Kıbrıs Türk Tiyatrosu Hakkında

“Son zamanlarda Kıbrıs Türk basınında kuvvetle akis bulan bir konu var: Tiyatro. Bunu sevinçle karşılayanlardan biriyim. Bu konuda sayın arkadaşım Çelebioğlu’nun hazırladığı ankete katılamadığım için fikirlerimi bu sütunlarda belirtmek istiyorum.
Her şeyden evvel şunu söylemek lazım ki tiyatronun gerçek önemini kavramakta cemiyet olarak çok geç kalmışızdır. Ve basındaki ilgiye rağmen yine de istenilen kıvama geldiğimizi söyleyemeyiz.
Bu niçin böyledir? Cevabı biraz güçtür. Cemaat olarak sanatın önemini kavrayamamamız daha açık bir ifade ile sanatsız bir cemaat olmamız başta gelen sebeplerdendir. Yeni başlayan kıpırdanışlarda bile tiyatro istihza ile karşılanmaktadır.
Kıbrıs’ı son ziyaretimde aydın sayılması gereken bir dostumun inşa halindeki Rum Operasını göstererek istihza ile konuşması acı değil mi? Başa baş yürümek mecburiyetinde olduğumuz Rum vatandaşlarımız opera devrine girmişken biz daha tiyatronun münakaşasını yapmaktayız. Acı, fakat gerçek!
Bu durum karşısında acele olarak harekete geçmek mecburiyetindeyiz. Bu hususta Anavatan’ın en geniş şekilde bize yardımcı olacağından eminiz. Hele tiyatro idaresinin başında şöhreti geniş ve bu işin önemini kavrayan Cüneyt Gökçer gibi bir tiyatro üstadı olursa. Kaldı ki, O gereken sözü vermiştir de. Buna rağmen Türk Cemaat Meclisi’nde buna dair bir hareket görülmüyor. Kim bilir, belki de kendisini bununla görevli saymıyor. Böyle bir zihniyet varsa düzeltilmesi cemaat hayrına olur. Çünkü tiyatro geniş yığınların zannettiği gibi bir eğlence vasıtası değil, eğitim vasfı ağır basan bir kültür hareketidir. Misal için uzağa gitmeye de lüzum yok. Türkiye Devlet Tiyatroları’nın Eğitim Bakanlığı’na bağlı olması, hatta devletin bunu üzerine alması kâfi ve inandırıcı sebeptir. Batıda bile bilhassa belediyeler devlet kadar vazife almışlardır. Bizde belediyeler için böyle bir şey düşünülemeyeceği için iş, Türk Cemaati’ni eğitmekle vazifeli T. C. Meclisi’ne kalmaktadır.
Malî yıl yakında bitecek. Bütçeye bununla ilgili ödenek konulacağını ve anavatan hükümetiyle temasa geçileceğini ümit ederiz. Bunun başta gelen bir mesele olmadığını, daha hayatî meselelerimiz olduğunu söyleyecek olanlara cevabımız şudur: Eğer adımızı duyurmak istiyorsak ancak sanatla duyurabiliriz. Medenî cemaat vasfını da bize ancak bu kazandırabilir. İçimizden çıkacak bir sanatkârın yapacağı propagandayı bize milyonlar bile yapamaz.
Hiç unutmam geçen yaz Türkiye’den İngiltere’ye seyahat ederken trende bir Yunanlı ile dost olmuştum Yunanlı dostum; Türklere karşı dostluk hisleri beslemediğini göstermekten çekinmiyordu. Çeşitli sahalarda münakaşalarımız oldu. Döndük dolaştık tiyatroya geldik. Ne dedi Yunanlı dostum, bilir misiniz? “Sizinkiler”, diyor “tiyatroda epey ileri. Paris’teler. Hele Kral Oidipus’u oynarlar. Hele Kral Oidipus’u oynayan bir aktörünüz var. (Cüneyt Gökçer) Ve bizim de kuvvetli bir aktörümüz var. (adını hatırlamıyorum.) Kral Oidipus rolünü Avrupa’da en iyi oynayan aktör olarak tanınıyor. Şimdi anlaşılıyor ki sizinki bizimkini de geç­miş.”
Göğsüm nasıl kabardı tahmin edemezsiniz? Bir Cü­neyt Gökçer’in, bir İdil Biret’in Türkiye ve Türk milleti için milyonlara değen propagandalarını, neden başka bir Cüneyt Gökçer veya İdil Biret Kıbrıs Türk Cemaati ve Türk Milleti için yapmasın? Bunu yapacak olanların içimizden çıkmayacağını kim iddia edebilir?
O halde ileri! İlk hedef cemaatimizin kültür seviyesini dünyaya yaymak! Varlığımız o zaman değer kazanır.

1 Eylül 1961, Nacak Gazetesi

***

Yukarıdaki yazım 1 Eylül 1961 tarihli Nacak Gazetesi’nde çıktı. 61 yıl önce! İlginç değil mi? Düşünüyorum da, içeriğindeki doğrudan o dönemi anlatan “sanatsız bir cemaat” ve          “tiyatro istihza ile karşılama” söz dizilerini çıkarsam; “cemaat” sözcüğü  yerine “halk,” Türk Cemaat Meclisi” yerine “Eğitim ya da Kültür Bakanlığı” desem, Cüneyt Gökçer olayını ya da adını günümüze uyarlasam, kısacası anlamını ve özünü değiştirmeden, daha çok biçimsel birkaç değişiklikle bu yazıyı günümüzde de yayımlayabilirim.  Ne dersiniz?

