NARENCİYECİLERE ÇARE BULMAK LAZIM

            Öyle görülüyor ki, herşeyi vurduğu gibi, şu dövizin fırlaması, koronavirüsün yayılması ve hayatın pahalılığı, narenciyeye de büyük bir darbe vurdu.

            “Sarı altın” dediğimiz narenciye nereden nereye gelmiş...

            Bizim hayatımızda narenciye üretimi ve narenciye pazarlamacılığı var mıydı, 1974’e kadar?  Belki çok büyük mal sahibi ve bahçeleri olan insanlar narenciyeden gelir elde ediyordu, ama gerçek üreticiler 1974 Harekatı ile güneye gidince, Güzelyurt bahçeleri de sahipsiz kaldı.  Diğer mallarda olduğu gibi bahçeler de sahipsiz kalınca, güneyden toplu göçen kardeşlerimize dağıtıldı, bir gelir kapısı açıldı.

            Malum harekat sonrasında her taraf tarumar ve darmadağındı.  İnsanlar önce canlarını kurtarmak için kaçak yollardan kuzeye geçmeye başladılar, sonra da kendilerine bir sığınma yeri, bir ev aramaya başladılar.  Tabii ki Nüfus Mübadele Anlaşması gereğince kuzeydeki Rumlar güneye, güneydeki Türkler de kuzeye göç edince demografik yapı, hem sosyal, hem toplumsal, hem de siyasal ve ekonomik açıdan değişiverdi.

            Hiç de kolay değildi insanın kendisine yeni bir düzen kurması.  Önce benimsenen yere ailece yerleşecekler, bölgedeki okullara çocuklarını kaydettirecekler, kendilerine bir düzen ayarlayacaklar, devletin dağıtmaya başladığı tarla ve narenciye bahçelerinden alıp, kendilerine yeni bir hayat kuracaklar.

            İlk kez yıllar sonra Güzelyurt’a gidişimi hatırlıyorum...  İlk kez Harekat’tan sonra, Denktaş Bey’in bana havale ettiği ayakları kesik bir malul gaziye uygun bir ev ayarlamak için gidişim vardı Güzelyurt’a.  Lefkoşa’yı Güzelyurt’a bağlayan yol yoktu.  Daha doğrusu harekat nedeniyle o yolun yarısı bizde, diğer yarısı da Rum’da kalmıştı.  Yani kendiliğinden oluşan bir patikada ilerleyerek, minicik arabamın kocaman taşlar üstünden aşarak oraya varışım gerçekten ilginç ve mucizeydi.

            İlk gözüme çarpan şey, Güzelyurt girişiyle başlayan narenciye bahçeleriydi.  Bahçelerin üzerinde zincir gibi narenciye vardı.  Savaş nedeniyle sahipsiz ve bakımsız kalan binlerce dönüm narenciye bahçesi susuzluktan pörsümüş, meyvesi üzerinde kalmış ve nerdeyse kurumakla kurumamak arasında kalmıştı.

            Esasında bu bahçeler, bize Rumdan kalan bir servetti.

            Bu serveti idame ettirecek kaç kişi vardı, bahçe işlerinden anlayacak veya bu bahçelerin idamesini sağlayacak?

            Şartlar, insanları narenciyeci yaptı.  Yani zorunlu olarak.  İnsanlar birbirlerine danışarak, tarım uzmanları ile istişare ederek bu işi öğrendiler.

            Narenciye ürününün takibi; ağaçların budanmasını, libazmasını, kazılmasını ve arkalara verilen suyla sulanmasını öğretmişti insanlara.

            Narenciye ürünü olgun hale getirilecek de bu kez bunun pazarlanması vardı.  O zamanlar kurulan Cypfruvex kurulmuştu bu ürünü çekip çevirmek ve pazarlamak için.

            1978 yılında Güzelyurt’a İskan Şube Müdürü olarak gidince karşımda bir başka Güzelyurt vardı.  Oralarını kendilerine vatan bilmiş, pörsümüş bahçeleri yeşertmiş ve sahip çıkmış insanlar, Gâvurun malına.

            Olayın içine girince daha bir bilinçleniyor insanlar.  Ben de öyle bilinçlenmiş ve bölge halkına gereken desteği vermişim, naçizane bir ifade ile.

            Epey zaman sonra ülkemizin kalkınmasına güçlü destek veren ünlü iş adamı Asil Nadir, en güçlü ve en etkili dönemde herşeye el attığı gibi narenciyeye de el atmış ve üreticinin malını, henüz ağaçta iken satın almaya başlamış, üreticiye tıkır tıkır parasını ödemişti.

            Bence narenciyecinin en mutlu oldu dönem, Asil Nadir dönemidir.

            Bakıyorum Asil Nadir günlerinden sonraki günlere...

            Şu narenciyeci kardeşlerimiz, ne kadar zorluklarla cebelleşmişler ve hala cebelleşiyorlar.  Bütün bunları analiz ederken bir durum geldi aklıma aniden.

            Bayındırlık Ulaştırma Bakanlığı’ndaki görevlerim esnasında, henüz Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın iflas etmediği bir zamanda bir yatırımcı gelmişti bana.  O yatırımcı dıştan gelen ünlü bir iş adamıydı ve KKTC’nin narenciyesini Azerbaycan’a götürmek için bizlerden kargo seferleri düzenlememizi istemişti.  Yapmış olduğum girişim, bana unut vermişti.  Bu maksat için Türkiye’deki ulaşım organlarına durumu aktardığımda bana “Olmaz, yapamazsınız” demişlerdi.

            Esasında bu durumu biraz de “monopolcülük” olarak algıladımdı, Kıbrıs rakısına konan kota gibi. Velhasıl halledememiştim o işi, anlayacağınız.

            İnsan bir an için düşünüyor...

            “Yahu koskoca Anavatan, bizi kurtaran güç bize hayat verdi, ruh verdi, bir gelecek verdi, dünya kadar parayı bize akıttı da neden şu kargo uçağını devreye sokmadı veya rakıya koyduğu  kotayı kaldırmadı?”

            Esasında tuhaf bir durumdu.  Belki de bizim bilemediğimiz bazı hususlardan ötürü bu durumlar meydana çıkıyordu.

            Yani narenciye çok büyük badirelerden geçmiş güçlü bir gelir kaynağıdır ama her yıl maalesef bu sorunları yaşıyoruz.

            Bakınız Kuzey Kıbrıs Narenciye Üreticileri Birliği Dernek Başkanı Turgut Akçın’ın sözlerine...

            “15 Mart’a kadar narenciye kesimi yapılmazsa, meyveler dökülmeye başlayacak ve milli servet de heba olup gidecek.”

            Herhalde yeni Tarım Bakanı ile Ticaret Bakanı bu işe el atıp bu sorunu çözecek.

            Bir de Narenciye Üreticileri Birliği Başkanı Ali Alioğlu’nun sözlerine bakalım...

            “Üretim maliyetleri dört kat artmıştır.  Üretici, bu yıl alacağı ürün bedeliyle bahçesinin bakımını sağlayamayacak.”

            Bütün bu uyarılar, memelektteki ekonomik açmazları gösterir. Tıpkı diğer ürün ve ithal mallarında olduğu gibi, narenciye üretiminde de açmazlar meydana gelmiştir. Ekonominin çarkı dönmezse, memeleket felç olur.  Bu da bilinen bir gerçek.

            O bağlamda bu insanları seslerine kulak verip formüller ve çözüm yolları bulunmalıdır, diyorum.  Yani narenciyecilerin büyük ve bitmeyen sorunları...