SEÇİMDEN SONRA GEÇİM

            Her zaman bir benzetme vardır.

            O da “Seçimle geçim” ifadeleri.  Tıpkı bir şiirin kafiyeleri gibi ama anlamlı ifadeler...

            Son bir haftanın gündemini iki şey işgal ediyordu. Bunlardan birisi Halil Falyalı cinayeti, diğeri de hükümet kurma çalışmaları.

            Halil Falyalı’nın öldürülmesinin üzerinden nerdeyse iki hafta geçti ve yavaş yavaş sır perdesi de aralandı.  Hani halkın kafasında olan düşünce, “Suçlular er veya geç adalete teslim edilmelidir” düşüncesidir ki, bulgular onu gösteriyor, bu cinayetin failleri bir bir polis tarafından belirlenip adalete teslim ediliyor.  Tabii ki en önemli şey, Türkiye ile KKTC polisinin işbirliği yapmasıydı.

            Cinayetle ilgili çok net ve somut bir noktaya gelinmese de, artık halkın da ilgisi azalmış ve gözler mahkemedeki yargılanma sürecine çevrilmiştir. 

            Bir diğer deyişle gündem değişiyor, yavaştan yavaştan.

            Dün akşam saatlerinde Başbakan Dr. Faiz Sucuoğlu’nun yapmış olduğu açıklamaya göre hükümet kurma konusunda üçlü koalisyon arayışında uzlaşıldı ve sona gelindi.

            Koalisyon ortakları; UBP+DP+YDP...

            Yine rahmetli Süleyman Demirel’in o ünlü sözü geldi aklıma.

            “Demokrasilerde çareler tükenmez.”

            Evet son çare bulundu ve hükümet kurulmuş oldu.  Her ne kadar da resmi açıklama yapılmasa da hükümet ortakları ve bakanlıklar üç aşağı beş yukarı belli oldu.  Sucuoğlu Pazartesi günü yeni hükümet modelini Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’a sunulunca, kabinenin son şekli de kamuoyuna açıklanacak.

            Koalisyonlar her zaman tatlı başlar, acı biter.  Umudum odur ki, bu koalisyon uzun ömürlü olsun.  Yani bu koalisyonun idamesi şarttır.  Çünkü başka alternatif yok.

            Esasında koalisyonlarda iyi niyet esas olmalıdır.  Yani “gözünün üstünde kaşın var” deyip işi zora sokmamak ve bir ailenin fetleri gibi hareket etmek lazım.

            Bu üç partinin temeldeki düşünceleri, hemen hemen aynıdır.  Her üçü de sağ çizgide ve Ersin Tatar’ın misyonunu benimsemiş partilerdir.  Bunlara ilaveten Anavatan Türkiye’ye sıkı sıkıya bağlıdırlar.  Dahası, tümü de Atatürkçü düşüncenin sahibidirler.

            Kamuoyunun bir kısmı UBP+CTP koalisyonunu dillendirse de, zaten iki taraf da açıklamışlardır, “Kıbrıs konusunda görüş ayrılıklarımız vardır” diye.

            Yani Sucuoğlu yan yana iki eşit devletin birbirini tanıması derken, Tufan Erhürman da ille de federasyon ve Maraş diyordu.  Yani bu işin olmayacağı belliydi.

            İleride neler olacağı bilinmez.  Lakin bu üçlü parti, çok büyük sorumluluk üstlenerek hükümet krizini çözmüş oluyorlar.  Kendilerini kutlamak lazım.

            Koalisyon pazarlıklarında istekler çok yüksek olunca nerdeyse ortaklık arayışları tıkanıyordu.

            Hani derler ya....

            “Sadede gelelim beyler.  Mantıklı olalım” derler ya...

            İşte mantık, duyguların önüne geçince düğüm de çözümlenmiş oldu.

            Ben hala anlamış değilim Halın Partisi’nin koalisyona girmemekteki direnmesini.  Kafamda türlü sorular beliriyor.

            Kudret Özersay ilk kez siyaset sahnesine çıktığında herkes, “Sağın en güçlü alternatif partisi budur” demiştir.  Lakin HP’ye puvan kaybettiren şey, bana göre bir önceki koalisyon ortaklığından ayrılması ve seçime hükümet dışından girmesidir.  Seçim sonuçlarında yapılan yorumlar bu mealdeydi.

            Halbuki halkın beklentisi, muazzam birikimleri ile Kudret Özersay’ın bu koalisyonda yerini alması ve dışişleri bakanlığını da üstlenmesiydi.

            Kıbrıs sorunu mutlaka ehil ellere teslim edilmelidir. Lakin olmadı ve beklentiler de suya düştü.  Bundan sonra HP halktaki beklentilerini bulabilecek ve ilerideki seçimlerde tırmanışa geçebilecek mi? Onu da zaman gösterecek.

            Bu da yapılacak içte ve dıştaki propaganda ve siyasi manevralara bağlıdır bence.

            Koalisyonun biçimlenmesinde bir isim geliyor akla Dışişleri Bakanlığı için.  O da, pırıl pırıl siyasetçi, Kıbrıs birikimleri olan ve pek çok dış toplantılarda hazır bulunan Oğuzhan Hasipoğlu’dur.  Herhalde bu durumda Oğuzhan bu görevden kaçamayacaktır diye düşünüyorum.

            Yine e hayırlısı olsun demek düşüyor bize.

            Yani demokrasilerde çareler tükenmiyor...

            Bundan sonraki esas mesele, halkın refah seviyesini yükseltmek için çareler üretilmelidir.  Hükümete çok iş düşecektir bundan sonra.  Çünkü halk, özellikle ortanın altındaki zümre, büyük bir geçim sıkıntısı ile karşı karşıyadır.

            Yani seçimle geçimin ayrışımında yeni bir gelecek...