Geçen Cumartesi günü Kıbrıs Türk Basın Konseyi’nin son genel kurul toplantısı, Dış Basın Birliği’nde yapıldı. yapıldı. Büyük bir üye katkısı ile gerçekleşen genel kurulda her zaman olduğu gibi konseyin faaliyetleri hakkında Başkan Şule Aker anlamlı bir konuşma yaptı. Ardından da 2014-2017 dönemi faaliyet raporu okundu ve faaliyetler liste halinde verildi.
Benim de bir gazeteci olarak bu konseyde yer almam, gerçekten benim için onur vericidir. O bağlamda Kıbrıs Türk Basın Konseyi’nin uluslararası bir kimlik kazandığını ve o kimlikle, Kıbrıs Türkü’nün sesini ve soluğunu bütün dünyaya duyurmuş olduğunu ifade edebilirim.
Kıbrıs Türk Basın Konseyi’nin kuruluş tarihçesine şöyle bir bakalım...
Bu konsey, 1999 yılında merhum İsmet Kotak ve bir kısım arkadaşı ile kurulmuş ve zaman içinde kendini bütün dünyaya kabul ettirmiş bir organdır.
Eski ve deneyimli, çok değerli politikacı, gazeteci ve kooperatifçi merhum İsmet Kotak bu organı kurarken, dünya medyası ve dünya basınına çok geniş bir perspektiften bakmış ve özellikle Kıbrıs Türk Basın Konseyi sayesinde KKTC gerçeğinin de dünyaya duyurulması anlamında birşeyler yapılması gerektiğini düşünmüştür.
Konseyin geçen günkü açılış konuşmasında kürsüye çıkan Doç. Dr. Şule Aker, bakınız konsey faaliyetleri ile ilgili neler söylemiş...
“1999’da başlayan yolculuğumuzun bugünlere geldiğini görmekten gurur duyuyoruz. 17 yıl önce Kurucu Başkanımız İsmet Kotak’ın önderliğinde kurulan Basın Konseyi, bugünden çok farklı bir ortamda yaşama geçmişti. O yıllarda medya mensupları yazılarından dolayı önemli para cezalarına çarptırılıyor, bazı haberlerin yayınlanmaması için tehdit ediliyorlardı. Bu koşullar altında ‘Özgür Basın’ diyerek yola çokan bir grup basın çalışanı İsmet Kotak’ın çalışmalarıyla Basın Konseyi’ni kurdu. Özgür Medya’nın demokrasi için öneminin altını çizen Konsey, aynı zamanda basın çalışanlarının sorumluluk bilinciyle görev yapmasının önemine vurgu yapmaktadır.”
Şule Aker’in vurgu yaptığı ve Konseyin kendine ilke haline getirdiği “Özgür Basın” anlayışı gerçekten çok önemlidir.
Gerek Kıbrıs, gerekse Türkiye basınının geçmişini taradığımızda, gerçek anlamda “Özgür Basın”ın olmadığını görürüz.
“Özgür Basın”ın anlamı nedir?
Bir gazetecinin korkusuzca ülke ve dünya siyaset ve yaşantısını eleştirmek, doğruları alkışlamak ve yanlışları dile getirmektir. Şayet bir ülkede demokrasi varsa, “Özgür Basın” da olmalıdır. O bağlamda o zor süreci atlatana kadar ne kadar yıl geçmiş ve dünya gündemine, “Basın özgür olmalıdır” anlayışı oturmuştur.
Hele bir hatırlayın bakalım... Özellikle Türkiye basın gerçeğinde ne kadar değerli gazeteciler özgür eleştirileri yüzünden kurşunlanarak “Basın Şehitleri” olmuşlardır.
Bundan iki yıl kadar önce İstanbul’da gerçekleştirilen TC-KKTC Basın Konseyleri toplantısında bütün bu durumlar gözden geçirilmişti. Onun akabinde de İzmir ve Kuşadası’nda yapılan diğer toplantılar yapılmıştı.
Etik olarak İzmir Basın Konseyi Başkanı bütün konsey üyelerini, bilgilendirme adına ilk kez görebildiğimiz “Basın Müzesi”ne götürmüştü.
O çalışmada en çok etkilendiğim görüntü, Müzedeki “Basın Şehitleri Odası” ve onların duvarlardaki resimleri olmuştu.
Anımsadığım kadarı ile o duvarda yer alan resimlerin başında Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Çetin Emeç, Hasan Fehmi, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Hrant Dink ve bizim memleketten Kutlu Adalı ve daha niceleri vardı. O insanlar fikirleri uğruna hayatlarını kaybetmişlerdir.
Bugün, içinde yaşadığımız ortamda “Özgür Basın” anlayışı gerçek anlamda kabul gördü mü? Veya görmekte mi? Bunu sorgulamamız lazım.
Bunun son örnekleri, 15 Temmuz darbesi ile gelişen olaylarda özellikle Türkiye basın dünyasında bazı gazeteci ve yazarların tutuklandıklarını ve yargılandıklarını gördük. İşte o anlamda gerçek anlamda basın özgürlüğünün sağlanmış olduğunu söylemek hayli zor.
Bazı gerçekler ve yaşanmışlıklar, insanları ve bütün kamuoyunu olumlu veya olumsuz etkiler. O bağlamda bazı gazeteciler hüküm de giyseler, demir parmaklıklar arkasına bir zaman törpüleseler de, “Basın Özgürlüğünün” şart olduğu fikri, bir gerçek olarak Türk insanının beynine ve bedeninin bütün hücrelerine girmiş, yerleşmiş oldu.
Şule Aker’in şu sözleri de “Büyük bir aşama kaydedildi” sözleri ile örtüşüyor.
“Basın Konseyi kurulduğu yıllarında başlayarak, Türk Basın Konseyi’nin desteği sayesinde Dünya Basın Konseyi üyesi oldu. 2000’li yıllarda Şule Aker’in Dünya Basın Konseyi yönetimine üye olarak seçimesiyle yönetimde temsil edildi. Daha sonra Tanzanya toplantısında Dünya Basın Konseyi Başkanı Yardımcısı seçilmesiyle Şule Aker, 2016 yılında Dünya Basın Konseyi Başkanı seçildi.”
Biliyorsunuz... Bu türdeki enternasyonal organizasyonlarda delegasyonların yoğun kulisleri ve kendi güçlerini pekiştirmeleri söz konusudur. O nedenle Şule Aker’in KKTC gibi küçücük bir Türk ülkeden Konsey Genel Başkanı seçilmesi çok önemlidir.
Gelecek ve gelişecek zaman sürecinde Konseyin daha da etkin görevler ve hizmetler yapacağına eminim.
Konseye ve bütün Yönetim Kurulu üyelerine başarılar dilerim.