ŞU BİZİM SALAMİS BÖLGESİ

Neredeyse adım adım gezilip tozulacak kadar küçücük bir ülkede yaşıyoruz ama bu küçücük ülkenin güzelliklerinin ayırımında olmayan o kadar çok insanımız var ki! 
Fuzuli’den Hayali’ye değişik ozanlara mal edilen “O mahiler ki derya içindedir deryayı bilmezler” dizesindeki gibi! (O balıklar ki deniz içindedir denizi bilmezler”
Örnek olarak, Gazimağusa - Karpas yolunun sağında kalan, güneyde Gazimağusa’dan kuzeyde Boğaz’a kadar uzanan bölge! Değil KKTC ya da Ada’nın, Akdeniz’in, hatta dünyanın sayılı turizm alanlarından biri olma potansiyeline sahip, kıyı koruma parkı niteliğindeki 560 hektarlık “Salamis Milli Parkı”nın, geniş bir ormanlık alanın ve de Kuzey Kıbrıs’ın en güzellerinden sayılan kumsallarının da içinde olduğu alan! 
Bu alan ve park, doğasal, çevresel, arkeolojik ve turistik bir karakter taşır. Ayrıca Ada’nın en önemli özelliği olan tarihi ve doğal dokuyu aynı mekânda barındırır. Antik Salamis Kenti ile Ambelya Ormanı da park alanı içindedir. Kıyı kumulları, botanik açıdan önemli bitkileri, bu arada kum zambaklarını barındırır. 
Kum zambağı muhteşemdir. Kıbrıs yazının cehennemi sıcağında, cennetten köşeler yaratarak çevresine öylesine hoş bir koku yayar ki, anlatması zor!
Yukarıdaki dizedeki gibi, bu alanı hiç bilmeyenler o kadar çok ki! Ayrıca bu alanın hemen bitişiğinde yaşayan ama yaşamı boyunca denize girmeyen çok insan da var. Bunlar da derya içinde deryayı bilmeyen başka mahiler!
İKİ YIL ÖNCE YAZDIKLARIM
Arada, Lefkoşa’da yaşadığım birkaç yıl dışında, 1974 Sonbaharı’ndan beri, Yeniboğaziçi/Salamis bölgesinde, yani yukarıda anlattığım alanın bitişiğinde yaşıyorum.
Yıllarca, her yaz döneminde, gün doğumundan hemen sonra Salamis kumsalında zaman zaman yürüyüş yapıp denize girdim. Son yıllarda yürüyüşlerimi Salamis Bay Oteli ile Yeniboğaziçi Belediye Tesisi arasında yapar olmuştum. Şimdi bu parkur daha da kısalarak deniz içinde yürüyüşlere dönüştü.
22 Eylül 2015 tarihli “Vatan”da, bu sayfada yayımlanan yazımda şöyle yazmışım:
“O saatlerde çok az insan bulunur oralarda! Tek tük o çevreden insanlar ve turistler!  
Turistler en çok gün doğumunu seyredip resim çekerler. Bir de faal olanlardan sayıca daha çok olan atıl, terkedilmiş görüntüsündeki tesislerin perişan halini! 
Bu terkedilmiş görüntüsündeki tesislerin önünde kırık dökük hasır güneşlikler, güneş altında şekli bozulmuş plastik deniz yatakları ve benzeri şeyler var. (Benim yürüyüş alanımdaki terkedilmiş tesisler, faal olanlardan çoktur. Sayayım: Sea Side, Salamis Bay Otel ile Mimoza arasındaki adsız tesis, Mimoza Otel, Mini Bar ve bir zamanların mimarisiyle bile insanı cezbeden Park Otel)    
Ha! Bir de gecekondu görüntülü karavan kampı önünde saplanıp kalır ve tuhaf tuhaf bakar turistler!
Yerliler mi? Bu görüntülere bakıp bakıp kahrolan, duyarlı, çevre dostu olanlar daha çok!”
Yukarıdaki alıntı, 22 Eylül 2015 tarihli “Vatan”dan! Bu sayfada yayımlandı. 
Aradan iki yılı aşan bir zaman geçti ama oralarda yaşam durdu sanki! Değişen bir şey yok! 
