Adil bir paylaşım, insanların mutluluğunu artırır. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için paylaşımın gerçekten adil olması gerekir.
Aksi takdirde kıskançlıklar ortaya çıkar; anlaşmazlıklar, huzursuzluklar ve çeşitli toplumsal sorunlar baş göstermeye başlar. Böyle bir ortamda mutluluktan söz etmek de güçleşir.
Bu noktada en büyük sorumluluk, paylaşımı düzenleyenlere düşer.
Demokratik toplumlarda adaletin temel dayanağı bireyler değil, yasalardır. Ancak yasalar da kendiliğinden ortaya çıkmaz. Onların temelinde akıl, deneyim ve toplumların yüzyıllar boyunca oluşturduğu gelenekler, görenekler ve töreler bulunur.
Toplumun değerleri dikkate alınmadan hazırlanan yasalar, vatandaşlar tarafından benimsenmez. Bu durumda beklenen fayda sağlanamadığı gibi, toplumsal huzur da zedelenir.
Toplumsal huzurun bozulduğu bir ortamda insanlar, çözümü bireysel huzuru ön plana çıkarmakta arar. Böylece toplum, ortak değerlerinden ve birlikte yaşama kültüründen giderek uzaklaşır.