Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman üç temel noktaya vurgu yaptı:
1) Eşitlik.
2) Güvenlik.
3) Egemenlik.
Ve şunu söyledi:
-Kıbrıs Türk halkının eşitlik, güvenlik ve egemenlik haklarını tanıyan bir anlaşma varsa biz çözüme hazırız.
***
Elbette doğru bir beyandır.
Ve tabii ki eşitlik, güvenlik ve egemenlik ilk nazarda genel kavramlardır.
Eğer gerçekten esasa dayalı bir müzakere başlayacaksa bunların altının ve içinin doldurulması, pratikte eşitlik, güvenlik ve egemenliğin nasıl sağlanacağının, bu kavramların soyuttan somuta nasıl döndürüleceğinin, yani nasıl hayata geçirileceğinin de izahı gerekecektir.
***
Bu söylemle Erhürman’ın Rum tarafına bir mesaj verdiği aşikârdır.
Eşitlik, güvenlik ve egemenlik derken neyi anlatmak istemiştir?
Bunlar uygulamada nasıl hayata geçirilecektir?
Erhürman’ın bu açıklamasını yorumlamak ve bundan netice çıkarmak elbette mümkündür.
Bu aşamada ben bu kavramlardan pratikte ne anlam çıkardığımı ve kendi yorumumu ortaya koymak isterim, şöyle ki…
***
Eşitlik kâğıt üstünde 1960 rejiminde de vardı, pratikte ise hiç olmadı ve uygulanmadı.
Çünkü Rum tarafı Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşunda ta baştan iyi niyetli değildi, aktedilen uluslararası antlaşmaları ve yapılan anayasayı uygulama niyetine hiçbir zaman sahip olmamıştır. Bu da zaten daha ilk günlerden Makarios’un “bu cumhuriyet ENOSİS’e giden yolda bir sıçrama tahtasıdır” söylemiyle ortaya konmuştu.
Erhürman bundan herhalde bir ders çıkarmıştır ve bu kara tarihin tekerrür etmemesi için kendi döneminde ona göre bir politika izleyecektir.
Umudumuz ve beklentimiz budur.
***
Güvenliğe gelince…
Erhürman’ın “güvenlik” derken Garanti Antlaşması’nı murat ettiğine inanmaktayım.
Başka türlüsü zaten olamaz, başka şekilde Kıbrıs Türk halkının güvenliği sağlanamaz.
Garanti Antlaşması demek ise Kıbrıs’ta yeterli sayıda Türk askerinin bulunması demektir.
Burada Türk askeri bulunmadıkça Kıbrıs Türk halkının güvenliğinden bahsetmek hâyâl kurmaktır, rüya görmektir, abestir.
***
Egemenliğe gelince…
Egemenlik iki türlü olur, biri müşterek egemenlik, öteki de belli toprak parçaları üzerinde ayrı ayrı egemenlik.
1960 rejiminde müşterek egemenlik vardı, kâğıt üstünde kaldı, hiç uygulanmadı.
Kanlı Noel’i bundan dolayı yaşadık.
Ve bundan dolayıdır ki eğer Barış Harekâtı olmasa, Türk askeri gelmeseydi şu anda bu toprakta bir Kıbrıs Türk varlığından bahsetmek mümkün olmayacaktı.
Dolayısıyla tarihten ders çıkararak bundan sonra savunmamız gereken şey Kuzey Kıbrıs’ta Türk egemenliğinin, Güney Kıbrıs’ta ise Rum egemenliğinin hayata geçirilmesidir.
***
Tabii ki bunlar benim görüşüm.
Tufan Bey’in Rum tarafına bu doğrultuda bir mesaj verdiği kanısındayım. Eğer yanılıyorsam, eğer farklı görüşteyse Erhürman tabii ki kendi tavrını ve pratikte eşitlik, güvenlik ve egemenlik derken ne kasdettiğini açıklayacaktır.
Bu hususlarda şeffaf davranıp halkı ayrıntılı olarak bilgilendirmesi zaten doğal ve kaçınılmaz görevidir.