Belki içgüdüsel ve spontane bir bakışla başlar kızla erkek arasında bir aşk.
Bu anlık bir olgu.
Bazen bakışlar iki tarafı aynı anda etkiler, bazen de bakışanlardan sadece biri etkilenir. Her hâlükârda aşk anlık doğar. Alışkanlıkla da oluşan aşklar vardır ki bu konu dışım.
Aşk ya tek taraflı ya da iki taraflı olur her zaman.
Bu olgu, toprağa değil kalbe ekilen bir tohuma benzer. Artık bu anlık bakış, çift eşeyli bitkilerde tecelli ettiği gibi kişinin kalbinde unutulmazlığa gömülür.
Süreçte, çift eşeyli bitkilerin bir tohumu gibi kalbe yerleşme vardır. Kalp, o bakışın ekoluğunu üstlenerek her iki insanın kalbinde yaşama ve büyüme fırsatı bulur. Hatta çimlenmeye başlar...
Ve aşk denilen güzel olgu, kalbin sahibi çiftlere kendini belli eder.
Ve sanki ana rahminde konaklamış bir tohum misali, insan ruhuna da nüfuz eder paralelinde.
Kişi bu safhadan sonra ruh ve bedenine egemen olan bu sürecin bir hastalık olmadığını bilir, anlar...
Bilmesine bilebilir de bu semptomların etkisini çeşitli şekilde hisseder.
Ve bu durumu ileri derecede heyecanla yaşar.
Uykuları bozulur, iştahı azalır. Dalgındır, alıngandır, münzevidir. Eskisi kadar şen değildir ve dahası...
Bazen öylesine etkili olur ki sevda, yakın çevresi söz konusu değişim unsurlarını fark ederek “Sana ne oldu?” diye sorgular.
Soyut ve tutarlı bu değişimleri merakla araştırmaya koyulur yakınları.
Bazen bu aşk sendromunu kişi tek başına yaşar. Ama kendisi, bir süre bu durumun aşkının muhatabı ile birlikte yaşandığına inanır, hatta ısrarlıdır.
Ancak çoğu kez ketum yaşanır bu tür duygular. Bilmeden ve tek başına...
Talihsiz âşık, ıstırapla ama umutla tek başına aşkını yaşamak ve yaşatmakta devam eder. Aşkının tek taraflı olduğunu düşünmek istemeden...
Ta ki bunun tek başına yaşanan bir aşk olduğunu öğrendiği halde kalbinden söküp atamaz.
Bir saplantı oluşur ruhunda, ömrünce taşıyacak istemese de.
Ve bir HAYALİN peşinde koşmaktan, ne yazık ki vazgeçemez.
Çünkü yaş ilerledikçe yalnızlığını böyle bir hayalle giderdiğine inanır.
Artık yapılabilecek bir şey yok.
Ömrünün sonuna kadar bir hayalin peşinden götürmeye var gücü ile devam eder...
Ne yapabilir ki başka?
Ne yapsın ki biçare...
Kadere inanmak istesek de, katlanmak tek çare.