Denktaş’ın avukatlarla yaptığı görüşmede merhum Berberoğlu “ben görüşmeci olsam Kıbrıs işini 1 ayda bitiririm” demişti ya. Talât daha sonra Berberoğlu’nun 1 ayını aleni müzayede yoluyla 3 aya çıkarmış ve şöyle buyurmuştu:
“Denktaş olmasa biz Kıbrıs işini 3 ayda bitiririz”.

***
Daha önce de değindiğim gibi Allah’ın hikmetine bakınızı ki Talât bir süre sonra ve Denktaş’ın ardından Cumhurbaşkanı oluverdi. Ve yine daha önce de değindiğim gibi yüce Allah Talât’a “yürü ya kulum” dedi, “yürü ve bu Kıbrıs işini bitir” dedi.
Talât Kıbrıs işini Denktaş olmasa 3 ayda bitireceğini söylüyordu ya, 5 yıl boyunca önce Papadopulos, sonra Hristofyas ile müzakere yaptı.
5 yılın içinde bir tek 3 ay değil, tam 20 tane 3 ay var, Kıbrıs sorununu Denktaş olmasa 3 ay içinde halledeceğini iddia eden Talât 20 tane 3 ayda bile Kıbrıs işini bitiremedi ve “napayım be gardaş, Rum tarafı çözüm ve barış istemiyor, ip alıp da kendimi asayım mı Sarayönü’nde” demek zorunda kaldı.

***
Üstelik Talât bütün cumhurbaşkanları arasında en şanslı adamdı, çünkü daha önce de belirttiğim gibi müzakere masasında karşısında en az 2 yıl boyunca “siyasal birader” Hristofyas ve “kardeş parti” AKEL vardı. Talât ve Hristofyas muhalefet yıllarında sık sık buluşur, Kıbrıs işini konuşurlar, birlikte yerler-içerler, sonra da müzakere ettikleri her konuda mutabık oldukları yolunda basın açıklaması yaparlardı. Yani efendim, daha muhalefet yıllarında Kıbrıs işini bitirmişlerdi. Tekrar etmeliyim ki Allah büyüktür ve onlara kısa sürede Kıbrıs işini 3 ayda bitirme fırsatı verdi, yani Talât ve Hristofyas’ı aynı dönemde cumhurbaşkanı yaptı, Talât’a “yürü ya kulum” dedi. Talât yürümeye kalkıştı, ama belden aşağısı felç olmuş gibi yürümekte aciz kaldı.
Neden aciz kaldı, çünkü Talât’ın ayaklarına Makarios’un ENOSİS ruhu, Makarios’un ENOSİS vasiyeti ve Makarios’un ENOSİS canavarı dolanmıştı.
Asılacak ip aramaya başladı, aradığı ipi en sonunda buldu da. O ipin adı Annan Plânı’ydı ve ipin imalâtçısı da Anglo-Amerikan emperyalizmiydi.

***
Hristofyas ikili müzakerelerde olduğu gibi Annanist dönemde de Talât’ı bir kez daha siyaseten kazıklamaktan geri durmadı, bizzat kendi anlattığına göre Talât referandumdan hemen önce Hristofyas’a sordu:
- Annan Plânı’na AKEL evet diyecek mi?
Yine kendi ifadesine göre Hristofyas Talât’a Rumca şu cevabı verdi:
- NE vre belle NE, tabii ki evet diyeceğiz.
“NE vre belle NE” demek, “evet be deli evet” demektir.
Bu da Rumca’da çok samimi dostlar arasında kullanılan bir ifadedir.
***
Talât’tan sonra sıra Akıncı’ya geldi, Akıncı da 5 yıl boyunca federasyon mahlûkatıyla yatıp-kalktı, Denktaş olmasa o da bitirecekti Kıbrıs işini.
Denktaş yoktu ama o da bitiremedi, onun da bacaklarına Makarios’un ruhu dolandı.
***
Bir adam muhalefetteyken “ben şu işi yaparım” demişse ve iktidara geldiğinde verdiği sözü tutamamışsa milletten özür diler ve kendine yeni bir yol çizer.
Talât ve Akıncı bunu da yapmadılar ve Rum’un bütün rezaletine ve çözüm isteksizliğinin ısbatlanmasına rağmen bugün de hâlâ federasyon gazelinin nakaratını sürdürmektedirler.
Peki, netice ne?
Netice şu ki Rum’un bir teslim barışı peşinde olduğu, Rum’la Kıbrıs işinde çözüm bulma olanağının kalmadığı, yani Denktaş’ın haklılığı açıkça ortaya çıktı. Talât ve Akıncı bunu bizzat yaşayarak gördüler, ama buna rağmen bu müthiş gerçekten bir ders çıkaramadılar, kendilerine yeni bir yol çizmediler, federasyon masallarını hâlâ sürdürüyorlar.