TÜRKİYE YİNE BARIŞIN ÖNCÜSÜ

            Rusya ile Ukrayna savaşının en çetin olduğu bir zamanda, Türkiye yine bölgede en itibarlı ve en barışçıl tavrını sergiliyor.  Türkiye geçmişte teröre karşı yapmış olduğu silahlı girişimlerde, Suriye’deki teröristlerin başını ezmek ve terörü sonlandırmak için hep barışı ve insanlığı düşünmüştür.  Suriye’den göçen beş milyona yakın Suriyeliye ev sahipliği yapmış ve hala yapmaktadır.

            Suriye göçmenlerini seve seve kendi topraklarında barınmaya kucak açan Türkiye, maalesef batıdan o ilgiyi ve o insanlık örneğini görememiştir.

            Özellikle Avrupa Birliği üyesi ülkelerin itici ve kabul edilmez tavırları, almış oldukları sert tedbirler, o zavallı Suriye göçmenlerini hayli zora sokmuş ve Almanya ile Yunanistan sınırlarında mahvetmişlerdir.  Yunanistan o Suriyeli göçmenlere “Türkiye’ye, geldiğiniz yere dönünüz” diyerek onları sahipsiz bir mal gibi ortalarda bırakmıştır.  Ama Türkiye hiçbir zaman Suriye göçmenlerine “Topraklarınıza dönünüz” dememiştir.

            Yıllara yayılan komünizmle mücadele, Rusya’nın çözülmesiyle biçim değiştirdi ve Türkiye ile Rusya arasında dostluk köprüleri kuruldu.  Yüzlerce Türk yatırımcı Rusya’da va Rusya’dan ayrılan devletlerde büyük yatırımlara girişimiş ve modern ve çağdaş dünyanın kapılarını açmıştır.

            Türkiye ile Rusya’nın birlikte yarattıkları doğal gaz boru hattı, hala batının insanlarını ısıtıyor. 

            Türkiye NATO’nun en güçlü üyesi ve doğu ile batı arasında en kalın ve en güçlü duvarıdır.  Öyle olduğu halde Türkiye, bütün Ortadoğu ve doğu ülkeleri ile dostluk sürecini devam ettirmiştir.  Batının ihanetlerine inat Türkiye, büyük bir soğukkanlılıkla yoluna devam ediyor.

            Zaman zaman kullandığım bir ifade vardır Anavatan Türkiye için.

            “TÜRKİYE BÜYÜK BİR MİLLETTİR...  TÜRKİYE DÜNYADA BÜYÜK BİR YÜKSELİŞE GEÇEN VE DOSTLUK VE BARIŞ SERGİLEYEN TEK GÜÇTÜR.”

            Bu ifadelerim hiç de yabana atılacak sözler değildir.

            Şu anda devam etmekte olan Rusya-Ukrayna savaşında en kritik ve en stratejik noktada olan yine Türkiye’dir ama uyguladığı dostluk anlayışıyla kimseyi kırmadan ve kimseyi karşısına almadan yoluna devam etmektedir.

            Rumlar ve Yunanlılar Rusya’nın topraklarını işgal etme operasyonunu, Türkiye’nin 20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekatı ile benzeştirmektedir.  O harekat da, yine Türkiye’nin sabrına ve tahammülüne dayanarak, adadaki Türklerin on bir yıl Rumlar tarafından gettolarda yaşamasını görerek herşeyin zamanını beklemiştir.  Yani Türkiye’nin Kıbrıs askeri operasyonu, Kıbrıs Anlaşmalarında elde ettiği garantörlük haklarına dayanmaktadır.

            1974’teki harekatta bile rahmetlik Ecevit şöyle demişti Rumlara seslenerek:

            “Biz buraya barışı ve huzuru getirmeye geldik.  Türk askerine kurşun sıkmayana kurşun sıkılmayacaktır” demişti.

            Ama Rumlar yine şarlatan ve şımarık tavırları ile Türk askerine kurşun sıkmış ve neticede ada kalıcı bir bölünmeyle şimdiki halini almıştır.

            Örneğin Rusya-Ukrayna savaşı esnasında Rum Ulusal Konseyi toplantısı sonrasında Rum Lider Nikos Anastasiadis’in kullandığı şu sözler de hava kalmış sözlerdir.

            “Türkleri öyle bir duruma sokmalıyız ki içinden çıkamasın.  Türkiye’yi zora sokacak yollar aramalıyız.”

            Rum ve Yunanlıların amacı, Türkiye’nin başına çorap örmek ve adadaki Türk askerini adadan sökmektir.

            Türkiye haklı olduğu davada ölümüne bir mücadele verir.  Bunu bütün dünya biliyor.

            Son gelişmelere bakacak olursak, NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in kullandığı şu sözler de Türkiye’nin barışı ve dostluk kurucu görüntüsünü resmen dünyanın gözleri önüne seriyor.

            Bakınız Stoltenberg’in şu sözlerine:

            “Türkiye Ukrayna’ya verdiği destekle kilit rol oynuyor.  SİHA’ların teslimi Ukrayna için hayati önem taşıyor.”

            Türkiye’nin Rusya ile olan iyi minasebetleri bir yana, Türkiye, bu savaşın sonlanması  için insanlık namına çok önemli bir rol oynuyor.  Hatta Rusya Devlet Başkanı Putin’i arayarak “Şu savaşa son verin” deme erdemini göstermiştir.

            ABD Başkanı Biden’le görüşmesi sonrasında Biden’in sözleri de Türkiye’nin itibarı ve onurlu duruşu açısından çok önemlidir.

            Biden ne demişti?

            “Türkiye, barış ve savaşı sonlanması için çok büyük bir çaba harcamaktadır.  Türkiye’ye teşekkür ederiz.”

            Lakin Rumlar hala bütün bu Türkiye gerçeğini göz ardı ederek şımarık tavırlarını sergilemeye devam ediyorlar.

            Nitekim Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Anastasiadis, AB Zirvesi’nde Türkiye’yi şikayet ederek, şöyle demiştir:

            “Türkler Rusya’ya hava sahasını kapatmadılar.  AB’nin yaptırımlarını uygulamıyorlar.”

            Lakin Anastasiadis’in şu sözlerine inat, AB sözcüsü Peter Stano; “Türkiye’nin tutumunu takdirle karşılıyoruz” demiştir.

            Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenski’nin şu sözlerini de deftere yazalım:

            “Türkiye’nin Ukrayna’da çok yüksek itibarı ve otoritesi var.  Türkiye bizim garantörümüz olmalıdır.”

            Ukrayna Devlet başkanı’nın şu sözlerine yine Rumlardan bir soru geldi:

            “Türkiye hangi sıfatla Ukrayna’ya garantör olacak?”

            Bu kadar yaşanmış ve söylenmiş gerçekler karşısında kim çıkıp da şöyle diyebilir?

            “Türkler katildir, Türkler acımasızdır, Türkler hak yeyicidir, Türkler insanlığa ihanet etmektedir... Ve dahaları...”

            İşte o bağlamda Türkiye’nin büyüklüğü bir kez daha dünyanın gözüyle görülmekte ve şekillenmektedir.

            Biz Türkler haksız mıyız “BÜYÜK TÜRKİYE” demeye?  Bizler haksız mıyız Türklüğümüzle öğünmeye?

            İşte herşey ortada ve bütün dünyanın gözü önünde seyrediyor.

            Türkiye hem barışçı, hem insancı, hem de dostluk için büyük bir savaş veriyor.  Geçmişte de, şimdi de o dostluk ve barış savaşı devam etmektedir.