Ülkemizin bitmek bileyen kronikleşmiş sorunu “ELEKTRİKSİZ” günler yine vatandaşın çilesi oldu.

Finansal Eylem Derneği kuruldu Finansal Eylem Derneği kuruldu

“Bu alandaki statüko ile mücadeleden kaçınarak bir arpa boyu yol kat edemeyeceğimiz gün gibi ortadadır.”
VATAN/Özel - Ülkemizin bitmek bileyen kronikleşmiş sorunu “ELEKTRİKSİZ” günler yine vatandaşın çilesi oldu. Özellikle kış aylarında ciddi elektrik üretim sıkıntıları yaşayan KKTC bu sorunu neden çözemiyor?! 
Konuyla ilgili bakanlığı döneminde çalışmalar yürüten Eski Maliye Bakanı Birikim Özgür gazetemize açıklamalarda bulundu. Özgür “kablo ile elektrik” konusuna dikkat çekerken, yetkililere dünyadaki gelişmeleri doğru takip etmeleri yönünde uyarılarda bulundu.
“Enerji Dairesi”nin en erken sürede oluşturulması için çalışma başlatılması gerektiğini belirten Birikim Özgür; AB Yeşil Mutabakatı’nın ülkemiz için bir tehdit değil fırsat olduğunu, uyum sağlayamamamız durumunda AB ülkeleri ile ticaretimiz zorlaşacak, turistlerin ülkemize gelmesi dahi pahalılaşacağı konusunda uyarılar yaptı.
İşte Eski Maliye Bakanı Birikim Özgür’ün değerlendirmeleri:
Hala bugün evlerimizde ve iş yerlerimizde günde iki kez elektrik kesintisi yaşanıyor. Kan dondurucu bir sorunla karşı karşıyayız.
Elektrik hizmetlerinin kesintisiz sunulması, hizmet fiyatlarının optimize edilmesi ve çevre duyarlılığıyla yatırımların planlanması devletin ve hükumetlerin en temel vazifesidir. 
Bunlar yoksa devlet, siyasi varlık, siyasi eşitlik ya da egemen eşitlik falan da yok demektir.
Bu gibi konulardaki cafcaflı nutuklar bir kulaktan giriyor diğerinden çıkıyor çünkü yaşamın gerçekleri insanımıza “nerede bu devlet?” sorusunu sorduruyor.
Dünyada enerji alanında yaşanan gelişmeleri dikkate alarak vizyonumuzu netleştirmemiz gerekiyor. 
Devletin bu vizyonu sağlıklı şekilde oluşturabilmesi ve kararlılıkla uygulayabilmesi öncelikle kamunun bu alandaki kapasitesinin gelişmesine bağlıdır. 
Enerji Dairesinin oluşumu daha fazla geciktirilmemelidir.
Diğer yandan dünyada da bizi doğrudan ilgilendiren gelişmeler yaşanıyor. 
Örneğin AB Yeşil Mutabakatı bizim için bir tehdit değil fırsattır. 
AB, 2030’a kadar sera gazı emisyonlarını % 55 azaltmayı öngörüyor. Ciddi tedbirler gündemde. Belirlenen ölçütler ticari ilişkiler üzerinden tüm ülkeleri kapsayacak şekilde planlandı. 
Fosil yakıt temelli ekonomik modelin tümden değişmesi hedefleniyor. 
“Sınırda karbon vergisi” bizi de doğrudan etkileyecek. 
Belirlenen ölçütlere uyum sağlayamazsak AB ülkeleri ile ticaretimiz zorlaşacak, turistlerin ülkemize gelmesi dahi pahalılaşacak.
İşin özeti, 2030’a kadar “karbon nötr” olmamız gerekiyor. Vizyonumuzun temelinde bu olgu yer almalı.
Gelinen aşamada arz güvenliğini, fiyat düzenlemelerini ve çevre duyarlılığını temel alarak finansmanıyla, uluslararası ilişkiler bacağıyla, yatırımın geri dönüşü ve benzeri hususları da gözetecek tarzda somut projeleri geciktirmemek şart oldu. 
Arz çeşitliliği için ve temiz enerji üretim kapasitemizi artırmak için kablo projesi acilen masaya yatırılmalıdır.
Bu noktada bizim reformlarla geleceğe hazırlanma ve böylesi büyük bir projeye dört elle sarılmamızın yanı sıra Türkiye’nin yaklaşımı da belirleyicidir. Çünkü kablo ile bağlanacağımız ülke Türkiye’dir.
“Türkiye bu projeden kaçınıyor” tespiti yapacak donelere sahip değiliz.
Enerji alanında Türkiye ne yaptığını çok iyi bilen bir ülke konumundadır. 
Yeri geliyor meydan okurcasına gidip Libya ile münhasır bölge anlaşması yapıyor, yeri geliyor KKTC adına gaz arama faaliyetleri yürütüyor. 
Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzından “biz kablodan vazgeçtik” lafını duyana kadar başka taraflara bakmakta yarar vardır.
Nedir o başka taraflar? 
Bu ülkede iki kez elektrik alanındaki reformlara itirazlar öne sürülerek hükümetler bozuldu. 
“Reform yapmayalım ve statükoyu daha da güçlendirmek için kablo çekelim” diyemezsiniz. 
Nitekim Türkiye Dışişleri Bakanının su tecrübesinden kalkışla yaptığı “önce reform sonra kablo” şeklinde değerlendirilmesi gereken açıklamaları var. 
Biz önümüzdeki pilava bakalım. 
Uluslararası elektrik ticaretine de hazırlanacak şekilde sistemimizi günün koşullarına göre düzenleyelim. 
Akabinde Türkiye yan çizer veya olamayacak şartlar öne sürerse o vakit Türkiye’nin tavrını daha sağlıklı koşullarda değerlendirme imkânımız olur. 
Bu alandaki statüko ile mücadeleden kaçınarak bir arpa boyu yol kat edemeyeceğiz gün gibi ortadadır.”