“Doğallığı” kaldı mı, emin değilim ama her geçen gün, giderek sıcak mevsimin daha sıcak ortamlarına doğru hızla gidiyoruz. Deniz de ısınmaya başladı.
Aslında Dünya, genellikle bir başka “sıcak!” Bölgemiz de öyle. Ada’mız zaten neredeyse hep “sıcak!” Uluslararası hukuk denen ama aslında güçlülerin/dayıların ve “abi”si olanların iki dudağı arasına bakan, insanlığın ve “gerçeklik kazanan hukuk”un yüzkarası olan “orman yasası nitelikli uluslararası hukuk” Dünya’ya egemen oldukça, ortam hep “sıcak” ya da “potansiyel sıcak” olacak.
***
Dünyanın, tarihteki en büyük silahlanma yarışı içinde olduğu; silahın silahı, silahlanmanın silahlanmayı davet ettiği kesin! Silah ve silahlanma ise, sahte bir güven duygusu yaratır.
Güneyimizdeki silahlanma, bugünün işi değil, hep vardı. Bir dönemin, çözüm yanlısı/barışçı olarak algılanan Rum Başkanı Vasiliu ile gerçekleşen bir diyaloğumuz var. Geçmişte de bu sayfada anlatmıştım. O dönemde yine silahlanıyordu Rumlar ve Vasiliu, Türkiye’ye karşı duramayacaklarını bildiklerini ama yine de silahlanarak dayanma sürelerini (1 günse 2 günü, 2 günse 3 güne ve devamı…) uzatmak istediklerini söylemişti.
Yıllar geçtikçe silahla Türkiye’yi Kıbrıs’tan çıkaracaklarına inananlar çıktı Rumlar arasında. Yakınlarda da böylelerini gördük.
***
9 Kasım 1988 Çarşamba günü, Nicos Rolandis’le kendi evinde yaptığımız bir görüşme ile ilgili olarak şöyle bir not düşmüşüm: “Rolandis, ılımlı bir kişi izlenimini bıraktı. İçtenlikle çözüm istediğini, eğer bir çözüm bulunursa, bunu sürdürmenin de iyi niyete bağlı olduğunu söyledi.” Nitekim onun ılımlı görüşlerine, gerçekçi ve eleştirel “çıkış”larına çokça tanık olduk. Bu çıkışlarda genellikle Kıbrıs Rumları’nın birçok fırsatı heba ettiğini, Annan Planı dahil, bunları izleyen başka planların da Rum tarafınca reddedildiğini, her planın bir öncesine göre daha kötü olduğunu söyledi..
Ancak 19 Ekim 2016’da kamuoyu ile paylaşılan bir yazısı/beyanı/değerlendirmesinde, ilginç biçimde Kıbrıs’ı İzmir’le benzeştirir. Yazının özünde, dolaylı ama anlaşılır biçimde, İzmir’in nasıl kaybedildiği, Kıbrıs’ın da (herhalde Kuzey Kıbrıs’ı kastediyor) İzmir’in alınyazısını paylaşabileceği görüşü vardır.
Yani Rolandis’in, kendisine yakıştırılan ya da kendi kendine yakıştırdığı ılımlı kişiliğine hiç de uygun düşmeyen bağnaz helenist söylemleri var o yazısında! Özeleştiri yapıyor gibi görünse de indirek mesajları müthiş, korkunç ve de akıllıca!
Ütopya ya! Kıbrıs sorunu bir çözüme kavuşturulsa bile, bu çözümü içselleştirsinler ya da içselleştirmesinler, birçok veri, olası bir çözümden sonra da Rum Halkı’nda, Kıbrıs Türk Halkı’nı her yönden (statü, kimlik, ekonomi, kültür ve saire) eritme ve erozyona uğratma amacından sapmayacak güçlü dinamiklerin varlığı yadsınamaz. Potansiyel olarak bu yönde çalışacak Ortodoks Kilisesi gibi bir kurumun, parlamentolarında temsil gücü olan ELAM gibi bir partinin ve eski EOKA’cılar gibi grupların varlığı ortadadır. Buna Rolandis gibi ılımlıların bile kafasında olan ütopik/düşsel Elenizm tutkusunu da ekleyebilirsiniz.
Rolandis’in, “eğer bir çözüm bulunursa, bunu sürdürmenin iyi niyete bağlı olduğunu” saptamasına katılıyorum. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası üzerine hazırladığım Lisans tezimde, benzer görüşü ben de dile getirmiştim. Bu konuda (iyi niyet) Güney komşularımızdan zerre kadar bile ümidim yoktur.
BM Genel Sekreterliği’nin Kıbrıs için yeni bir yol haritası hazırladığı söylemleri ayyuka çıktı ya, yukarıdakileri onun için yazma gereğini duydum.