İsmail BOZKURT

Kıbrıs Türkleri arasında, kültür-sanat/edebiyat bağlamında takdir edilecek kadar çok üreten ve ürettikleri ile toplumsal belleğe ciddi katkı yapan, benim kuşağımdan bir avuç insan vardır. Yakın geçmişte yitirdiğimiz Mustafa Gökçeoğlu ile ondan az önce yitirdiğimiz Oğuz Yorgancıoğlu’nu bunlar arasındaydı. Geçen hafta (12 Nisan 2022) Bekir Kara da yitirilen değerler arasına katıldı ve o da eserleriyle tarihe ve toplumsal belleğimize kazındı. 

Yakın ilişkide olduğum, aynı yolu yürüdüğümüz bu değerli insanları bir nebze tanıtmayı, fırsat buldukça onlardan ve eserlerinden söz etmeyi kendime hep görev bildim.  Bekir Kara için de öyle yaptım ve öldüğü gün sosyal medyada, bir paylaşımda bulundun:

Az önce acı haberi aldım. Kıbrıs Türk Edebiyatı önemli ve verimli bir yazarını/eğitimcisini/değerini daha yitirdi. Bekir Kara romanlar, öyküler, tiyatro oyunları ve şiirler yazdı. Tüm eserlerinde bizi, Kıbrıs'ı, Kıbrıs Türkleri'ni anlattı. Halk Müziğimizin sayılı isimlerindendir. Tiyatro ile de uğraştı.

Çok yönlü bir değerdi. Bizim için çok büyük bir kayıp! Ailesinin, sevdiklerinin, halkımızın, hepimizin başı sağ olsun. Ona rahmetler diliyorum.

Son birkaç yıl onunla görüşememiştik. Elveda dostum. Elveda kardeşim.”

KÜLTÜR-SANAT KONUSUNDA KAMU/DEVLET DUYARLILIĞI

Varoluş ve devletleşme süreci yaşayan ülkelerde, başka şeyler yanında, toplumsal bellek de yaşamsal önem kazanır. Bunun için de kamu/devlet, halk kültürünü kayda geçecek çalışmalar yapar, yaptırır;  destekler, özendirir, ödüllendirir. Benzer çalışma ve politikaları, genel anlamda sanat, özel olarak ülke edebiyatı için de yapar.

Bu, bir anlamda toplum belleğinin kayda geçirilmesi demektir.

Ne yazık ki Kıbrıs Türkleri (ya da KKTC) özelinde, bu konuda kamunun/devletin inanılmaz duyarsızlığı söz konusudur. Bizde kamu/devlet, toplumsal belleğin kayda geçmesi konusunu önemsemedi. Eğitime gereken önem verilirken bu alanlardaki duyarsızlık şaşırtıcı ama bir gerçeklik olarak sırıtıyor.   

Oysa sıkça vurguladığım gibi, Ada’da siyasal bir varlık olmasının ötesinde, kültürel/etnik bir varlık olan Kıbrıs Türk Halkı, bu adaya gökten zembille inmedi. Hatta efsanevi varoluş savaşımını besleyen ana etmenin kendi öz kültürel/etnik varlığı olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca KKTC Anayasası, başka ülke anayasalarında pek görünmeyecek biçimde Devleti, sanatçıyı koruyucu, destekleyici, özendirici ve ödüllendirici önlemleri” almakla görevlendirmiştir. (KKTC Anayasası Madde:62/11) Anayasamızın bu “buyurucu/emredici” kuralı bile kamuyu/devleti, bu konuda harekete geçirememiş; bizde bu işi, Devlet ya da kamu kurumları değil bir avuç inançlı insan yapmıştır.

BEKİR KARA SİLİNMEZ İZLER BIRAKTI

Bekir Kara da bu işi yapanlardan biridir. Benim kuşağımdan biri olarak, Kıbrıs Türkleri arasında takdir edilecek kadar çok üretti ve ürettikleri ile toplumsal belleğe ciddi kazanım sağladı. Sosyal medya paylaşımımda değindiğim gibi çok yönlü ve verimli bir yazardı. Anlatılarıyla, yakın tarihimizde yaşanan birçok şeyi edebiyata taşıdı.

“Evliya Çalebi’nin İzinde Kuzey Kıbrıs Seyahatnamesi”nde, yerleşim yerlerinin “insan” değerlerine de yer verdim. Bekir Kara da o eserimde Güzelyurt’un değerleri arasında, aşağıdaki gibi yer aldı:

“Bekir Kara, 1974 öncesi Baf’ı ile Barış Harekatı’ndan sonraki Güzelyurt’u, çeşitli yönleri ile roman ve öykülerine taşıyarak Baf’la Güzelyurt’un öyküsünü yazdı.13 Temmuz 1945 tarihinde, eski adı Fasulla olan, Baf kazasının Bağrıkara  (Fasula) köyünde doğdu.  Orta ve lise tahsilini Limasol 19 Mayıs Lisesi’nde, yükseköğrenimini 1971 yılında Bursa Eğitim Enstitüsü’nün Sosyal Bilgiler Bölümü’nde tamamladıktan sonra öğretmen ve yönetici olarak çalıştı. Edebiyat, tiyatro ve müzik alanlarında çalıştı, eserler verdi, ödüller kazandı.”

Bizde insanlar genellikle şiir yazar. Bazı şairlerimiz, bu da olsun kabilinden bir de roman yazdılar. Bekir Kara tersini yaptı. Romanlar, öyküler, tiyatro oyunları yazdı. Az sayıda şiir de yazdı ama kendisi için!

Özellikle romanları ile öykülerinde Baf yöresi için çok şeyler anlattı. 1974 sonrasında, yeniden yerleşimi ve sosyal dokunun yeniden biçimlenmesini, Güzelyurt özelinde edebiyata çok iyi yansıttı.

İkinci Dünya Savaşına katılan Kıbrıslı askerler konusu, edebiyatımıza çokça yansıdı. Bekir Kara, bu konuyu da çok ilginç biçimde romanlaştırdı.

Halkımız için “acı” bir olay olan, bilinen adıyla “Araplara satılan Kıbrıslı Türk kızları” konusunu da, değişik bir bakış açısından ele aldı Bekir Kara!

Halk müziği konusu, bizde nedense hep ikinci planda tutuldu. Bekir Kara bunun istisnalarındandır. Hem de yalnız uygulamasını yapmadı, besteler de yaptı, ekip de kurdu, halk müziğini sevdirmek için çırpındı durdu.

Sözün kısası Bekir Kara çok yönlü çalışmalarıyla silinmez izler bıraktı.

Onu rahmetle anıyorum.

Ailesinin, yakınlarının ve hepimizin başı sağ olsun.