Dünyayı saran şu mendebur virüs, insanları ve ülkeleri ne hallere getirdi hepimiz gördük ve hala görüyoruz. Pek çok sektör bu salgın hastalıktan çok büyük ekonomik yaralar aldı. En büyük yarayı da turizmin aldığını söylemek yanlış olmaz herhalde.
Temelde turizm, huzurlu ve sağlıklı ortamlarda gelişir ve insanlar bununla mutlu olurlar. Lakin salgın insanların bütün hayallerini yıktı.
Nerdeyse ülkemizde turizmin taban yaptığı bir süreci yaşarken, hep günlük gazetelerdeki haberlerde ilk baktığım yazı, günlük vaka sayılarına dairdir. Sanırım pek çok insan benim gibi o duyarlılık içinde günlü koronavirüs vakalarına bakmışlardır ve hala bakmaktadırlar.
Son bir aydan bu yana, virüs grafiğinde düşüş gösterince bayağı umut düşüyor insanın yüreğine. O umutta sağlıklı bir hayat, virüssüz bir ömür, kazasız ve belasız zamanlar, ülke ekonomisi ve bununla beraber ülke turizmi vardır.
Virüs grafiği bize bir mesaj veriyor.
“Sabrediniz... Çok az bir zaman kaldı sizin hayatınızdan çekip gitmeye” dercesine bir düşüşü görüyoruz günlük virüs rakamlarında. Bu da haliyle bizleri mutlu ediyor.
Her sabrın sonunun selamet olduğunu söyler büyüklerimiz. Biz de o sabrın sonunun selamet olacağını idrak etmiş ve umutlanmışız.
Bahara erdiğimiz ve yaza doğru yol aldığımız bu günlerde, turimde bir hareketlilik olduğunu gözlemliyor ve seviniyoruz.
Son verilen haber, 9 günde 867 uçak seferlerinin yapılacağına dairdir.
İnsanların aşıları arttıkça, daha bilinçli davranıldıkça elbette ki hayat da normalleşmeye başlayacaktır. Biz şu anda onu görüyoruz ve umutlanıyoruz turizm açısından.
Gerçekçi olmak gerekirse Ramazan Bayramı tatili insanlara ilaç gibi geldi. Moral kazanmak, kendilerini yavaştan yavaştan Akdeniz’in mavi sularına bırakmak, sıcacık kumlarda bir zaman geçirmek çok güzel birşey olsa gerek.
Türkiye bizim için bir iç pazardır esasında. Türk insanı Kıbrıs’ı sever. Büyük kentlerde yaşayan, denize özlemli kara insanları hep Kıbrıs’ı hayal ederler.
Kimi insan bayram başlangıcını takvime bakarak iyice hesaplar, sonra da rezervasyonlarını yapar. Örneğin Ramazan Bayramının başlangıç günü, 2 Mayıs’tır. Öyle bir hesap içinde kimileri ta perşembeden işlerini ayarlayarak kendilerini Kıbrıs’ın sıcacık sokaklarına ve sahillerine atacak. Yani bilemediniz bazıları için bayram tatili tam bir hafta olmuş olacak. Ne kadar güzel birşey değil mi?
Her yıl turizm sezonunu Nisan’ın başından açar ve pek çok etkinlikler düzenlerdik. Özellikle soğuk ülkelerden gelen insanlar, yani yaşlı ve ortayaş üstü olanlar tatillerini Nisan-Mayıs aylarında yapmayı tercih ederler. Niçin? Kıbrıs yaz aylarında çok sıcak olduğu için. Herkes de biliyor Haziran, Temmuz ve Ağustos sıcaklarını. Lakin normal Akdeniz insanları veya Türkiye’nin çeşitli yerlerinde yaşayanlar hep yazı beklerler veya yazın eşiğinde tatile çıkarlar.
Nerdeyse ders yılı da bitiyor. Bu da ayrı bir avantaj turizm açısından.
Elbet bayram sonrasının tablosunu da göreceğiz. Bayramdaki doluluk herhalde yüzde yüze yakın bir noktada seyredecek diye düşünüyorum. Tatile özlemli insanlar mutlaka ama mutlaka turimcilerimizin yüzünü güldüreceklerdir.
Madem sezona girildi, dış pazarlamalar da işe yarayacaktır. Rus blokundan gelecek turistler, sanırım ülkemizde güzel bir tatil yapma planlarını çoktan yapmışlardır. Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında Rus turistlerin güneye gideceklerine pek ihtimal vermemek lazım. Güneye gidecek Rus turist sayısında müthiş bir düşüş olacağını da düşünmek lazım.
Bundan bir süre önce güney gazetelerinde bir haber vardı, buna dair. Rumların Ruslara uyguladıkları ambagolar, bütün Rum turimcileri tedirgin etmiş ve bu yıl güney turizminde ciddi bir düşüş yaşanacağı söylenmişti. Güneyde ciddi bir düşüş olup olmadığını zaman gösterecek.
Her ne ise... Biz kendimize bakalım. Kendimize bakarken de uçak fiyatlarındaki cep yakışı eleştirelim.
Zaman zaman insanlar kendi aralarında konuştuklarında şöyle derler:
“Artık Türkiye’ye gidip tatil yapmak, bir İstanbul’u, bir Antalya’yı görmek hayal oldu, uçak biletlerinden ötürü.”
Bu doğru bir teşhistir. Ülkede rekabet oluşturacak başka uçak firmaları harekete geçmedikçe, uçaklardaki tekelcilik devam edip gidecek.
Bu durumda, insanlarımız iç turizmle yetincekler. Yani kendi ülkesinde bir otelde veya bir sahil kenarında tatilini yaparak kısmen tatmin olacaklar ve kafa dinlendirecekler.
Turizm deyince, bir de gazinolar akla gelir. Gazino olmadan da turizm yapılamaz. Gazinolar da bizim bir parçamız oldu turizm açısından.
Gazinolar Kıbrıs’a kayınca, bu kez otel ve gazino işletmecileri, “kumarcı gruplarından oluşan” turist kafilelerini adaya getirmeye başladılar. Bu da bir yerde çıkış yoludur. Genel anlamda turizme tam olarak hizmet etmese de yine de kardır diye düşünüyorum. Kaldı ki kumar tutkunu insanlar yazı beklemeden yılın on iki ayında otellerin özel fiyatları ile Kıbrıs’a gelip keyiflerini yapıp adadan ayrılıyorlar.
Özetle söylemek gerekirse, şu andaki turizm grafiği bize güçlü mesajlar veriyor. Heydi hayır gele...