Evet, Mağusa’lı kardeşim ve ben lise son sınıfta 1 yıllığına okuldan atılmıştık.
1 yıl sonra arkadaşım okula döndü, lise mezunu oldu.
Yokluk-yoksulluk vardı, ailemin olanağı kalmamıştı, ben dönemedim.
O liseyi bitirdikten bir süre sonra işe alındı, Mağusa Limanı’nda gümrük memuru olarak çalışmaya başladı. Talihin şu cilvesine bakın ki aynı dönemlerde lise diplomam olmadığı halde Mağusa’da benim de kısa süreli bir memuriyetim oldu.
Yani kader bizi tekrar buluşturdu, tekrar kavuşturdu.
Artık uyku ve iş saatleri hariç yine beraberdik.
Ben Mağusa’da Hükümet Yolu No.7 adresinde birkaç arkadaşla birlikte kalıyordum.
Bir bekâr eviydi.
Arkadaşımın evi ise biraz ötedeydi.
Sonra ben Lefkoşa’ya nakledildim, beraber olabilmek için hafta sonları Mağusa’ya taşınmaya başladım, eski günleri yadederek günümüzü gün ediyorduk.

***
Uzatmayalım, ben İngiliz yönetimi sona erinceye kadar lise diploması alamadım. Kıbrıs Cumhuriyeti ilân edildi, dışarıdan imtihana girmek suretiyle lise mezunu oldum, yüksek tahsile gittim, hukuk okudum.
Aradan yine yıllar geçti.
İkimiz de evlendik.
Eşi bizim köyden bir kızdı.
Kendisine köyün eniştesi derdik.
Artık o Mağusa’da, ben Lefkoşa’daydım.
Ailevi ve mesleki engeller olmadıkça sık sık bir araya gelmeye devam ediyorduk.
Çocuklarımız oldu.
Tarihin cilvesi mi, talihin cilvesi mi bilmiyorum.
Şu anda onun çocuğu da benim çocuğum da aynı bakanlıkta çalışmaktadırlar.

***
Ankara’da hukuk okuyup memlekete döndükten sonra avukat olarak icra-i meslek etmeye başladım.
Bu arada Halkın Sesi gazetesinde köşe yazıları yazıyordum.
Artık politikanın da bir parçasıydım.
1970 yılında Mağusa’dan milletvekili adayı oldum ve seçildim.
Seçim kampanyasında o sevgili arkadaşım hep yanımdaydı.
Temasımızı, ilgimizi, ilişkimizi hiç koparmadık.
O Mağusa’da, ben Lefkoşa’da hayata devam ediyorduk.
Dedim ya, o bir kitap kurduydu.
Gece-gündüz okurdu.
Okuduğu ve beğendiği kitapları okumam için bana da gönderiyordu.
Ondan hatıra kalmış birkaç kitap halen de kütüphanemde durmaktadır.

***
Aradan yine uzunca bir zaman geçti.
Her fırsatta yine bir araya geliyorduk.
Buluşamadığımız zamanlarda uzun süreli telefon sohbetleri yapıyorduk.
Zaten birinci sınıf efendiydi.
Yıllar içinde olgunlaşmış, bir insan hazinesine dönüşmüştü.
Üstünden centilmenlik akan adamlar var ya, öyle birisiydi.

***
Adı Tuncay’dı.
Mağusa’lı gümrük memuru Ali dayının oğluydu, babası Mağusa’da Aslan Ali diye biliniyordu.
Tuncay’ın lise numarası 763 idi.
Barış Harekâtı sırasında yaşamakta olduğu Baykal’ı kahramanca savunurken şehit düştü.
Tuncay kalbimde 52 yıllık bir yaradır.
O yara hâlâ her gün kanamaktadır.
Sokakta 763 plâka numaralı bir araç gördüğümde daha da kanamaktadır.
Allah rahmet eylesin.