Yokluğa doğduk biz yoksulluğa.
İkinci Cihan Harbi yeni bitmişti.
Kıbrıs Türklerinin cumhuru ve cumhurunun reisi 950’li yılların başında doğanlardandır.
Diz boyuydu hayır gırtlağa kadardı yokluk yoksulluk.
Öyle mi kalsındı! Hayır.
Cumhur ve reisi ilkokula başladıklarında, okulun açıldığı ilk günde kitapları defterleri kalemi silgisi kalemtraşı cetveli sıranın üstünde onları bekliyordu.
Hayır emperyalist, sömürgeci İngiltere’nin dünya nimetlerini, kaynaklarını ve halklarını insanlarını sömürerek ele geçirdiği hırsızladığı zenginliğinin bahşişi değildi onlar.
İlkokula zor yıllarda yalnız yıllarda başlayanlar anımsayacaktır İngiliz’in lutfu yoktu öğrencilerin malzemelerinde.
Mahmut Makal okuyarak büyüdük biz. “Bizim Köy”okuyarak. Yaşar Kemal, üç Kemal’in diğer ikisi ve Nazım Hikmet, Fakir Baykurt, Bekir Yıldız, Osman Şahin, Atilla İlhan, Cemal Süreya, Edip Cansever daha sonraydı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Furüzan, Ataol ve İsmet Özel, Süreyya Berfe ile beraber geldi ANT dergisi Felsefenin temel ilkeleri vs vs.
Mahmut Makal’ı anımsayan var mı aramızda bilmiyorum ama Bizim Köy dünyanın neresinde isterse olsun bizim köydür halâ.
Spor ayakkabılarımız yoktu bizim, jimnastik potinlerimiz vardı ya da lastik ayakkabılarımız.
Dr Fazıl Küçük Halkın Sesi gazetesinin önüne attığı hasır sandalyesine oturur yarenlik ederdi insanlarla ki, lider olduğunu cumhurun reis muavini anlamak na mümkündü bilmeyen birisi için.
Gergindi havalar, isbirto çaksan patlayacak kadar gergindi ( o yıllarda kibrit sözcüğü yoktu dilimizde, isbirto derdik)
Yanisi şu ki kritik günlerden geçiyoruz lafazanlığı icat edilmediydi daha amma günler gerçekten krtikti.
Sonra bir gün Fatin Rüştü Zorlu Ankara’ya çağırdığı Dr Küçük ve Denktaş’a “size silah ve mühimmat göndersek alabilir misiniz”diye sormuştu.Umarım Gladio arayanlar 27 mayıs ihtilâlinin Kıbrıs adasına gönderdiği elçinin ( Emin Dırvana ) Kıbrıs’a gönderilmiş en sivil elçi olduğu sonucuna varırlar. Neden öyleydi sorusunun yanıtı da okuyanların aklı ile orantılı olacaktır.
Yoksulduk yokluk içindeydik.
Yerde bulduğumuz ekmek kırıntısını öpüp alnımıza koyduktan sonra duvar kovuğuna koyar ya da dama atardık, basılmasın diye, nimetin ayaklar altına alınması günahtı hem de çok.
Türban takmamakla günah ilişkisi icat edilmemişti daha ve Ferdi’lerin Tayfur’u. Merağ etmee seeen yoldaş olurum yoluna ben diye hıçkırmıyordu.
Yalan söylemek, hırsızlık yapmak, güçsüzlere şiddet uygulamak, merhametsiz olmak, açgözlü olmak, ne oldum delisi olmak görgüsüz olmak insanlara tepeden bakmak günahtı.
Sonrası mı
Yoksulluğu paylaşan bizler varsıllıkta bencilleştik bireycik bireycik ayrışmak için de canla başla yoldaşlık edenler çok
Aynaya bakınca utanıyorum