Günlük hayatımızda her sabah gazeteyi elimize aldığımızda ilk baktığımız sütun, günlük vaka sayılarını gösteren rakamlardır. Bu, adeta bütün insanlarda bir alışkanlık haline geldi. O alışkanlığın kökündeki de korku ile karışık bir merak dürtüsüdür.
Gerçekten hiç düşündünüz mü, bu son birkaç günde vakaların artış nedenini?
Bana göre bunun artış nedeni iki sebebe dayanır.
Birincisi okulların açık olması, ikincisi de geçen hafta yapılan erken genel seçimleri sonrası...
Kim nasıl düşünür, nasıl bir karara varır bilmem. Lakin gerçek olan odur ki, okulların kapanma eşiğindeki bu günlerde virüslü öğrenci sayısı ile öğretmen sayısındaki artış, öğrenci ve öğretmenlerin içiçe olmalarındandır.
Eli kulağında... Karneler Pazartesi veriliyor. Ve haliyle okullar da kapanıyor. Belki diyorum... Belki virüs bulaşısında bir gerileme olur. Elbette bütün öğrenciler ve öğretmenler evlerine çekilecekler de, önümüzde daha 4-5 aylık eğitim süreci var.
Diğeri de seçimlerdir demiştik.
İsterseniz filmi geri sarınız ve seçim sürecinde adaylarla seçmen arasındaki muhabbeti görünüz. Şu parti, bu parti diye ayırmıyorum. Çünkü hepsi de aynı konumda hareket ettiler seçim sürecinde.
Toplu halde yerleşim yerlerine uğramak, meydan meydan dolaşarak halkla bir yumak haline gelmek, adeta virüse bir davetiye çıkartıyordu. O fotoğraf karesine bakınız bakalım kaç kişinin yüzünde maske vardı. Veya maskesi çenesindeydi.
Vakalar artış gösterince birbirimize soru sorarız.
“Yahu şu virüs de neden bu kadar tırmandı?”
İşte böyle tırmandı.
Yine biz bütün ülkelere göre şanslı insanlarız. Hangi yönden? Küçük bir toplum olmamız ve kontrolun daha rahat olması yönünden.
Büyük ülkeler tam bir felaketi yaşıyor. Devamlı şekil ve biçim değitiren virüsle baş etmek kolay mı?
Bazı ülkelerde alınan tedbirler vatandaşın tepkisine neden oluyor ve maskesiz binlerce, yüzbinlerce insan meydanlarda eylem yapıyor. Halbuki kendi hayatlarını tehlikeye soktuklarının farkında değiller.
Elbet gelmiş geçmiş yıllarda, hatta insan hayatına giren asırlarda insanlığı tehdit eden veba, verem, aids, kuş gribi gibi nice virüsler geride kaldığına göre, veya en aza indirildiğine göre, mutlaka bu virüs de gün gelecek, kendini ortadan kaldıracaktır. Ama ne zaman? Mutlaka bir gün bu virüs de ortadan kalkacak. Hele ilmin bu kadar gelişmiş olduğu bu zamanda. Eskiden ilim bu kadar etkili miydi? Veya bu kadar olanak var mıydı? Ama geçti.
Yani teselli buluyoruz anayacağınız.
Hala aşı faktörü çok önemlidir...
Hala kalın kafalı insanlar aşı olmamakta direniyorlar...
Aşılı olanlarsa, grip geçirir gibi bu virüs bulaşını daha az etkisiyle atlatıyorlar. Yine de bir arkadaşınız veya bir yakınınız virüse bulaşmışsa ve kendini izole etmişse, müthiş çekiniyor ve virüse bulaşmamak için çareler arıyorsunuz.
Bilim adamları durmaksızın vurguluyorlar.
“Mutlaka aşı olunuz, virüsün silahı aşıdır” derler.
Hatta virüsü kapanlar için de şu ifadeyi kullanırlar.
“Aşılı oldukları için hayatlarını kaybetmemişlerdir. Aşılı olanlar ise bu virüse bulaşınca ve bir süre sonra yaptıracakları testler sonucunda tahlil negatif çıkınca, artık özgür olabiliyorlar. Hatta bu kez, hiç bulaşmamış olandan daha bir kendini korumuş oluyor virüse yakalananlar. Çünkü onların vücutlarında artık antikorlar vardır” derler.
Hangi şartlar içinde olursak olalım, hala korunmamız gerektiği kuralı geçerliliğini koruyor.
Allah bu süreçte hükümet edecek olan Sucuoğlu hükümetinin yarımcısı olsun. Uçan kuş hastalansa, insanalar başbakandan bilecek. Tedbirler alınmıyor mu? Alınıyor.
Bu olayda iki noktada bir paralellik olması gerekir, diye düşünüyorum.
Devlet elbette ki üstüne düşeni maktadır ve yapacaktır da ama, vatandaş da kendi üzerine düşeni yapacak. Devletin sağlık birimleri gereğini yapmış ve vatandaş kendini korumaya almamış ne kıymeti var?
Yani virüsle içiçe yaşamaya alıştık da hala içimizi ürperten bir korku var. Kendinen emin olmak için insanlar tahlil noktalarına akın ediyorlar. Hatta büyük kuyruklar oluşturuyorlar. Niçin? Korktukları için.
Kısacası virüs hala bütün azameti ve gücüyle yoluna devam ediyor.