Dış güçlerin özellikle Kıbrıs sorunu konusunda kulağımıza hoş gelebilecek şekilde sarf ettikleri sözlere temkinli yaklaşıp, aldanmamak lazımdır.
Türk Milleti’ne bugüne kadar kulağa hoş gelecek çok söz söylenmiştir.
Fakat, bir süre sonra sarf edilen sözlerin yerine getirilmediği görülmüştür. Söylenen sözlerin birçoğunun unutulduğu bazılarının içinin tamamen boş olduğu görülmüştür.
Neden?
Çünkü, dış güçler, aleyhimize attıkları adımlardan sonra Türk milletinin sert tepki göstermesini engellemek çabası içerisine girmektedir.
Onlar hedeflerine daha kolay varmak istediği için zaman kazanmaya ve Türk milletini yanıltarak ve oyalayarak başka yönlere sürüklemeye çalışmaktadır. Bu nedenle yerine göre kulağımıza hoş gelebilecek sözler söyleyebilmektedirler.
İşte söylenen o sözlere hemencecik inanmamak, hemen o rüzgara kapılmamak lazımdır.
Estirilmeye çalışılan o rüzgara kapılmak yerine ciddi bir biçimde onlara şunu söylemek lazımdır:
“Önce yaptığınız hatayı düzeltin ve bu hatanın sonuçlarını süratle telafi edin.”
Fakat bu yeterince ve etkin bir şekilde yapılıyor mu?
Yapılan hataların düzeltilmesi için etkin girişimde bulunup, etkin adımlar atıldığı konusu tartışma kaldırır.
Ancak şu bir gerçektir ki dış güçler oyalama ve yanıltma işine devam etmektedir.


*

BM’nin Kıbrıs çözüm planı referanduma sunulduğu zaman ve sonrasında bize söylenen sözleri ve yapılan vaatleri şöyle bir hatırlayalım.
Bize neler söylendi, neler vaat edildi?
“Bir evetle Avrupa’ya bağlanın” denildi.
Ancak evet diyen KKTC değil; hayır diyen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, AB’ye bağlandı.
“Referandumda evet diyen bunun karşılığını alacak, hayır diyen bunun sonuçlarına katlanmak zorunda kalacak” denildi.
Evet diyen Türk tarafı olumsuz sonuçlara katlanmak, hayır diyen Güney Kıbrıs Rum Yönetimi yeni kazanımlar elde etmeye başladı.
Hayır diyen Güney Kıbrıs’ı tatmin etmek için KKTC üzerinde baskı kurulmaya çalışılıyor. Yeni tavizler elde edilmeye çalışılıyor.
“Referandumda evet diyen Türk tarafını, açıkta, soğukta bırakmayacağız” denildi.
Şimdi, Türk halkının güvenliği ortadan kaldırılmak isteniyor.
Türk halkının güvenliğini sağlayan Türk askerinin Kıbrıs’tan çıkarılması için tezgah üzerine tezgah kurulmaya çalışılıyor.

Uzlaşma yanlısı olarak takdim edilerek Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanlığı’na getirilen Nikos Anastasiadis, “Garanti sistemi olmasın” diyebiliyor.
Türk halkının güvencesi ve garantörü olan Anavatan Türkiye’nin Kıbrıs’la olan bağı kesilmeye çalışılıyor.
Evet diyen tarafı ödüllendireceğini söyleyen AB; Türk tarafını cezalandırmaya, hayır diyen Güney Kıbrıs’ı ödüllendirmeye çalışıyor.
Bu doğrultuda ne yapıyor?
“Türkiye, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni tanısın” diyor.
Yani, evet diyen Türk halkı, Rum’a karşı savunmasız, açıkta, soğukta bırakılmaya çalışılıyor.
“Türk tarafı üzerindeki izolasyonlar sona erdirilecek” denildi.
Ne oldu?
Hiçbir şey.
Zaman geçerken bazıları çıkıp, “AB, Güney Kıbrıs’ı üye yapmakla hata yaptığını anladı” dedi.
Ne oldu?
Hata düzeltildi mi?
Hatanın düzeltilmesi için herhangi bir şey yapıldı mı?
Dış güçlerin ve güdümündekilerin kulağımıza hoş gelebilecek sözlerinden çok icraatlarına bakıp değerlendirme yapmak lazımdır.
Yoksa, yanıltılan, aldatılan taraf olmaktan kurtulamayız.