Kıbrıs Türkleri’nin yetiştirdiği değerlerinden biri olan Raşit Pertev, 12 Mart 2026 günü sosyal medya üzerinden, aşağıdaki ilginç karikatürlü kısa paylaşımı yaptı:

“DOĞU AKDENİZ’DE ‘MALTA MODELİ’ KIBRIS DENKLEMİNİ DEĞİŞTİRİYOR
Son dönemde Nikos Christodoulides yönetiminin izlediği strateji, Kıbrıs’ın Doğu Akdeniz’deki rolünü hızla değiştiriyor. Güney Kıbrıs’ın ABD, Avrupa Birliği ve İsrail ile geliştirdiği güvenlik ve savunma iş birlikleri, adanın giderek Batı güvenlik mimarisinin ileri bir stratejik platformuna dönüştürüldüğünü gösteriyor.
Bu yaklaşım giderek “Malta modeli” olarak tanımlanan bir stratejiyi hatırlatıyor. Malta, özellikle II. Dünya Savaşı sırasında Batı’nın Akdeniz’deki en önemli askeri ve lojistik merkezlerinden biri haline gelmişti. Bu arada Malta'nın ikinci dünya savaşında en fazla bombalanan yerlerden biri olduğu da unutulmamalıdır.
Bugün benzer bir rolün Kıbrıs için tasarlanmakta olduğu görülüyor. Ancak bunun önemli bir sonucu var:
Kıbrıs meselesi giderek iki toplum arasında müzakere edilerek çözülecek bir siyasi sorun olmaktan çıkıyor. Ada, büyük güçlerin güvenlik ve jeopolitik rekabetinin bir parçası haline geliyor.
Bu nedenle Kıbrıs’ta bugün tartışılması gereken soru şudur:
Ada bir barış ve uzlaşı alanı mı olacak, yoksa Doğu Akdeniz’de büyük güçlerin yeni stratejik karakolu mu?”

***

Vatan’ın 31 Aralık 2019 tarihli sayısında yayımlanan yazımın başlığı, “KIBRIS/KIBRIS SORUNU, ARTIK DAHA GENİŞ BİR SORUNLU COĞRAFYANIN ‘MÜTEMMİM CÜZÜ’DÜR” biçimindeydi. (“Mütemmim cüz,” asıl parçaya yani bütüne zarar vermeden, kırmadan, parçalamadan bütünden ayrılamayan tamamlayıcı parça anlamına gelir.)
O yazımda, Libya, Suriye ve başka Arap ülkelerinde yaratılan kargaşa/istikrarsızlık süreçlerinin, kana doymaz emperyal iştihayı tatmin etmek için yaratıldığını, bunun Kıbrıs sorununa da tuz biber ektiğini ve Rum yönetiminin o zaman da boyundan büyük işlere kalkışıp işleri içinden çıkılmaz bir duruma sokmayı sürdürdüğünü, bunun üzerine Türkiye’nin kendisi ve KKTC adına sahaya inerek Rum Yönetimi’nin yaratmaya çalıştığı durumu etkisizleştirme hamlelerine karşı Libya hamlesini gerçekleştirerek Kıbrıs sorununu Doğu Akdeniz coğrafyasının içine hapsettiği görüşünü dile getirmiş; bunun ne kadar süreceği bilinmeyen yepyeni ve bambaşka bir süreç olduğunu, büyük olasılıkla önümüzdeki on yılın, belki de çeyrek yüzyılın sorunu/sorunlar yumağı olduğu görüşünü dile getirerek, Kıbrıs’ın/Kıbrıs Sorunu’nun artık Doğu Akdeniz coğrafyasının “mütemmim cüzü” olduğunu savunmuştum.
Sayın Pertev, yukarıda alıntıladığım paylaşımında, Kıbrıs meselesinin giderek iki toplum arasında müzakere edilerek çözülecek bir siyasi sorun olmaktan çıkmakta olduğunu ve Ada’nın, büyük güçlerin güvenlik ve jeopolitik rekabetinin bir parçası haline gelmekte olduğunu söylüyor. Bence o durum, yukarıda değindiğim yazıda dile getirdiğim gibi zaten çoktan ortaya çıktı.

***

Bu arada, henüz yeni bir Batı güvenlik mimarisi oluşturma düşüncesinin tam olarak hayata geçirilmediği görüşünde olduğumu belirtmem gerekir. Türkiye NATO’da ve Ada’daki konjonktür bugünkü gibi olduğu sürece böyle bir şey eşyanın doğasına aykırı olur. Ayrıca Batılılarda, “ABD’siz” bir güvenlik mimarisinin Türkiye’siz olamayacağı algısı çok güçlü. (Batılıların -ne denli dürüst oldukları kuşkulu da olsa!)
Sonuç olarak, şu soruyu soruyor Sayın Raşit Pertev: “Ada bir barış ve uzlaşı alanı mı olacak, yoksa Doğu Akdeniz’de büyük güçlerin yeni stratejik karakolu mu?”
Bence soru şöyle olmalı: “Ada bir barış ve uzlaşı alanı mı olacak, yoksa Güney Kıbrıs Doğu Akdeniz’de büyük güçlerin yeni stratejik karakolu mu?”
Peki ama şöyle ya da böyle, Ada eğer bir barış ve uzlaşı alanı olacaksa, bu ortam içinde nasıl olacak?
Sheakspeare’in Hamlet’e söylettiği gibi: “Bütün mesele bu!”