Saati kullanmaya alışık olduğumu ve saatsiz adım bile atamayacağımı çevremden bilmeyen yok. Ta çocukluğumdan beri bileğimden çıkarmam, uyurken bile...
Geçenlerde Öğretmenler Günü vesilesiyle ilginç bir kol saati hediye edildi bana. Şarjla dolar, bu kadarla kalmaz; sözüm ona adı akıllı saat. Mübareğin ölçmediği bir şey yok. Saatleri, günleri, ayları, yılları... Bırakın takvimi, zamanı; adımları sayar, nabzı söyler. Belki henüz daha bilmediğim şeyleri de ölçer... Ölçer babam, ölçer... Neredeyse gaiplerden haber verecek. Vay be medeniyet, nelere kadirsin sen.
Geçenlerde çıkardım saati, yattım mutat veçhile. Hâzır uykuya dalarken bir ses duydum ki eyvah, kalkıp bakmadan edemem. Bir de baktım ki ne göreyim: Canım saat, çalışırken komodinden atlamış yere.
Vay be... Meğer titreşim modunda, titreye titreye düşüverdi yere. Şok geçirmişe döndüm birden; ya bozulup çalışmazsa diye. Eğildim, aldım yerden... Şükür ki çalışıyor. Güzel haber...
Aslında bugünlerde çok ihtiyacım var güzel haberlere.
Bu sefer takılmaz mı kafama: Bu meret nasıl düştü koyduğum yerden? Allah’a şükür, kafa yormadan düşme nedenini çözdüm aniden. Meğer yatmazdan önce komodinin biraz fazla kenarına koymuşum onu. Malum titreşim modunda ya, çalışırken zıplaya zıplaya atmış kendini yere.
İlk işim onun modunu değiştirmek oldu. Artık saatim çekirge misali sıçramayacak yerden yere.
Düşündüm... Yalnızlık duygularımı azaltan bir nesne, hatta neredeyse bir arkadaş gibi. Sanki konuşuyor benimle. Aslında koymamalıydım onu güvenli olmayan bir yere. O benim can arkadaşım... Ondan özür dilemek geçti içimden.
Vay be koca medeniyet... Kim bilir daha neler göreceğiz gelecekte...