KIBRIS CUMHURİYETİ ANAYASASI
|
MADDE 20 |
|
|
1-İlgili cemaat kanununa uygun ve yalnız Cumhuriyetin güvenliği veya Anayasa düzeni veya amme selameti veya amme nizamı veya amme sağlığı veya amme ahlakı veya eğitim seviye ve niteliği yararı için veya, ana babanın çocuklarına dini inançlarına uygun bir eğitim sağlamak hakları dahil olmak üzere, başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması için lüzumlu formalitelere, şartlara veya tahditlere tabi olmak kaydı ile, her şahıs, öğretim veya eğitim görmek ve her şahıs veya müessese, öğretmek veya eğitmek hakkına sahiptir. |
|
|
2-İlk eğitimi Elen ve Türk Cemaat Meclisleri kendi Cemaat İlk Okullarında parasız sağlayacaklardır. |
|
|
3-İlk eğitim, ilgili cemaat kanununca tesbit edilecek okul çağındaki bütün vatandaşlar için mecburidir. |
|
|
4-İlk eğitimden gayri eğitim, layık ve uygun bulunan hallerde, Elen ve Türk Cemaat Meclislerince; ilgili bir cemaat kanunu ile tesbit olunacak hüküm ve şartlara göre, sağlanacaktır. |
|
Ülkelerin, devletlerin en önemli egemenlik alanlarından birisi de eğitimdeki egemenliğidir. Bu egemenlik modern çağlarda bilimsel eğitimin devlet eliyle düzenlenmesi ile sağlanır.
Eğitimde kalite düşük orta yüksek düzeyde olsa da devletler eğitim konusunda belirleyici olmak zorundadırlar. Her halkın, milletin devletin ve ülkenin geleceği eğitim ile belirlendiği için eğitimde egemenlik devletlerin en hassas oldukları ögelerden birdir hatta birincisidir de denebilir.
Uzun süren EOKA ve ona karşı kurulan TMT tartışma ve çatışmalarından sonra 1958 yılında başlayan Londra ve Zürih konferanslarında Kıbrıs Türkleri, Kıbrıs Elenleri ve onların anavatanları ve kuruluş ile birlikte garantörleri olacak olan Yunanistan, Türkiye ve adadaki çıkarlarını korumak üzere kendi çıkarlarının garantör olan İngiltere’nin uzlaşması sonucunda kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin anayasası hazırlanırken karşılaşılan en ciddi konuların başında egemenlik konusunun gelmesi eşyanın tabiatına uygundu.
Egemenlik tartışmaları içerisinde eğitimin nasıl olacağı apayrı ve hayati öneme haiz bir mesele olarak ele alındı.
Şu kadar Rum memura karşılık bu kadar Türk memur demek ve anayasayı böyle yazmak ya da Kıbrıs Ordusunda, Polis teşkilatında yüzde altmışa yüzde kırk oran sağlamak, devlet yönetiminde hükümette ve temsilciler meclisinde yüzde yetmişe yüzde otuz oranlarını saptamak ve anayasaya yazmak kolaydı.
İş eğitime gelince yüzdeliklerle, nüfus ile belirlenemezdi nitekim de öyle oldu ve belki de hatta yüksek , çok yüksek ihtimalle Türklerin ve Elenlerin kendi kendilerini yönetmesi anlamına da gelecek olan TARAFLARIN CEMAAT MECLİSLERİNİN OLMASI GEREĞİ ( KAÇINILMAZLIĞI) eğitim konusundaki egemenlik tartışmalarından sonra hayat bulmuştu.
Kıbrıs Rumlarının anayasanın emredici hükmüne rağmen kendi cemaat meclislerini kurmamaları / yaşatmamaları ayrı bir yazı konusu olmaya değerdir.
Halkların ortak egemenliğinde devletin memuriyet sayısına, ordusuna polisine, oranlara göre hükümetin kuruluşuna formül bulunabilirdi ve bulundu da ( yaşatılmadı o ayrı mesele ) ama eğitime oransal bir formülle biçim verilemezdi.
Ne Türkler kendi çocuklarının gençlerinin, Rumların ağırlıkta olduğu eğitim kurumlarında ve anlayışında eğitim yapmasına razı gelirlerdi ne de Rumlar aralarında Türklerin de olacağı bir eğitim kurumu tarafından verilecek eğitime tahammül edebilirdi.
Sonuç tam da gerektiği gibi oldu.
Egemenlik iki halka ayrı ayrı verilerek cemaatlerin / toplumların / halkların / milliyetlerin kendi eğitimlerinden yüzde yüz oranında ve diğer cemaate en ufak bir ilgi ve karışma alanı bırakmadan kendi CEMAAT MECLİSLERİNİN kontrolüne, yönetimine bırakıldı.
Tek devletli ve iki halklı iki egemenlikli Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasasını irdelediğim yazı serimin üçüncü bölümü de burda sonlanırken okuyanlardan, eğitim ve egemenlik konusunda, egemenlik kavramın eğitim konusundaki hassas durumu hakkında yeniden ve yeniden düşünmelerini de öneriyorum