Yıllar önce evimin önündeki zeytin ağacına iki güzel kuş konardı, ardı ardına...
Ve buluşurlardı aynı dalda.
Serenatlarıyla coştururlardı etrafı; bazen ayrı ayrı, bazen bir arada...
Ta ki bir insan tarafından ürkütülüp dönüp yuvalarına kaçarlardı.
Meğer aşk yerleri olmuştu zeytin ağacı...
Tekrar dönerlerdi ağacın aynı dalına.
Bir gün dönüş saatlerinde beklemiştim minik aşıkları, güzelim serenatlarını dinlemek için.
Ne yazık ki o gün gelmediler randevularına.
Çok geçmeden öğrendim aslını mahallenin hırçın çocuklarından.
Meğer pusu kurmuşlar minik âşıklara.
Bir serpme ağ atarak üzerlerine, onları küçücük bir kafese tıkmışlar.
Bol su, bol yiyecek vermişler onlara.
Ama bir türlü serenat değil, küsmüşler dünyalarına...
Seslerini bile çıkarmamışlar.
Ta ki bir gün onlara bakmaya geldiklerinde, kendilerini kafese tıkayanlar; uzalı, belki de kendilerine göre kucak kucağa yatan minik aşıkları görmüşler.
Minik aşıklar, aşklarının devamını başka dünyalarda arayacaklardı...