar ise, bir yıldızlı otel sonrasındaki listede yer alır.
Gerçek anlamda pansiyonculuk da halk sağlığına dayanan bir işletme türüdür.   Esasında pansiyonculuk, biraz da nostaljik bir hayata dayanır. Otantik değeri olan, hatta antik diyebileceğimi köşkler ve eski malikaneler, pansiyonculuğa çok müsait.  Türkiye’de, özellikle kent merkezlerinin belli bölgelerinde veya varoşlarında pansiyonculuk daha bir yaygındır.  Türkiye pansiyonculukta da, otel işletmeciliğinde de bayağı yok kat etmiş ve Türkiye’nin ve de Türk insanın yüzünü aka çıkarmıştır.
  Bizim pansiyonculuğumuz ne?
1974 Mutlu Barış Harekatı sonrasında ülkedeki demografik ve sosyal değişiklikler, bütün Lefkoşa insanlarını kent dışına çıkmaya zorladı.  Çoğunun evleri, Türkiye’den gelen bazı işletmeciler tarafından “pansiyon” haline getirildi.
Yukarıda belirtmiş olduğumuz tarih veya öncesinde ilk kez Lefkoşa surlar içindeki pansiyonları denetlemiştik. Dış görünüş olarak Lefkoşa’nın eksi tüccarlarından birisinin köşk tipi, altta ve üste beşer odası ve arkasında da kocaman bir bahçesi olan binasını denetlemiştik.
O pansiyonların bütün odalarında olması gereken iki veya bilemediniz üçer yatak olması gerekirken, her odaya kırk kişiyi tıkmış işletmeci.  Bahçeye indiğimizde, bir sürü saçtan yapılmış barakalara da yüzlerce insanı tıkmış ve para kazanmanın yollarını bilmiş.  O odalarda ayak kokusundan ve insan nefesinden durmak bayağı yürek isterdi.  Bahçenin ta dibinde de sadece bir tuvalet ve tuvalete girecek ellerinde maşrapalarla bekleyen kocaman bir kuyruk vardı.
İşte o an insanlığımızdan utanmıştık.
Her ne ise, o pansiyona da kilidi vurdurmuş ve “İşinizi adam gibi yapacaksınız” ihtarını vermiştik.
Kısacası devletin, halk sağlığını gerektiren odakları kontrol etmeleri şart.  O bağlamda Lefkoşa Türk Belediyesi’nin sağlık ekibini kutluyorum.  Bir de olumsuzlukları taşıyan işletmelerin isimlerini kamuoyuna açıklasalar...