İnsanlığın, uluslararası toplum/ilişkiler/hukuk ve Dünya Barışı ile ilgili değerlerin ayaklar altına alındığı, orman kanununun acımasızca egemen olduğu bir garip aleme dönüştüğünü daha önce de yazdım bu sayfada. “Uluslararası hukuk, egemenlik, toprak bütünlüğü, demokrasi, insan hakları ve bir bütün olarak var olan dünya düzeni başka türlü yazmaya olanak bırakmadığından aynı şeyleri daha çok yazacağız anlaşılan! İşin ilginç yanlarından biri, kâğıt üstünde kalan/buharlaşan, kendi yok zavallı “uluslararası hukuk” hala daha dillerden düşmemekte, yüceltildikçe yüceltilmekte, çoğu kez-varoluşumuzun tek dayanağı olarak, hakkında "güzellemeler" döktürülme süreci sürdürülmektedir.
Olduydu, olacaktı denen, ABD-İsrail’in İran saldırısı gerçekleşti. Bir bakıyoruz, ekranlara doluşan birçok insan, olay hakkında döktürdükçe döktürüyor. Olaya süre biçenler çok. Anımsıyorum Ukrayna için de benzer şeyler, genellikle de Rusya’nın günler içinde Kiev’e girip Ukrayna’yı teslim alacağı söylenip yazılmıştı. Oysa 2022 Şubatı’nda başlayan o savaş dört yıldır sürüyor. İran için de benzer “analizler” (aslında kehanetler) havada uçuşmakta!
Trump’ın dengesizliğine diyecek yok. İlla ve lakin, ABD ve başkanları benzer şeyleri zaten “hep yapıyor.” Yani sorun tek başına Trump değil, ABD’nin kendisinde, doymayan “emperyal iştiha”sındadır. Vietnam, Afganistan, Irak, Libya, Suriye ve şimdi İran’da aynı ABD söz konusudur.
Amacım kesinlikle Trump’ı aklamak değil ama o da sonuçta kendisinden öncekilerin yaptığını yapıyor. Yani aslında yeni bir şey yok.
Saldırıya uğrayan İran’ın Mollalar Rejimi benim için kabullenilecek bir rejim değil! Bunu söylerken Trump’ı temize çıkarmıyorum. Mollalar Rejimi’ne zerre kadar olumlu bakış açım yok ve olamaz ama sırf saldırıya uğradı diye Mollalar Rejimi “masum” olamayacağı gibi, söz konusu olan Mollalar Rejimi’dir diye saldırgan Trump/ABD ve Netenyahu/İsrail haklı olamaz.
Ne yazık ki olan insanlara oluyor ve ne yazık ki ölen, yaralanan nice insan hem Mollalar Rejimi, hem saldırgan ABD ile İsrail ve onların bağlaşığı Batılı emperyalist güçler ve AB için “sayı”dan öte anlam taşımıyor. Ve de silah sektörü mutlulukla avuçlarını okşuyor.
Sonuç ne mi olur? O kadar çok senaryo dile getiriliyor ve hangisi gerçekleşecek tahmin edilemiyor ki… Kesin olan bir şey var: Hangi senaryo gerçek olursa olsun geride acı, gözyaşı, yıkım, kaos ve istikrarsızlık kalacak, kazanan silah sektörü olacaktır. Bundan öncekilerde olduğu gibi.
Bu arada Adamız’ın her an cehennemin bir parçası olabileceği o kadar kesin ki! Baksanıza Ağrotur İngiliz Üssü’ne “uğrayıveren” bir iha ile uğrayıp uğramadığı tartışmalı füzeler söz konusu artık. Anlayacağımız, kucağımızda her an patlayabilecek “nur topu” gibi bir cehennem topu var.
Bu yazı okunurken İran’ın durumu ne olur bilemem ama emin olduğum bir şey var. Yüceltildikçe yüceltilmekte olup çoğu kez-varoluşumuzun tek dayanağı olarak, hakkında "güzellemeler" döktürülen uluslararası hukuk martavalı, bizim özelimizde, ”martavalın” ötesinde tepemizde “Demokles’in Kılıcı” gibidir ve “rahmetli ortak Kıbrıs Cumhuriyeti” nasıl uluslararası hukukun yapay bir ürünü olarak ortaya çıktıysa, uluslararası hukukun parçası olacak olası yeni bir benzer çözüm de öyle olacak ve başımızın üstünde “Demokles’in kılıcı” olmaya devam edecektir.
Keşke yanılsam…