Sevgili Vatan okuyucuları, köşe yazarlığını bırakalı yıllar oldu, ama Vatan’daki son yazılarımdan da göreceğiniz gibi bir türlü zapdedemediğim elim tekrar kalem tutmaya başladı.
Tam 57 yıl muhtelif gazetelerde köşe yazarlığı yaptım, her gün yazdım. Yazmak demek mürekkep yalamak demektir, matbaa kokusunu almak, koklamak demektir. O mürekkebi yaladınız, o matbaa kokusunu aldınız mı tiryakisi olursunuz, ondan kurtulması çok zor. Yıllar boyu yazdınız mı o yazılar artık sizin çocuğunuz gibi olur. Yazmayı bıraktığımda çocuğumdan ayrılmış kadar rahatsız oldum.
Ve sonunda elim yeniden kaleme gitmeye başladı.
Tabiidir ki artık her gün yazma olanağım yok, fırsat ve zaman buldukça yazacağım.
Bu da demektir ki her gün değilse bile arada-sırada beraber olacağız.
Hepinize merhaba.
***
Hayatımda bir matbaa binasına lise son sınıfta öğrenciyken girdim.
Dönem sömürge dönemiydi.
Vali İngiliz, bütün kaymakamlar İngiliz, bütün daire müdürleri İngiliz, Emniyet Müdürü (yani Chief Constable) İngiliz ve tabii ki Eğitim Müdürü de İngiliz.
Lisede çok kaliteli, çok değerli İngiliz hocalar, fakat iki tane de “yaramaz hoca”mız vardı.
Bu yaramazlar Türk’ü küçük gören ve zaman zaman aşağılayan davranış ve ifadelerde bulunan kimselerdi. Bu hocaları protesto etmek için sınıf olarak bir eylem başlattık ve yaklaşık bir hafta boyunca okul bahçesinde toplanarak bu hocaların derslerine girmedik.
İngiliz Maarif Müdürü bir Tahkikat Komisyonu oluşturdu, teker teker ifademiz alındı ve benim de aralarında bulunduğum 6 öğrenci isyanın lideri sayılarak okuldan atıldık.
İşte bir matbaaya, yani Halkın Sesi matbaasına ilk kez o zaman girdim.
Liderimiz Dr. Küçük olayla yakından ilgilenmiş ve bizi himayesine almıştı.
Daha önceleri yani çocukluğumda köy ziyaretleri kapsamında bizim köye (Mehmetçik) uğradığında Dr. Küçük’ü köy kahvesinde birkaç kez görmüştüm.
Ama Dr. Küçük’le yüz yüze görüşmek ancak okuldan atıldığımız zaman nasip olmuştu.
***
İlk köşe yazılarım 1959 yılında NACAK gazetesinde yayınlanmıştı.
Sonra hukuk tahsiline gittim ve mezun olup döndükten sonra Dr. Küçük’ün daveti üzerine Halkın Sesi gazetesinde köşe yazarlığına başladım.
Mürekkebi yaladık ve matbaa kokusunu aldık ya, bu yalama ve koku bir hastalık gibidir, yakalandınız mı kolay kolay bırakmaz sizi. İşte bu yüzdendir ki sevgili Vatan okuyucuları, uzunca bir aradan sonra tekrar beraberiz.
***
Halkın Sesi’nde olduğum günlerdedir ki Kasımoğlu ailesinin hepsiyle tanışma fırsatım oldu. Zaten Erten’in kendisi de ayrı bir gazete çıkarıncaya kadar Dr. Küçük’ün çok yakınında ve Halkın Sesi ailesinin gedikli mensuplarından biriydi.
Sonra 1976-83 döneminde Erten’le TKP’de beraber olduk, birlikte siyaset yaptık.
Dostluğumuz perçinlendi ve hiç ayrılmaz olduk.
***
Yukarıda diğer 5 arkadaşla birlikte 6 kişi olarak okuldan atıldığımız belirtmiştik. O arkadaşları anmayı bir görev saymaktayım. Belirttiğim 5 arkadaşım şunlardı:
1) Mora’lı (şimdiki adı Meriç) Ahmet Kemal (uzunca bir zamandan beri görüşemedik, temasımız kesildi).
2) Poli’li merhum Mehmet Şerif .
3) Mağusa’lı Mustafa Kemal (yemişçi Azmi dayının oğlu).
4) Mağusa’lı Tuncay (limandaki gümrük çalışanlarından Ali dayının oğludur, 1974’de şehit olmuştur).
5) Ve unuttuğum Mesarya köylerinden birinden gelen Özkan Uygur.
Hayatta olmayan arkadaşlarıma rahmet diler, onları sevgiyle anarım.