***

KAKİSTOKRASİ
(BİR ÜLKE KOMEDİSİ)

Yukarıda alıntıladığım yazıda, 61 yıl öncesi için kullanılan “sanatsız bir halk” nitelemesini günümüz için kullanmak haksızlık olur. Çok zaman geçti ve sanat bu ülkede belirli bir aşamaya geldi. Yazıda geçen “tiyatroyu istihza ile karşılanma” konusunu ise genellemek doğru olmaz. Tek başına Lefkoşa Belediye Tiyatrosu Yetişkinler Atölyesi'nin her Perşembe Arabahmet Kültür Evi'nde sahnelenen "Kakistokrasi (Bir Ülke Komedisi)” oyunu bile bu iki konuda belirli bir aşamaya geldiğimizi gösterir ama siyasette bu düşüncedeki artıkların varlığı da yadsınamaz.
Cem Aykut’un yazıp yönettiği "Kakistokrasi (Bir Ülke Komedisi),” adının altyazısında belirtildiği gibi bir ülke komedisi! Bir ülke dediği bizim ülkemiz Kuzey Kıbrıs’tır ama aslında bunu herhangi bir ülke olarak da düşünebilirsiniz.
Oyunda, Corona salgınında yaşanan durumlar, Devlet’in salgına karşı tavrı, kimler tarafından ve nasıl yönetildiğimiz, ev halleri, eğitim, iş, tiyatro’nun salgınla  savaşımı, bir yanda ölümler, bir yanda umursamazlar, diğer yanda endişeliler yani insan halleri, kısacası yaşamın ta kendisi anlatılır.
Tiyatro zaten toplumun aynasıdır ve Corona belâsı çok yakın zamanda doğrudan yaşandığı için izleyici, oyunu kendi yakın yaşantısının bire bir yansıması olarak algılar. Anlatılanlar bize aittir ama tümüyle yalnız bize özgü değil insanın olduğu her yerdedir. Bu bakımdan oyun, herhangi bir ülkenin tiyatrosu olarak da düşünülebilir. 
Oyunun bir özelliği, “koltuklardan sahneye temasıyla amatör oyuncular tarafından sahnelenmiş olmasıdır. Corona salgınındaki kişisellik (insan halleri) kadar kitlesellik de yansımaktadır ve oyunun bu yönü, koltuklardan sahneye çıkan amatör oyuncular sayesinde daha rahat algılanmaktadır.
Kalabalık oyuncu kadrosundaki isimleri de paylaşalım: Ali Berk Çağakan, Asya Çamlıbelli, Ayca Üngüder, Aysan Özcezarlı, Ayşegül Bükük, Ayşegül Tilki, Demet Mannaş Kervan, Dilem Köylüoğlu, Elşen Mülazımoğlu, Emrah Ruh, Evrim Özbahadır, Fatih Parlak, Fatma Mutlu, Fatma Tunar, Gözdem Serdal, Gülsen Özertaş, Günay Kibrit, Keziban Demirel, Meliz Çakmak, Nurcan Korucu, Orkun Bozkurt, Özge Eliz Aksaygın, Reyhan Bilgeer, Said Saidoğlu, Sarem Özdemir, Seniha Öztoprak, Serpil İsmihan, Sonuç Cevizci, Tümel Sabancı, Yalkın Özbahadır, Yeliz Kulle Konar, Zekiye Boral.
Cem Aykut’un şarkı sözleri dahil yazıp yönettiği oyunda emeği geçenleri de saymamak olmaz. Özgün müzik-beste Ersen Sururi’ye ait! Vokalde Zeliş Erkut, vurmalı sazda Uğur Güçlü var. Afişi  aynı zamanda oyuncu da olan Emrah Ruh, dekoru Özlem Deniz Yetkili hazırlamış. Dekor asistanı Asya Kazafanalı, ışık tasarım & uygulama Salih Kanatlı, efekt uygulama Mehmet Eseri, afiş tasarım & fotoğraf Umut Ersoy, sahne amiri Mehmet Demir! Halkla İlişkiler Ceren Kanatlı ile Harper Sözen, idarî sorumlu Ülgen Çakır, gişe Emrah Kurt!
Ve tabii LTB Kültür Sanat Şube Amiri Kıymet Karabiber!
Kitlesellik bir bakıma yalnız oyunun içeriği ile oyuncu kadrosunda değil, sahne gerisinde de söz konusu ve tabii ki Corona dolayısıyla henüz yitirmediğimiz muhteşem “imece” geleneğinin o insancıl zenginliği de var oyunda!
(Tüm sağlık çalışanlarına selam da unutulmamış!)

***

Lefkoşa Belediye Tiyatrosu Yetişkinler Atölyesi’nin performansını daha önce de izlemiştim. Kim düşünmüş ve kimin emeği geçmişse sağ olsun! Ülke sanat ve tiyatro yaşamı için çok güzel bir çıkış olduğu, performansından da belli! Başta Cem Aykut,  tüm ekibi kutlarım.
Oyun, Mayıs ayı sonuna kadar her Perşembe saat 20.00'da Arabahmet Kültür Evi'nde sahneleniyor. Yani görmek için zaman var ama görmemek için makûl neden yok! İçtenlikle öneririm.