Sesim Sözüm

Sözüm nere mi gider.
Ben söylerim o gider.
Zaten gelmiştir ki söylendi.
Nerden mi gelmiştir.
1951 suriçi Lefkoşa’sından gelmiştir.
Sucu Mehmet’in atından.
Yenicami ilkokulundan, Haydar Paşa ilkokulundan, düşüp diz kanattığım oyunlarından çocukluğun, hisarüstünü siper belleyen ağabeylerden.
Toparlanıp gelen, göçe zorlanan Küçük Kaymaklı’dan üç günlük yengeden, Akaça’lı akrabalardan.
Atatürk ilkokulundan, minaresi havanla vurulan Yenicami’den.
Sokaktaki top oyunlarından, uçurgan uçurtmaktan, lingiri ocağı ve ballugasından, matsas götsas andirigitsas dan…
16 yaşında ilk nöbet gecesinde 1-4 takım karargah nöbetinde, elimde su lastiği çiçek sularken uyumamdan.
Lise yıllarımda tanışıp futbolu terk etme nedenim olan renklerden resimden, iyi topçuydum ha, solak ve fettocu ( siz ona ayak dışı dersiniz şimdi )
Dinçer Raif Hoca LTL’nin tenis sahasında bir minyatür kale maçta ara paslarımı görüp, ‘ seni MTG ye götüreyim demişti. YAK’lıydım ben, asıl sebep o değildi, Aylın Örek sayesinde resim ve damarlarımda dolaşmaya başlayan dünyayı kurtarma hayalleriydi hayır dedirten.
Lise bitti bir sene daha mücahitlik ve burslu üniversite yıllarından.
İstanbul’dan geliyor söz.
Aynı gökyüzü altında yaşamaktan, Sinan Cemgil, Harun Karaneniz, Ülkü Cafer, Denizgiller, Mahirler, Dr Kıvılcımlı ve binlerce Dev Genç’li ile daha niceleriyle.
İdamlar günü İstanbul’daydım.
Ve hava ne daha önce ne de sonrasında hiç o kadar ‘ kurşun gibi ağır ‘ olmadı.
Sesti önce söz oldu
O günlerden de geliyor söz
Sevgiden geliyor
Çağrıdan çağladan
Aşmış dağları kuştan
Bilir nereye gideceğini.
Ezelden yolcudur ebede söz.