( NOT : eskiden kurallara göre taç atamayan futbolculara seyirciler böyle diyerek ders verirdi )
1997 Denktaş Makarios Doruk anlaşması, 1974 sonrasında başlatılan yeni müzakere sürecinin başlangıç noktası, ilk adımıdır.
Taraflar 1960 yılında kurulan ve ancak üç yıl dayanabilen, 1963 aralık ayında Makarios’un megali ideasına ulaşabilmek için önünde engel olarak gördüğü 1960 Anayasasından kurtulmak için, anayasanın ruhunu tamamen ve lafzını da büyük ölçüde değiştirecek olan Anayasada 13 maddelik değişiklik teklifinin kendi anavatanı ve garantörü olan Yunanistan tarafından dahi destek bulmaması üzerine Cumhuriyet sonrası ilk ENOSİS kalkışması diyebileceğimiz Türklere yönelik saldırıları 21 Aralık günü, ortak polis teşkilatındaki Rum polislerin ilk tetiği çekmeleri ilk kurşunu atmaları ile başlayan taraflar / toplumlar / cemaatler / halklar / milliyetler arası fasariyaların / çatışmaların / savaşın başlaması üzerine berhava olan / dumura uğrayan / oksijen çadırına / bitkisel hayata mahkum olan ve nihayet 1974 yılında, yine Makarios’un / Rumların / Yunanistan’ın yeni enosis kalkışması ( 15 Temmuz Darbesi ) üzerine Türkiye’nin müdahalesi ile yepyeni ve artık tartışılması bile abes sayılacak İKİ BÖLGELİLİĞE – İKİ TOPLUMLUĞA yelken açılan yeni müzakere süreci 1977 doruk anlaşması ile başlamıştır.
Cenevre’de yapılan nüfus mübadelesi ile taraflar iki bölgeliliği ve iki toplumluluğu fiilen hukuken kabul etmişlerdi.
1977 Makarios Denktaş Doruk anlaşması Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasını tartışmaya açmamış ve Kıbrıs adası ile Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin 1974 gerçeklerinden sonra da 1960 Anayasası çerçevesinde ulaşması muhtemel ufkun ilk adımını oluşturmuştur.
Durum bundan ibarettir ve nettir.
Taraflar iki toplumluluğu / halklılığı / milliyetliliği ve iki bölgeliliği tartışılmaz bir ön kabul ile müzakere sürecine başlamışlardı.
Şimdi nerdeyiz.
Nasıl oldu da BM Genel Sekreteri Guteress’in gayet veciz bir şekilde ‘‘ Türklerin eşitliği doğumla gelen başlayan devamlılık arzeden bir eşitliktir ’’ demiş olmasına rağmen eşitliğimiz tartışılabilir bir şey olarak görülebiliyor.
Çünkü biz iktidarda olan partiye, partilere hükümete karşı çıkacağız ille de karşı çıkacağız diye, dernek aklını ve böbürlenmesini o kadar öne çıkardık ki kendi kendimize ve dahi kendi varlığımıza de karşı çıkar olduk.
Misal : Kıbrıs Türklerinin spor faaliyetleri Kıbrıs Türk Cemaat meclisi tarafından organize edilir yürütülür diye amir hüküm olmasına karşın 1960 Anayasasında ve 1960-63 arasında Kıbrıs Cumhuriyetinde iki resmi futbol federasyonu ve futbol ligi olmasına karşın, batıya AB ye şirin ve barışçı görünebileceğiz zehabı ile Kıbrıs Türk Futbol Fedrasyonu’nu, kendisi de bir futbol federasyonu olan KOP’a üye yapmak için başvuruda bulunma garabetini de yapmışlığımız var, Allahtan ki kabul etmedi KOP ve bizi azınlık durumuna düşmekten kurtardı.
Tam da yazı biterken vekilin biri de ‘‘ biz Kıbrıs milletiyiz ’’ diye gürlemesin mi. Gürlesin, o gürlesin hukuk ve kavramın kendisi de istihza ile gülümsesin. Bir gün belki millet kavramı nedir, devlet kavramı nedir öğrenir o da övrenir.