Sosyal Sigortalar’a yani kamuya ait olan Sea Side, iki yıl önceki gibi “utanç anıtı” olarak harap vaziyette duruyor. Zamanın yıkımı daha da çoğalmış olarak!
Salamis Bay Otel ile Mimoza arasındaki adsız tesis, insanı rahatsız edecek kadar bakımsız ve sahipsiz.
Mimoza Otel, iki yıl önceki sahipsizliğinden kurtulmuş gibi ama yalnızca deniz tarafının perdelenerek gözlerden saklanması bakımından! Mini Bar ve Park Otel yok! Park Otel unutulmuş bir şantiye görünümünde!  
Diğer bir “utanç anıtı,” gecekondu görüntülü karavan kampı da iki yıl önceki gibi! İçine yeni gecekondular eklenmiş biçimde!  
O yazımda dikkatimi çeken, bir elinde telefon, gözleri telefonda, diğer elinin parmaklarıyla tıklayarak hafif bir tempo ile koşan genç bir bayandan da söz etmiştim. O biçim görüntüler de sürüyor.
Turistler yine en çok gün doğumunu seyredip resim çekerler. Bir de faal olanlardan sayıca daha çok olan atıl, terkedilmiş görüntüsündeki tesislerin perişan halini! 
 Yani o konularda da değişen bir şey yok!
 
SON OLARAK
“Diyeceğim şu: Değil KKTC ya da Ada’nın, Akdeniz’in, hatta dünyanın sayılı turizm alanlarından biri olma potansiyeline sahip bu yer böyle mi olmalı?
Böylesine güzel ve turistik bir bölgede terkedilmiş tesis olabilir mi? 
Buna göz yumulmalı mı, ya da yumulabilir mi? 
Olsa bile görüntü kirliliği içinde mi olmalı bu terkedilmiş tesisler? 
Böylesine görüntü kirliliğine göz yumulmalı mı?
Böylesi bir turistik bölgede gecekondu gibi bir karavan parkı olabilir mi? Olsa bile devlet, en azından görüntü ve çevre kirliliğini önleyecek önlemler alamaz, o karavan parkının bir tatil köyü görüntüsü kazanmasını sağlayamaz mı, daha doğrusu sağlaması gerekmez mi?
Ben, Devlet’in, turistik bölgedeki tesislere her halükârda müdahale hakkı olduğuna inanıyorum. Hade bunları bir yana bırakalım. Sosyal Sigortalar’a ait Sea Side nasıl bunca yıl atıl olarak tutulur? Daha başka sorular sormak da mümkün!”
Yukarıdaki alıntı da 22 Eylül 2015’te Vatan’ın bu sayfasında çıkan yazımdan aynen aktarıldı. 
Bugün yazsam ayni şeyleri yazarım.   
1990 öncesinde aktif politika yaparken var olan sorunların, günümüzde de daha büyüyerek ve derinleşerek süregittiğini söyleyerek bazılarını çok kızdırırım. Kıbrıs Türk Halkı için temel sorunun Kıbrıs Sorunu olmadığını söylerken olduğu gibi! 
Gerçekten de, toplumun gereksinimlerine yanıt veren, halkını mutlu eden, sorun çözen bir siyaset kurumunun yönettiği bir devlet olsa, Kıbrıs Türk Halkı için bugünkü anlamda bir Kıbrıs sorunu olmazdı. Oysa maalesef toplumun gereksinimlerine yanıt vermeyen, halkını mutlu edemeyen; sorun çözme yeteneği olmadığı gibi sorunları derinleştiren ve kendisi de sorun olan bir siyaset kurumumuz var.  
Diyeceksiniz ki hem “toplumunun gereksinimlerine yanıt vermeyen, halkını mutlu edemeyen; sorun çözme yeteneği olmadığı gibi sorunları derinleştiren ve kendisi de sorun olan bir siyaset kurumumuz var diyorsun, hem Salamis bölgesindeki olumsuzlukların iki yılda değişmediğinden yakınıyorsun. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu değil mi bu?”
Doğru söze ne denir? 
Siyaset kurumunun “derya içinde deryayı bilmeyen mahiler olmaya hakkı yok ki!