İsterseniz Kıbrıs konusunda açıklama yapan büyük güçlerin ifadelerine şöyle bir göz atalım...
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon: “Liderleri çabalarından ötürü kutluyorum. Liderlerin çabalarına desteğimiz devam edecek.”
Avrupa Biliği’nden gelen mesaj ise şöyledir:
“Avrupa Birliği aktif rol almak için hazırdır.”
Amerika Başkanı Obama ise şu ifadeleri kullandı:
“Ortak açıklamada uzlaşı ruhu vardır.”
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ise şöyle demiştir:
“Kıbrıs sorununun çözümlenmesinde Türkiye yoğun desteğini devam ettirecek.”
İngiltere Başbakanı Cameron da şöyle demiştir:
“Gerçek bir fırsat yakalanmıştır.”
Almanyadan gelen ses de şöyle diyor...
“Almanya taraflara destek olmaya hazırdır.”
Bilmem dikkat ettiniz mi? Bütün yapılan açıklamalar, görüşmelerin başlamasına ve umuda endekslidir. Henüz kimse Kıbrıs’ın derinlerinde yanan yangını bilmez veya şu anda bilmek istemez.
Yapılan ortak açıklama kalın çizgili bir çerçeveye benzer. Henüz detaylara inilmemiştir veya henüz o noktaya gelinmemiştir.
Ben de diyorum ki, “Beyler! Lütfen Kıbrıs sorununa at gözlükleri ile bakmayalım.”
At nasıl bakar. İki gözünün sağına ve soluna konan; “Görme engelleyici ve sadece karşıya bakabilme gereğini yaratan iki kalım deri parçası.” Yani ona at gözlüğü diyoruz bildiğim kadarı ile. Sağa, aşağıya, sola veya geriye değil, hep karşıya bir çizgiye bakma...
Acaba işin derinliğine inince bu beyanatları verenler, büyük bir hayal kırıklığına uğramayacaklar mı?
Bence en önemli iki şey vardır nihai çözümde. Bunlardan birincisi toprak konusu, diğeri de Türkiye’nin etkin garantisi. Yani Cumhurbaşkanımız Eroğlu’nun söylediği “Kırmızı Çizgilerimiz” vardır.
Ben diyorum ki, herşey konuşulup geçici belge olarak bazı şeyler imzalandığında, mutlaka konu toprak meselesine de gelecek. İşte o zaman kopacak ayının kuyruğu da, görüşmelelerin kuyruğu da.
Yapılan ortak açıklamada, tam elli yıldan beri, hatta 1955’lere kadar uzanan tamı tamına elli altı yıllık bir sorunu çözmeye çalışıyorlar. “Görüşmelerde yapıcı olunuz” diyorlar. Bunun nesine yapıcılık koyacağız? Herşey açık ve net bir şekilde ortada duruyor. Türk tarafı da, Rum tarafı da ne istediğini çok iyi bilir.
Şu “İyi bilirler” ifademin arkasındaki gerçekler şudur:
Rumlar eskiye dönüşü, eski topraklarına kavuşmayı, Türk askerinin adadan gidişini ve Türkiye’nin etkin garantisinin ortadan kalkması ile Türklerin elini konulunu başlama peşinde. Unutmamalıdırlar ki artık hiçbir şey eskisi gibi olamayacak. Gerçi bu ortak açıklamada “iki bölgelilik” esası var da, yine de insan Rumların içinden geçenleri okuyabiliyor.
Türklerin isteklerine gelince...
Türkler elli altı yıldan beri çektikleri acıları asla ve asla unutmadan ve ellerine geçirdikleri özgür topraklarda mutlu ve özgür yaşamak niyetindedirler. Bir kere daha geriye dönmeksizin, Türkiye’nin varlığı ve etkin garantisi ile var olmayı sürdürmek ve devlet olmanın erkini içlerinde hissederek yaşamak.
İşte size ortak sorun. Toprak konusuna gelince...
Herkes de biliyor ki, malını kaybeden Rumlar, Mal Tazmin Komisyonu’na başvurmaya devam ediyorlar ve kendilerine güneyde yeni bir gelecek kurmaya başlıyorlar.
Rum liderliğinin şarlatan tavırları ve o imkansız ENOSİS hayallerinin Rum halkını ve dolayısı ile bütün Kıbrıs’ı ne hallere düşürdüğünü herkes biliyor ki, “malın can yongası olduğu” gerçeğinden hareket ediyorlar. Güneyden kuzeye geçen Türklerin de pek çok değerli var altın kalitesinde malları vardı. Ama onlar geriye dönüp bakmadılar, sırf canlarını düşmandan korusunlar diye.
Kısacası henüz yaşadığımız saatler ve günler, düğün (!) arifesidir. Yarın gerdeğe girince göreceğiz bu işin nasıl sonuçlanacağını. O halde bütün bu gerçekler ve henüz açılmamış derinlikler gün ışığına çıkmadığına göre, bütün dış güçler ve bütün siyasiler konuya at gözlüğü ile bakmaya devam ediyorlar. Hele bir işin içine girsinler ve onlar da at gözlüklerini çıkarsınlar bakalım bu gemi bizi hangi limana götürecek, görelim.